|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Ercan Arıklı, başarılı dergilerin, döneminin hakim eğilimi (eğilimleri) üzerinde "sörf yapan" dergiler olduğuna inanırdı. Nasıl ki Gelişim Yayınları'nı "siyasetten kaçış, hayatın her alanına ilgi duyma" dalgası üzerine kurduysa, 1 Numara Yayıncılık'ı da 1990'ların kişisel özgürleşme-farklılıklara tolerans-başarı etiği-haz arayışı gibi dalgalar üzerinde inşa etti.
Ercan Arıklı "güç"ün ve "başarı"nın insanıydı; güçsüzleri ve zayıfları sevmezdi, güçlü insanların zaman zaman zayıflıklar göstermesine ise bir noktaya kadar tolerans gösterirdi. (Bu açıdan ruhlarımızın kardeş olduğunu söyleyemem. Ben, "kahraman doğan ve hayatının sonuna kadar öyle kalan"ların kategorisinden değilim.) Ercan Bey, bu özelliği nedeniyle etrafındakilere sadece mutluluğunu gösterirdi (çünkü mutluluk "güç"tür), acılarını göstermezdi (çünkü acı çekmek "zayıflık"tır). Konumuzla ilgisiz gibi görünen bu satırları, dün bıraktığım noktada, Gelişim Yayınları'nın satılmasında Ercan Bey'in ruh halinin anlaşılmasına yardımcı olsun diye yazdım... Gelişim'i, adı o zamanlar hiç de iyi anılmayan bir işadamına satmasını kendisine yediremediğini, satıştan önce çok büyük bir huzursuzluk yaşadığını bana yıllar sonra anlattı. (Oysa o günlerde hiç huzursuz görünmüyordu... Benzer bir maskeyi, Söz gazetesine Sabah'çıların yaptığı ünlü "gece baskını"nın ertesi günü de görmüştük yüzünde. Söz'le aynı binada çalışan biz Nokta'cılar, "Ercan Bey herhalde bu sabah gelmez" diye düşünürken, o har zamanki saatinde, belli ki banyosunu yapmış, en şık haliyle, yüzünde geniş bir gülümsemeyle girdi yazıişleri salonuna... Hepimiz çok şaşırmıştık... Belli ki o anda onun için en önemli şey, yanında çalıştırdıklarının, İçinde bulunduğu duruma üzülmemesini sağlamaktı ve bunu kesin bir biçimde sağlamıştı.) Ercan Bey'in Gelişim'i satması sırasındaki ruh haline ilişkin "itiraf"ını biraz açmalıyım, çünkü burada onun "hayat başarısı"nı sağlayan unsurlardan biri daha ortaya çıkacak... Konu, Ercan Bey'in Aktüel'de editör ve yazı işleri müdürü olarak çalıştığım dönemlerde de takılmayı sevdiği benim "prensipli" halimden gelmişti Gelişim'in satışına... Ama artık yayın yönetmeniydim ve patron galiba benden biraz "iskonto" bekliyordu... Sanıyorum yayın yönetmenliğimin üzerinden birkaç ay geçmişti, konuyu gene oraya getirdi ve "Bak hayatım" diye başladı söze, "senin bu halini takdir etmiyor değilim ama çıtayı çok yüksekte tutuyorsun. Neden biraz indirmeyi düşünmüyorsun?" "Mutsuz olmamak için" diye cevapladım. O zaman bana şöyle dedi: "Ben Gelişim'i Kemal Horzum'a satmadan önce günlerce düşündüm, çok huzursuzluk çektim. Sonunda kendime şu soruyu sordum: 'Bak Ercan, bu işe evet dersen artık eski Ercan Arıklı olamazsın. Bunu yaparsan, artık değerleri başka bir adam haline geleceksin. Yeni halinle mutlu olabilecek misin? Düşün, öyle karar ver.' Düşündüm, kararımı verdim. Şu anda karşındaki Ercan Arıklı başka bir adam ama mutluyum." Öyleydi, kişisel mutluluğa kurgulu bir adamdı ve bunu her zaman başarıyordu...
1 NUMARA YAYINCILIK VE AKTÜEL
Ercan Bey, Gelişim'i sattıktan sonraki birkaç yılı "pas" geçti. Bu arada, ona Gelişim'i satabilme gücü veren "dönemin ruhu" da giderek daha fazla sirayet ediyordu toplumun hücrelerine... Bireysel özgürlük ve farklılıklara tolerans talebi, Türkiye'nin daha önce tanıdığı bir şey değildi ve bu değerler hızla yükseliyordu. Ama döneme damgasını vuran asıl kabul başkaydı. Asıl kabul "başarı etiği"ydi. Çünkü ilk iki talebin etkili ama dar grupların talebi olarak ortaya çıkmasına karşın, "başarı etiği" sistemden nasiplenen ya da nasiplenme umudu taşıyan milyonlarca insanı çekiyordu etki alanına... Çok çalışan, çok kazanan (ya da çalışmadan kazanan), çok eğlenen ve bastırılmış hazlarının peşinde koşan yeni bir kentli kuşak çıkmıştı ortaya... Başarılılar yüceltiliyor, başarısızlar (toplumsal koşulları hiç hesaba katmadan) küçümseniyor, böcek gibi görülüyordu... Ayşe Arman'ın Hürriyet'te çok başarılı genç bir işadamıyla yaptığı söyleşiyi hatırlıyorum. Adam övüne övüne çok önemli bir iş toplantısını tercih ettiği için ilk çocuğunun doğumunda bulunamadığını anlatıyor, Arman da bu büyük özveriyi büyük bir memnuniyetle onaylıyor, not ediyordu... Etraf, kendi çocuğuyla ilişkisini başaramamış çok "başarılı" işadamı, bankacı ve gazeteciyle dolmuştu... Ercan Bey, birkaç yıl süren suskunluğunu 1990'ların başında Aktüel ile bozduğunda anlaşıldı ki, bu dönem "boş" geçmemişti. Yeni, ses getirecek bir yayıncılığın üzerinde "sörf yapacağı" dalgayı bu kez de o sezmişti: Bireysel özgürlük-farklılık-sivilleşme-başarı etiği-hazcılık... (Ercan Bey, derginin gazeteden farkını vurgulamak için dalga-sörf metaforuna çok sık başvururdu. Ona göre, başarılı bir dergi, toplumda tekabülü olan bir dalganın -eğilimin- üzerinde yükselebilirdi.) Bence, o dönemin "dalga"sını en iyi anlatan slogan, bir 1 Numara Yayıncılık dergisi olan Esquire'ın ilanında yer alan şu slogandı: "En güzel kadınlarla gezin, en güzel yemekleri yiyin, en güzel şarapları için..." Paranın nereden geldiği önemli değildi, dönem "daha fazlasını iste" dönemiydi... 1 Numara Yayıncılık dergileri, dört-beş yıllık bir aradan sonra Gelişim dergilerinin yakaladığına benzer bir başarıyı yakaladı: Bu işin başında da Ercan Arıklı'nın olması tesadüf değildi kuşkusuz. Zamanın ruhunu gene o tam zamanında sezmiş, sörfünü, dalga tam yükselirken onun en tepesine yerleştirmişti. AKTÜEL VE SİVİL DERGİCİLİK
Nasıl ki Gelişim dergileri arasında Nokta'ya özel bir yer ayırdıysak, 1 Numara Yayıncılık dergileri arasında da Aktüel'e özel bir yer ayırmalıyız... Aktüel, "yeni dalga"nın yukarıda sıraladığımız bütün unsurlarını bünyesinde barındıran bir dergiydi... Öyle ki ona İslamcılar da, solcular da, yuppie'ler de ilgisiz kalamıyordu. Hasan Cemal, Arıklı'nın ardından yazdığı yazıda Aktüel'in yerini özel olarak vurgularken haklıydı, gerçekten de çok etkili bir dergi olmuştu... Ama onun "sivil" özelliğini özellikle vurgulamamız gerekiyor... Şunu güvenle söyleyebilirim: Aktüel, bu ülke medyasının "ana akım"ında yer alıp da gerçekten "sivil" kalabilmiş yegâne yayın organıydı. Hakan Albayrak Millî Gazete'de sırf bunu teslim etmek için özel bir yazı yazmıştı. Aktüel, gazetecinin dilinin devletin diliyle aynı olamayacağına inanan ve bunu uygulayan bir dergi oldu hep. Bedeli de oldu bu tutumun: Merkez medyada çalışan gazeteciler aleyhine açılan siyasi davalardan sadece ikisi mahkûmiyetle sonuçlandı, her iki dava da Aktüel'de yayımlanan haberler nedeniyle açılmıştı. Aktüel'in patronu olarak Ercan Arıklı da yargılanıyordu bu davalarda; benim hissiyatım, bu tür davalar onda bir tür sevinç yaratıyordu. Sanki, evet artık bağımsız bir patron değilim ama hâlâ sivil bir gazeteciyim demiş oluyordu böylece... Ne var ki Ercan Bey artık gazetecilikten çok başka işlerle uğraşan ve bu nedenle kendinde "hükümet kurup hükümet yıkma" kudreti gören büyük bir grubun içindeydi. Zamanla bu ilişkilerin içine o da girdi. Ben, medya gruplarının bu işlerdeki dahlinin abartıldığı kanısındaydım. Ta ki, istifa ettikten ve Ayvalık'a yerleştikten sonra Aktüel'i ve Ercan Bey'i ziyaretime kadar... Ercan Bey'i odasında buldum, Ankara'dan yeni gelmişti ve ceketini çıkarıp kıravatını gevşetmekle meşguldü... "Hükümet işleri işte" dedi, "bizimkilerle gittik, görüşmeler yaptık..." Şimdi hatırlamıyorum, "bizimkiler" hangi hükümetin kuruluşuyla ilgiliydi? Ama Tansu Çiller'i tuttuklarını gayet iyi hatırlıyorum... Hiç kuşkum yok, Ercan Bey gerçekten bağımsız, gerçekten sivil bir yayıncılıktan sonra yaşadığı bu tür deneyimler içinde de mutlu olabilmesini bilmişti... Demiştim, o, hayatını "kişisel mutluluk"a göre kurgulamış bir insandı. (A.G.)
Hürriyet gazetesine bakacak olursak, Başbakan'ın İstanbul Ceylan Otel'de yaptığı konuşmayı "sabote" eden 25 yaşındaki Mehtap Yurtluk bugüne kadar "6 kez" gözaltına alınıp serbest bırakılmış. Yeni Şafak'ın konuyla ilgili haberi sadece Yurtluk'un geçmişine ışık tutmamış. Gazetemiz Ceylan Otel'deki toplantıda Yurtluk'tan sonra (yine protesto amaçlı) söz alan (ve bir önceki protestocu gibi yine "tuvalete" – bu kez tabii ki "erkekler tuvaleti"- kapatılan) Ali Ergün'ü de unutmayarak gençlerin bugüne kadar karıştıkları eylem sayısını birlikte hesaplamayı tercih etmiş: "Polis kayıtlarına göre tam 14 kez çeşitli protesto eylemlerine katılan bu iki kişi...." Peki bu "eylemler"in aslı astarı ne; bu iki genç bugüne kadar ne işler çevirmiş ki dosyaları bu kadar kabarık? Bu konuda Yeni Şafak'ta ayrıntılı bilgi yok. Oysa Hürriyet, bu konuda da iyi çalışmış doğrusu... Gazete (yani Hürriyet), Mehtap Yurtluk'un (polise kayıtlarına göre) bugüne kadar karıştığı ve her defasında "gözaltına" alındığı eylemleri şöyle sıralamış:
"9 Aralık 2000: Taksim'de F Tipi cezaevi protestosunda gözalına alındı. Beyoğlu Cumhuriyet Savcılığı tarafından serbest bırakıldı. 14 Aralık 2001: Bakırköy'de F Tipi cezaevi protesto eylemi. Bakırköy Cumhuriyet Savcılığı tarafından serbest sırakıldı. 22 Aralık 2001: Galatasaray Postanesi önünde kart atma ve cezaevlerini protesto eylemi. Beyoğlu Cumhuriyet Savcılığı'ndan serbest. 29 Mart 2003: ABD'nin Irak'a saldırısını protesto gösterisi. Gözaltından serbest bırakıldı. 8 Ağustos 2001: Bakırköy Özgürlük Meydanı'nda İsrail aleyhine protesto gösterisi. 29 Ekim 2001: Bakırköy Özgürlük Meydanı'nda ABD'nin Afganistan'a yapacağı müdahaleyi protesto eylemi. Bakırköy Cumhuriyet Savcılığı'ndan serbest."
Görüyorsunuz; gösterici ne yapsa gözaltına alınmış.... Peki iyi güzel; diyelim ki memleketimizde polis yukarıda sıralanan "eylemler"in hiçbirine müsamaha etmiyor ve bu eylemlere katılanları her defasında gözaltına alıp "sicillerine" not düşüyor... Polis sokakları, her ne sebepten olursa olsun, başkalarıyla paylaşmak istemiyor... Bu memlekette vatandaşın gösteri hürriyeti yok... İyi güzel de, Hürriyet'e ne oluyor? 25 yaşında genç bir kadının her defasında "Cumhuriyet savcılığı tarafından serbest bırakıldı" denerek son bulduğu söylenen bu eylemlerinin teker teker büyük bir ciddiyetle alt alta sıralanmasının ne mânası var? Her defasında serbest bırakıldığına göre belli ki ortada bir "suç" ve "sabıka kaydı" yok. O halde bu gayretkeşliğin mânası ne? Bu listeyi yayımlamanın, Hürriyet okurlarını gösteri hürriyetinin her türü için "yıldırmaya" çalışmanın dışında ne gibi bir mânası olabilir? Gazete vatandaşların "sicilini yayınlamaya" bu kadar mı meraklı? (K.B.)
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |