|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
'YÖK' TASARISI
OSMAN AKKUŞAK "YÖK" veya "YEK" tasarısı, bir eğitim hâdisesi olmakla beraber aynı zamanda bir kültür hareketidir. Bu mevzûda şâhit olduğumuz münakaşa ve itirazlar karşısında şu suâlleri îrat eylemek bir zaruret olsa gerektir: 1- Hakkındaki şikâyetler ayyuka çıkan üniversitelere bir çeki-düzen vermek; iktidârın bir görevi değil midir? Hattâ, ezici bir ekseriyetle iktidara gelmiş bir hükûmetin başlıca vazifelerinden birisi değil midir? 2- Üniversiteleri yeniden tanzîm etmeye; TBMM'nin ve onun kurduğu hükûmetin selâhiyeti yok mudur? Meclis, îcabettiği zaman Anayasa'yı bile değiştirebildiğine, herhangi bir devlete harp bile ilân edebildiğine göre; üniversite kanûnunu haydi haydi değiştirmek gücüne ve yetkisine sahip değil midir? 3- Liseyi bitiren çocuklarımızın hepsini de üniversitede okutmak; sosyal ve ekonomik dengeleri bozan, işsizliğe ve bunalımlara sebep olan bir gayretten mi ibârettir; yoksa, yüksek tahsîl yapanların çoğalması, fertlerin iş bulma, iş kurma, üretime katılma yeteneklerini artırıcı bir keyfiyet midir? 4- Haftada (20 saat) derse giren üniversite hocasından ilmî araştırma ve buluş beklemek mümkün müdür? 5- Üniversite özerkliği (muhtariyeti); bizde olduğu gibi, senato, kurul, rektör ve dekanların, hiçbir kayda tâbî olmaksızın, keyfî bir surette karar almaları demek midir? (Bir misal olmak üzere kaydedeyim ki: İstanbul Üniversitesi, Merkez Kütüphanesi'nde kitap okumak isteyen ve kendi öğrencisi olmayan öğrenci ve araştırıcılardan her girişte 5 milyon lira ücret tahsil etmeye karar verebilmiş ve bu kararı tereddütsüz uygulamıştır.) Yine sık görülen başka bir olay da; herhangi bir fakültenin, kendi branşıyla ilgili olmayan bir sâhada bir okul, bir enstitü açmakta hiçbir mahzur görmemesidir.) 6- Yekûnu 26.000'e ulaştığı söylenen profesörlerimizden acabâ kaçının orijinal eseri ve orijinal bir buluşu vardır? Batı üniversitelerinde olduğu gibi, bizde de hocalara, araştırma, eser yazma mecburiyet ve sorumluluğu yüklemek, gerekmiyor mu? Memur gibi istihdam etmek yerine sözleşme ile çalıştırmak, ilim adamının verimliliğini ve gayretini artırıcı bir faktör değil midir? Bizde de uygulanmasını sağlamak zor mudur? Bu suâlleri çoğaltmadan hemen söylemeliyiz ki; çocuklarımızı kısa yoldan meslek sahibi yapmak ve mükemmel yetiştirmek için, üniversitelerin orta öğretimle berâber bir bütün halinde mutalâa edilerek yeniden teşkîlâtlandırılmasında bir zarûret ve âciliyet olduğuna şüphe yoktur. Çocuklarımızı, üretici, yaratıcı, irâdeli, karar verebilen, sağlam düşünülebilen, mesleğini iyi öğrenmiş elemanlar hâline getirmek; bütün eğitim teşkilâtını, rasyonel, ilmî ve pratik bir tarzda, yeniden planlamakla mümkündür. Bir başka nokta; bu memlekette artık, her öğrencinin, liyakatini ispat etmek şartıyle, istediği mesleğe, istediği fakülte ve yüksek okula girmesinin sağlanması lâzım geldiğidir.. Bu imkân; neye vâbeste (bağlı) ise, hangi değişikliklerle, hangi usullerle bulunabilecek ise, onları bir şekilde gerçekleştirmek lâzımdır. Bunun için de M.E.B.; ciddî ve bilimsel bir hazırlığı organize ederek ehliyetli danışmanlara ve uzmanlara bir proje hazırlatmalıdır. "Bir işi akamete uğratmak ve sürüncemede bırakmak istiyorsanız, onu bir komisyona havâle ediniz!.." tehlikesine düşürmeden!.. Dekan ve rektörlerin, öğretim üyeleri tarafından seçilmesi hatalı bir yoldur.. Amerika'da olduğu gibi (mütevelli heyetleri) teşkil ederek idarecileri bu heyetlere seçtirmek uygun olur. Karizmatik valiler, başarılı şirket başkanları, güçlü yöneticiler, genel müdürler, emekli generaller, albaylar, cemiyet ve vakıf idarecilerinden seçilecek vasıflı dekan ve rektörler; üniversiteleri çok daha mükemmel idare edeceklerdir. Bunlara vazifeye başlarken yemin ettirilmelidir. Mütevelli heyetini, ya Yargıtay, Danıştay, Anayasa Mahkemesi seçimlerindeki metodlarla, yahut hükümet veya T.B.M.M.'nin kararı ile tespit ve tayin etmelidir. Hükümete, Meclis'e, devletin, milletin herşeyini teslim edeceksiniz de onlardan üniversite idarecilerinin tayinini mi esirgeyeceksiniz. Üniversiteleri siyasi etkilerden uzak tutalım derseniz; zaten seçtiğiniz dekan veya rektörün de bir siyasi görüşü olacak... O görüşün etkisinden kendisini tamamiyle kurtarabileceğini söyleyebilir misiniz? Burada dikkat edilecek nokta; şahsiyat, çirkin politika, hizipçilik ve menfaatçilik gibi unsurların karışmasını önlemek. Üniversiteleri Devlet Denetleme Kurulu'nun, Sayıştay'ın, ayrıca Başbakanlık Murakabe Heyeti'nin kontroluna tâbi tutarsınız, bu suretle sûistimallerden uzak bulundurursunuz. Seçerken dikkat edersiniz, seçildikten sonra icraatını kontrol edersiniz, bu iş bu kadar olur. Kontrolu da kademeli tutabilirsiniz. Yani kontrol edenleri de kontrola tâbi tutarak!...
|
|
|
|
|
|
|