AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
İyi ki doğdum...

Bunu bana yapmayacaktın Kıvanç Değirmenli...

“Kim bu Kıvanç Değirmenli?” diye soracağınızı biliyorum. Efendim, bu isim, son dört-beş gündür star gazetesinde kendisine sütun açtı. Kulis’in üzerinde benim gölgeli bir fotoğrafım var ya, o da benimkine benzer bir silüet kullanıyor. Benim adım Taha soyadım Kıvanç ya, bu ‘yeni’ arkadaş kendine ad olarak benim soyadımı almış... Belli ki, bana, ötelerden “Hoşbuldum” diyor...

Bakmayın şikâyet eder gibi göründüğüme, bu tür öykünmeler beni mutlu eder... Yıllar önce, Bâbıâli’de ‘Taha Kıvanç’ fırtınası eserken, karşıma ‘Baha Kıvanç’ adıyla birini çıkarmışlardı. Önce bir gazetede yazdı bu tip, sonra haftalık bir dergiye taşındı. Ağabeyim olduğunu iddia ediyordu... Yazılarında aynı evde büyüdüğümüzden söz ediyor, yeterince ‘Kemalist’ olmadığım için babamın zaman zaman kulağımı çektiğini yazıyordu...

Salvosuna mâruz kalan birkaç ünlü gazeteci, “Kardeşin bana saldırdı” diye telefon açınca, ben bile kuşkuya düştüm. Bereket, babam, Baha Kıvanç’la ilgili hislerini, “Ekmedim böyle tohum, hergele nerden çıktı?” diye özetleyince rahatladım...

İnanmayacaksınız, ama doğru: Taha Kıvanç olarak çilem ‘sahte ağabey’ ile sona ermedi; yine aynı günlerde başıma bir de ‘babam’ olduğunu iddia eden biri çıktı. MHP’ye yakın bir dergi, ‘Kulis’ başlığı altında yer alan yazıların yazarı olarak ortaya sürdü Seza Kıvanç’ı... Bir başka gün Deha Kıvanç... Ben bir köşede herkesle ilgili yazıyorum, üç farklı eğilimdeki yayın organında, kanbağı iddialı kişiler de, benimle ilgili yazılarla okur karşısına çıkıyorlardı... Ara sıra, “Sahtelerimden sakınınız” uyarısında bulunmamı gerektiren bu garip durum bir-iki yıl kadar sürdü...

Tam rahatladığımı düşünüyordum ki, star, Kıvanç Değirmenli’yi sahaya sürüverdi... Neyse ki, Kıvanç Bey soyadımı almakla yetiniyor; şu ana kadar o cânipten herhangi bir sataşma gelmedi. Eğer yazıları yazan tahmin ettiğim kişiyse bundan böyle de gelmeyeceğini sanıyorum...

Star’ın yeni yazarı, epey bir süre Türkiye dışında yaşadığı için olacak, bazı konularda yerleşik kanaatleri tam bilemiyor. Sözgelimi, göreve başladığının ikinci günü çıkan ‘sağ siyaset’ yazısında, Ak Parti’yi bekleyen siyasi ‘tehdit’ olarak, ‘koç gibi güçler’ dediği odakların desteğini almış bir ismi anıyor: Bedrettn Dalan... Yurtdışı günleri yüzünden belleğinden silinmiş olmalı: Bedrettin Dalan’a o ‘koç gibi güçler’ vaktiyle bir parti kurdurdular da seçime bile giremedi. DYP’ye kapağı zor attı Bedrettin Bey ve Meclis’i beğenmediği için de çabucak İstanbul’a döndü...

O yazıları yazdığını tahmin ettiğim kişinin ‘istihbaratçı’ kökenine duyduğum saygı yüzünden, ilk gün değindiği, gazetenin ilk sayfadan gördüğü başka bir olayın peşine düştüm. Beni meraka sevkeden, ABD’nin yeni büyükelçisi Eric Edelman’a hitap eder tarzda kaleme alınmış şu satırlarıydı soyadaşımın: “Ayrıca İstinye'de belli gazetecileri toplayıp 'Yeni Osmanlıcılık' eğitimi vermek de pek fayda getirmeyecektir. Sonuçta; üç Türk tarihçi ve iki ABD'li stratejistin karşısına adları bizde saklı 10 'gazeteciyi' oturtup onlara bir kaç gün boyunca; 'ABD'nin çıkarları ile Türkiye'nin çıkarlarının kesiştiği' noktaları anlatmak da uzun vadede pek bir işe yaramayacaktır.”

Bu satırlara göre, ABD büyükelçisi Edelman, üç Türk tarihçiyle iki ABD’li stratejistin karşısına 10 Türk gazeteci oturtmuş ve onları birkaç gün boyunca ‘Yeni Osmanlıcılık’ konusunda eğitmiş... İlginç ve meraka değer değil mi?

Kendisi de bu tür konulara meraklı bir politikacı dostum, İstinye toplantılarına katıldığını öğrendiği gazetecilerden 6’sı olduğunu bildirerek bir liste gönderdi. Listede yer alanlardan üçü vaktiyle bizim gazetede buluştuğumuz yazarlar... Onlardan ikisinin epeydir İstanbul dışında olduğunu bildiğim halde, merakımı yenemeyip biriyle görüştüm: “Yok, ayol” dediği konuştuğum gazeteci, “Eric Edelman’la tanışmam bile...”

Ülkemizde “Tarihçi” dendiğinde ilk akla gelen iki isimden biriyle de karşılaştım aynı günlerde; dilimin ucuna geldi, ama “Böyle bir zihin yıkama maratonu oldu mu?” diye sormayı nezaket dışı buldum. Bu sebeple de, yazıyı yazdığını tahmin ettiğim kişinin ‘istihbaratçı’ kimliğine güvenmeme rağmen, İstinye’deki birkaç gün sürmüş buluşma bilgisini ihtiyatla karşılamaya devam ediyorum... Geçmişte yazdığı raporlarda ileri sürdükleri ilk duyulduğunda tepki çekse de ilerleyen yıllarda doğrulanmıştı; belki bu yeni bilgi de bir biçimde doğru çıkabilir, ne bileyim?

Buraya bir iddiamı kaydedeyim: Şimdi yazdığı gazeteyi kuran ailenin 20 gündür ortalıkta görünmeyen ‘kanun kaçağı’ durumundaki fertlerinin nerede olduklarını biliyordur Kıvanç Değirmenli.... Bakarsınız, bir gün, aranan kişilerin nerede bulunabileceğini de o sütundan öğreniriz. Dayanamayıp satır aralarında olsun verebilir o mesajı Kıvanç Bey...

İşte, görüyorsunuz, yakın ailemle gül gibi geçinip gidiyoruz. Sanal ağabeyim, sanal babam artık yazmaz oldular; ancak sanal soyadaşım medyaya benim açımdan yeni bir hareketlilik getirmiş oldu... Keyiflenmediğimi söylersem yalan olur. Nasıl keyiflenmeyeyim? Soyadaşımın bir süre oturduğu ülkede ‘iltifat’ ile ‘taklit’ arasında doğrudan ilişki kurulmaz mı?

Teşekkürler...


8 Eylül 2003
Pazartesi
 
TAHA KIVANÇ


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Karikatür | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED