|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Dr. Yalçın Akdoğan ve "AK Parti" imzalı "Muhafazakar Demokrasi" adlı kitap üzerine geçen gün yayımladığım yazıyı hatırlayanlarınız vardır... Söz konusu yazıda, kitap hakkında ("eğer hevesim kaçmazsa") bir iki yazı daha yazmayı düşündüğümü de söylemiştim. Ama hevesim kaçtı doğrusu!.. Hevesimin kaçmasının birkaç nedeni var. Önce, Yalçın Doğan ile (telefonda) yaptığım görüşme sonucunda, yazarın eseri hakkında bir tartışmaya girmeye gönüllü olmadığını hissettim. Oysa benim tartışmayı sürdürme niyetim, "AK Parti" imzasını da taşıyan çalışmanın olabildiğince ciddi bir biçimde (tabii ki başta yazarı da işin içinde olmak üzere) tartışılmasına fırsat yaratmaktı. Hevesimin kaçmasının ikinci önemli nedeni, "Muhafazakar Demokrasi" tartışmasına başlandığında, bu tartışmanın günler alacağını farketmem oldu. Yani bir bakıma, eğer tartışmaya başlayacak olursak, hiç değilse bir iki aylık yazıyı bu işe tahsis etmek gerekecekti! "Muhafazakar Demokrasi" üzerine söylediklerimin bazı okurlarım tarafından "çok acımasız" bulunduğunu da belirteyim. Ama ben, başlangıçta olduğu gibi şimdi de bu fikirde değilim. Bunun nedenini yazarlardan Akdoğan'a da açıklamaya çalıştım: Bir kere herşeyden önce, Başbakan'ın "Sunuş" yazısını kaleme aldığı, ampul ambleminin kapağını süslediği böyle bir çalışma mutlaka (ama mutlaka) sıkı bir tartışmanın konusu olmalıydı. Eğer kitabın takdim tarzını ciddiye alıyorsak tabii ki... Dile kolay; ülkede tek başına iktidar olmuş (ve bu gidişle epeyce bu konumunu sürdüreceği de anlaşılan) bir parti, hem de AB'ye üyelik sürecinde, fikriyatını ortaya koyan bir "manifesto" yayınlamış, ama bu girişim basında yer alan birkaç hafif yazıyla geçiştirilecek! Olacak iş mi? Eğer Türkiye de "medeni bir ülke" ise, bu "manifesto" tabii ki onlarca, yüzlerce akıl tarafından elden geçirilecek, eleştirilecek, sırasında da (eğer gerekiyorsa) "doğduğuna pişman edilecek"! Düşünce dediğimiz şey böyle bir sürecin yaşanmasını gerektirmiyor mu? Neyse, dediğim gibi, ben kendi payıma "Muhafakazar Demokrasi"ye ilişmemeye karar verdim. Ancak, bazı okurlarımın "Şu 'Refah Devleti' meselesini biraz daha açamaz mısınız?" şeklindeki ısrarları karşısında, "Muhafazakar Demokrasi"nin bu konuda ne düşündüğünü yine de birkaç alıntıyla aktarmaya çalışacağım. Kitabın 42. sayfasında şu satırları okuyoruz: "Muhafazakarlara göre refah devleti toplumun aracı kurumlarının, yani gönüllü birliklerin, yerel yönetimlerin, kilisenin ve 'hepsinden önemlisi toplumu bir arada tutmanın ve değerlerin iletilmesinin en temel aygıtı olan ailenin' gerilemesinin başlıca nedenidir."(!) Aynı konuda, kitabın 58. sayfasında yer alan satırlar da şunlar: "Refah devletinin büyümesiyle ailenin parçalanması arasında bir bağ vardır. Sosyal yardım kurumlarının insanları önceki nesillerde aileler tarafından sağlanan destek biçimlerini devletten beklemeye alıştırdığı iddia edilmektedir. Refah devleti bazı babaların eş ve çocuklarına karşı sorumluluklarını terketmesine izin vermiştir."(!) Görüyorsunuz, AK Parti (ve yazar Akdoğan) çok enteresan bir fikriyatın sözcülüğünü yapmaktalar! Çok da "kolaycı" bir yaklaşım doğrusu; bugüne kadar (Anayasa'da "sosyal devlet" olarak geçse de) Türkiye'de gün yüzü görmemiş olan "Refah Devleti"nden "Bakın, Allah'tan bu yola girmemişiz, zira bu devlet şekli 'aile'yi paramparça ediyormuş da haberimiz yokmuş!" fikriyatıyla bir anda sıyrılıvermek! Aman kapılardan uzak olsun... İnsanlar "sosyal yardım" alacak diye "ailemiz"den mi olacağız! "Kolaycılık"ın, kestirme yoldan gitme tercihinin nereye ulaşabileceğini görüyor musunuz? Batı ülkelerinin önemli bir bölümünün arkasında hiç değilse yüz yıllık bir tarihi olan, İkinci Savaş sonrası daha güçlenerek çalışanlara biraz nefes aldıran "Refah Devleti" (isterseniz "Koruyucu Devlet", "Sosyal Devlet" de diyebilirsiniz) başta "aile" olmak üzere "muhafakazar" değerlerin taşıyıcısı kurum ve ilişkilerin baş düşmanı kesiliverdi.... Peki "Muhafazakar Demokrasi"ye soralım bakalım: Bu fikriyatı Batı ülkelerinin nüfuslarının büyük çoğunluğunu oluşturan ücretli kesime anlatarak fikirlerini alsanız, acaba size nasıl cevap verirlerdi? Hiç değilse yüz yıldır mücadelesini verdikleri "Refah Devleti"nden sizin terimlerinizle konuşulmasına ne derlerdi? Gelin isterseniz, "Muhafazakar Demokrasi"de adları geçen "yabancı" pekçok muhafazakar düşünürü bir kenara bırakarak ve kitabın Türkiye'deki "muhafakazar düşünceye en yakın isimler" arasına yerleştirdiği Yahya Kemal'in "Eski Paris" adlı şiirinden şu güzel mi güzel dizeleri aktararak yazıyı noktalayalım: "Eski Pâris'de bir ömür geçti; "Jaures'in gür sadâsı devrinde," Unutmayın; "muhafakazar" şairin "gür sadâsı"ndan söz ettiği Jaures, geçen yüzyılın başında "Refah Devleti"i için mücadele veren bir sosyalistti.... Nereden nereye....
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |