AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Seküler "turizm hacıları"nın Al(m)anya-Antalya hattındaki "pornografik terör"ü

Medeniyet tasavvuru yolculuklarımızın son (44.) konferansı dolayısıyla hafta sonu Al(m)anya-Antalya hattındaydım. Al(m)anya'ya, Osman Çalış'ın yoğun çabaları ve Alparslan Arslan, Himi Arslan, Ali Sinanoğlu, Aydın Dingil, Mevlüt Koç, Hüseyin Çakal ve İzmir'den üniversite yıllarından arkadaşımız olan Hasan Sezer gibi okuyucuların daveti üzerine gittim. Selçuklu-Osmanlı ruhunun damgasını vurduğu Al(m)anya'nın nedense antik Roma mimarisine benzetilerek yapılan Belediye Kültür Sarayı'nda bir konferans verdim; Antalya'da ise sevgili "mihmandarımız" Sıddık kardeşim ve Mesut Yorulmaz'ın çabalarıyla Anadolu Gençlik dergisinin öğrenci yurdunda öğrenci arkadaşlarla ve bir grup Antalyalı dostla yine medeniyet tasavvuru ekseninde dünyanın ve İslâm dünyasının gidişatı ve meseleleri ekseninde "soluk soluğa" bir sohbet yaptık.

Seküler turizm hacılarının pornografik terör saldırılarının Al(m)anyayı istila ettiği bir vasatta, Alanya'lı dostlarla iki gün iki gece bir beyin fırtınasından diğerine girip çıktık. Şehrin adı erken Roma döneminde Korakesion'muş; Bizans'ın Hıristiyanlığı kabul etmesinden sonra Hıristiyanlığa uygun olarak adı Kalonoros olarak değiştirilmiş. Bu stratejik şehir, 1221 yılında, I. Alettin Keykubad tarafından fethedilince Alaiye ismini almış ve şehir Alanya'ya nâzır ve hâkim muhteşem kalesiyle, camileriyle, medreseleriyle, türbeleriyle, tekkeleriyle, hamamlarıyla silbaştan yeniden kurulmuş. Ama Cumhuriyet'le birlikte Alaiye, nedendir bilinmez, adeta Selçuklu ve Osmanlı izlerini ve hafızasını yok etmek istercesine Alanya diye değiştirilmiş! Düşünsenize Hıristiyanlar şehri "Hıristiyanlaştırıyor", bizse müslüman şehre "müslümanlanlığını" unutturmak için çalışıyoruz! Bu kafa, elbette ki şehrin seküler hacıların pornografik terör saldırılarıyla istilâ edilmesi karşısında hiçbir şey yapamayacaktır! Yazık, çok yazık!

Oysa 800 yıllık Selçuklu Kalesi ve Tersane bu istilaya meydan okurcasına hâlâ capcanlı ve dipdiri. Bir gün Alaiye'nin gerçek ruhuna ve "hürriyet"ine kavuşmasını diliyor ve şehre Selçuklu Sultanı'nın adının yeniden iade edilmesini istiyorum tüm yetkili ve etkili zevâttan!

Selçuklu ve Osmanlı kültürünün ruh verdiği Alanya'nın her şeye rağmen diriliklerini, azimlerini, inançlarını yitirmemekte kararlı olan ve direnen güzide insanlarıyla bu seküler pornografi kültürünün istilasından kurtulacağı günlerin ve zamanların hayalini kurduk iki gün boyunca...

Yazının başlığında Al(m)anya-Antalya hattında yaşandığını söylediğim "seküler turizm hacılığı" ve "pornografik terör" olgularının sadece burayla sınırlı olmadığını, Ege ve Akdeniz kıyılarımız boyunca "sere serpe uzanan" bütün sayfiye kentlerimiz için de aynen geçerli olduğunu söylemek bile gerekmiyor.

Turizm olgusu, modern insanın varoluş ama daha çok da yokoluş serüveninin izini sürmek bakımından münbit bir fenomen.

Önce, seyahat vardı. İkinci sanayi devriminden -18. yüzyılın ikinci yarısından- itibaren iletişim ve ulaşım vasıtalarında yaşanan "baş döndürücü" gelişmeler, seyahatin yerini turizmin almasıyla sonuçlandı.

Seyahat, bir keşif çabasıydı: Hem farklı dünyaları, kültürleri ve medeniyetleri; hem de bu süreçte seyyahın kendisini, kendi kültür, tarih ve medeniyet dünyasını keşfetme çabası. Seyyahlar, ayrıca, Avrupa'da Rönesans'tan sonra yaşanan kültürel, düşünsel, sanatsal ve tabiî bilimsel atılımların tetiklenmesinde de küçümsenmeyecek bir rol oynamışlardı.

Sekülerlikle dünyanın istila edilmesi demek olan sömürgecilik ve kültürlerin yağmalanması ve düzleştirilmesi demek olan turizm ve neo-paganizm fenomenleri arasında kopmaz ilişkiler var: John Urry, seyahatin yerini turizm'in almasıyla birlikte, "keşfin, hatıra'nın, gizemin ve sürprizin de ortadan kalktığını ve insanların, kültürlerin ve mekânların istila edilerek yağmalandığını" (Mekânları Tüketmek / Ayrıntı Yayınları, s. 309) söyler.

Turizm, aylakça ve sefihçe tüketme, haz alma, hoşça ve boşça vakit geçirme, modern hayatın bunaltıcılığından ve rutinleşerek mekanikleşmesinden kaçma pratiği icat ederek hayatın her alnını sekülerleştirmiştir: Sonuçta turizm, insanları, sadece kendi bencil arzularının, hazlarının peşinde koşturmaya, dolayısıyla anlık ve geçici hazlarını, bencil arzularını kutsamaya ve bunların kölesi olmaya itmiştir: Neo-paganizm biçimleri olarak tanımladığım bu durum, kaçınılmaz olarak insanları, büyük insanî kaosların, felâketlerin, savaşların ve trajedilerin yaşandığı dünyanın ve insanlığın en temel varoluş sorunlarına karşı körleştirmekte, duyarsızlaştırmakta ve yabancılaştırmaktadır. İnsanın ruhsuzlaşma ve "sürüleşme" serüvenin bir başka adıdır bu. Çünkü turizm fenomeni, John Urry'nin de altını çizerek vurguladığı gibi, "turistin eleştiri yetilerini ve faaliyetlerini iptal eden çarpık ve çarpıtılmış bir bakış pratiğidir: Turist bakışı, farklı kültürel oluşumları, anlam dünyalarını ve dünya tasavvurlarını (image) bastırır, örter ve buna mukabil olarak ise hâkim iktidar biçimlerini, kurumlarını ve ilişkilerini hem meşrulaştırır, hem de meşrulaşma sürecini hızlandırarak pekiştirir."

MacCannel, bu durumun turisti, "seküler bir hacı" konumuna getirdiğine ve "toplumsal tapınma biçimi" ürettiğine şu çarpıcı gözlemleriyle dikkat çeker: "Turistin küresel coğrafya'da çıktığı gezinti, sonuç itibariyle modern [seküler] toplumun meşrulaşması, sevecen ve kabul edilebilir bir biçimde gözükmesi etkisi yaratır. Böylelikle turistin çıktığı gezinti, seküler bir hac seyahatine dönüşür ve seküler hacıların yaptıkları iş, sonuçta Batı dışındaki toplumlarda sefalet içinde yaşandığını zannederek kendi toplumlarına tapınma duygularını pekiştirir."

Görüldüğü gibi turizm, sekülerliğin bir icadıdır ve "sürü"ye dönüşen turist kitlelerini seks, kum, güneş arayışıyla, pornografik haz, arzu, "oyun" ve "tören"lerle hayattan kaçırarak "arındırır". Ortaya çıkan şeyin adı, "pornografik terör"dür: Bir yandan sadece sahiller ve plajlar değil, tüm sayfiye kentleri "pornografik teşhir pazarı"na dönüşür; öte yandan da, bu "pornografik" kültür, nüfûz ve sirayet ettiği yerlerdeki kültürel değerleri, anlam dünyalarını ve anlam haritalarını istilâ ederek fosilleştirir.

Al(m)anya-Antalya hattında çıktığım yolculukta bu "pornografik teşhir pazarı"na ve istilâ hareketine bir başka istilâ hareketinin daha eklendiğine tanık oldum: Alanya'ya gelen turistlerin kahir ekseriyetini Almanlar oluşturuyormuş; Almanlar Alanya'da üç binden fazla ev satın almışlar ve Alanya'yı bir tür Al(m)anya'ya çevirmişler...


8 Eylül 2003
Pazartesi
 
YUSUF KAPLAN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Karikatür | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED