|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Bütün problemler için 'banko' çözüm önerisidir eğitim. Hangi mesele ortaya atılsa, taraflardan biri ya da hepsi birden, onu ileri sürer. Efendim, önce eğitim. Mutlaka eğitim. Trafik kazalarını nasıl azaltırız? Eğitimle. İşkenceyi nasıl azaltırız? Eğitimle. Yolsuzluğu nasıl azaltırız? Eğitimle. Depremlerden nasıl daha az kayıpla kurtuluruz? Eğitimle. İnsanların zihinlerini batıl itikatlardan nasıl arındırırız? Eğitimle. Özgürlükleri daha iyi nasıl kullanırız? Eğitimle. Eğitim sorununu nasıl çözeriz? Eğitimle. Sevgiyi nasıl sevdiririz, barışı nasıl sevdiririz, kardeşliği, dürüstlüğü, ahlakı, nasıl yaygınlaştırırız? Çevrenin bozulmasını, kirlenmesini nasıl önleriz? Üretimi nasıl arttırırız? Sporu nasıl yaygınlaştırırız? Nasıl daha sağlıklı yaşarız? Bütün soruların, sorunların 'tek' çözümü değilse bile, çözümlerinden birinin eğitim olduğu söylenir. Kara mizah gibi
Bu bakış açısı doğruysa, "Sorunlarımız ne kadar çoksa, eğitimimiz o kadar az" diyebilir miyiz? Diyebiliriz. İsterseniz, kara mizahı çağrıştıran bir soru soralım ve cevap verelim. "Eğitim sorunumuz nasıl çözülür?" "Eğitimle çözülür." Belki de, eğitim sistemimizin en önemli kaygısı, okulları inşa etmek, sınıfları öğrencilerle doldurmak, dolu sınıfların başına öğretmenler göndermek, öğretmenlere birer müfredat vermek ve bakalım ne olacak diye, yılın sonunu beklemektir. Kim ne derse desin, birkaç 'imtiyazlı' okulun dışında, bir eğitim öğretim yılının hikayesi bundan ibarettir. Bütün kuşaklar, tanığıdır, ülkemizdeki eğitim kalitesinin yetersiz olduğunun. Ve kimse, çözemez içinde milyonlarca kördüğüm olan eğitim-öğretim yumağını. Çözmek isteyenler, elini hangi düğüme atsa bir uyarıyla karşılaşır: Dokunma ona. Kendi sorunlarını kutsayan bir eğitim sistemidir bizimki. Garipliğin son örneği
Bu garipliğin en son örneğine, YÖK tartışmalarında tanık oldu Türkiye. Yönetim, 'sorun'a dokunmak istedi. Bir paket hazırladı. Kendi sorununu kutsayan, daha doğrusu kendi kendilerini kutsayan çevreler ayağa kalktı. Dokunma. Peki nasıl düzelecek? Dokunma. Peki sen düzelt. Biz düzeltmeyiz, sen de dokunma... Bir yıldır tartışıyor Türkiye. YÖK'ten sadece bir kelime çıkıyor: Dokunma. Dokunma, bilimin etrafına ördüğümüz duvar, yaşasın. Bilgi, biz istersek girsin okulların kapısından, istemezsek girmesin. Akademik kariyer için düzenlediğimiz betondan, dört köşe kalıplar hiç değişmesin. Üniversitelerimiz, 'Afrika' liginde yarışmaya devam etsin. Neydi bizim en önemli sorunumuz? Eğitim. En önemli sorunumuz, yaşasın! Niçin susuyorlar?
Oysa biz, 'bilgi'nin ne olduğunu biliriz. Bize öğretildi, 'bilenlerle bilmeyenlerin bir olmadığı'. Bizim kültürümüzde var, "İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir" dersi. Yok mu okullarımızda, üniversitelerimizde, 'bilgi'nin kıymetini bilenler? 'Bilgi'ye, 'bilgi'nin özgürlüğüne değer verenler? Onlar niye susuyor? Yoksa YÖK mü engelliyor, onların çözüm üretmesini? Ülkemizdeki öğrenci sayısı, birçok Avrupa ülkesinin nüfusundan daha kalabalık. "Ben öğrenmek istiyorum, bilgi istiyorum" diyen 15 milyondan fazla insan var ülkemizde. Bu büyük potansiyeli, bu büyük enerjiyi israf etmemenin bir yolu mutlaka vardır. İsraf edenler kadar, söyleyecek sözü olduğu halde söylemeyenler de sorumludur bu israftan.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |