AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Albaraka Türk

Y A Z A R L A R
Tırsın alçaklar Yazman geliyor

Değerli ozan, yazar, çevirmen, gazeteci Özdemir İnce, dünkü yazısında "Bir gayri asri ailenin yakından görünüşü"nü incelemiş.

Bir gayri asri aile...

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve eşi Hayrünnisa Gül'den sözediyor.

Anlatım kötü.

Türkçe kötü.

Niyet, zaten kötü.

Türkçe yazan, Türkçe düşünen, Türkçe'nin önemli şairlerinden biri kabul edilen Özdemir İnce'ye "gayri asri"nin nasıl yazılacağını biz öğretecek değiliz; otursun öğrensin.

Ama üslubu da sorunlu değerli ozanın.

Hem kaba, hem son derece saldırgan.

Eee, sen tutar adamı "ikinci cumhuriyetçilerin korkulu rüyası", "süper yazar", "herkese haddini bildiren kalem" diye medya dünyasına salarsan, olacağı budur.

Hayır, yazdığı yazıya cevap verecek değilim.

Bana ne?

İnce'nin akıllı uslu bir tartışmayı kaldıracak zihnî olgunluğa sahip olmadığını Mehmet Yavuz'la girdiği "çeviri polemiği"nden biliyoruz.

Niyetim, Özdemir İnce'yi Özdemir İnce'ye göstermek.

Arkadaşımız, "kendisini kutsallaştıran, takipçilerini de toplumun aslî unsurları kılan bir ideoloji"ye mensup olduğu için, doğal olarak "doğruları" vazettiğini düşünüyor ve toplumu kendisi gibi "kurtulmuş" bireylerle aynı çağdaşlık çizgisinde görmek istiyor.

Göremeyince deliriyor.

Bir Belçika dergisine demeç veren Bay Gül, "Lisede, ortaokulda hiç kız arkadaşım olmadı, çünkü sınıfta kız yoktu. Eskiden evde oturmayı tercih eden kızlar şimdi okula gidiyor, aktif hayata katılmak istiyorlar. Bu bağlamda başörtüsü, türban bir modernleşmenin yansımasıdır" demiş, oysa Özdemir İnce'nin zamanında durum başkaydı, 1940'larda ve 50'lerde sınıfta kızlarla yan yana oturuyordu, beden eğitimi dersinde karma takımda basketbol oynuyordu; Bakan Gül ise kalkmış Türk kadınlarının "peçe ve çarşafa girecek kadar modernite alanında avangardlaşmasını" bekliyor.

İnce, karma takımda basketbol oynadığı kız arkadaşlarının "modernleştirilmesinden" korkuyor.

Haklı.

Ama rasyonalitesi olmayan bir korku.

Bunu ya bilmiyor, ya da bilmek işine gelmiyor.

Kafadan "çağdışı" ilan ettiği Hayrünnisa Gül hakkında yazdıkları daha ürkütücü.

Şöyle diyor:

"Türbanı yüzünden 23 Nisan törenlerine katılamayan Bayan Hayrünisa Gül'ün üzüntüden ateşi 40 dereceye çıkmış. 'İstenmediğim yerde olmak istemem, çok incindim!' demiş, ardından bir sosyolojik analiz yapmış: 'Bir ülkede farklı kültürlerin ve dinlerin bir arada yaşayabilmesi zenginliktir. Osmanlı'yı örnek alalım. Bu imparatorluk farklı kültürlere açık olduğu dönemlerde büyük yükselişteydi. Ne zaman kendini kapattı, o zaman çöküşe geçti. Türkiye için yapılması gereken bunca şey varken, benim başörtümü açmam neye yarayacak?'

Çok şeye yarar: Cumhuriyet kadını olur, önümüzdeki yıl çok istediği 23 Nisan bayramına katılır, ateşi yükselmez ve incinmez!"

Görüyorsunuz; nasıl kaba, nasıl çirkin, nasıl aşağılayıcı bir üslup

Aklı sıra ironi yapıyor.

Ama bir kadınla, dahası bir insanla konuştuğunu unutuyor.

Demek ki üzülmemek, incinmemek, ateşimizin yükselmemesi bizim elimizde. İnce'nin tayin ettiği çerçevede yaşamaya razı olalım, mesele bitsin.

Bu kadarını Jakobenler bile akledememişti.

Kaderin garip cilvesine bakın ki, bir "gayri asri" figür olarak Hayrünnisa Gül'ün yaptığı sosyolojik analiz daha "çağdaş", daha "tutarlı", hatta daha "insanca" geliyor insana...


11 Haziran 2003
Çarşamba
 
AHMET KEKEÇ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED