|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Meclis Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu şöhretler geçidi gibi. Dün de, bir dönemin çok önemli siyasilerini dinledi komisyon üyeleri. Bu hafta sonuna kadar dinlenecek şöhretler arasında eski bir başbakan ile yine eski bir başbakan yardımcısı da var. Komisyonun, raporunu, önümüzdeki ayın ilk haftasında tamamlaması bekleniyor. Türkiye bir yolsuzluklar ülkesi. TOBB, son 20 yıl içerisinde hortumlanan kamu değerinin 189 milyar dolar olduğunu hesaplamıştı; bu, ülkemizin borç yüküne neredeyse eşit bir rakam. Vatandaş arasında da, "Gelen çalmış, giden çalmış" görüşü yerleşik bir kanaat. Başbakan Tayyip Erdoğan, biraz da bu sebeple, kalabalıklar karşısına çıktığında, "Hortumlar kesildi, kaynaklar size akmaya başladı, ekonomideki rahatlama bundan" diyebiliyor. Kamuoyu yoklamalarında, hükümetten beklentiler arasında, ilk sırayı, sürekli 'yolsuzluklarla mücadele' alıyor... Kamuoyunun yolsuzlukla mücadele beklentisi yüksek, iktidar bu konuya özel önem veriyor ve kurulan araştırma komisyonu Meclis'te temsil edilen iki partinin 'dürüst' olduklarından kuşku duyulmayan üyelerinden oluştu... Bu durumda, komisyonun yolsuzlukları ortaya çıkarmasını, hükümetin raporun bulguları istikametinde tavır almasını, Yüce Divan ve mahkemelerin yolsuzluk yapanların yakasına yapışmasını beklemeli değil miyiz? Bu soruya, "Elbette" cevabını vermek hayli zor. Komisyonun Ak Partili başkanı Azmi Ateş bile, samimi bir çalışma yaptıkları halde, kamuoyunun beklentileri istikametinde bir büyük temizliği gerçekleştirebileceklerinden kuşkulu. Haklı bir kuşku bu: Araştırma komisyonlarının, hele şimdiki gibi geçici statüyle kurulmuşlarsa, bağlayıcılığı bulunan bir sonuç almaları mümkün değil; istediği kişiyi karşısına getirme imkânından mahrum bu komisyon. En iyi beklenti, bulgularının başka komisyonlar eliyle yargıya intikal ettirilmesi olabilir ancak... Sorun, yalnızca Meclis'in ve komisyonun çalışma tarzının kısıtlı olmasından kaynaklanmıyor; mevzuat da yolsuzlukların köküne inmeyi engelleyici ayrıntılara boğulmuş durumda. Biraz deşeleyince, 'ticari sır' kavramı üyelerin karşısına dikiliyor. Bankalar Kanunu da, hortumlamaların bütün boyutlarıyla ortaya çıkmasına yardımcı olmuyor. Başbakan düzeyinde şikâyet konusu edilen 'bürokratik oligarşi' ise, "Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için" alışkanlığı sebebiyle, pislikleri halının altına itmeyi açığa çıkarmaya yeğliyor... Bu kısıtlamalar açısından baktığımızda, devleti kemiren muazzam yolsuzlukların yapanların yanına kâr kalması ihtimali epey fazla. Meclis'in azmi, hükümetin çabası, vatandaşın beklentisi iyi hoş da, bütün bu çalışmaların bir sonuca ulaşması bayağı zor. Eğer şimdiden tedbir alınmazsa, kör kuruşun hesabının sorulması ve yetim hakkı edebiyatları bu sefer de boşa çıkabilir... Tedbir belli: Meclis, komisyonun şimdiye kadarki çalışmaları sırasında keşfettiği yasal boşlukları giderecek mevzuat yenilemesini gerçekleştirir; bu konularda ihtisaslaşmış savcı ve yargıçlar hiçbir kısıtlamaya tâbi olmaksızın konunun üzerine giderler ve siyaset pisliklerin ortaya çıkmasını engellemek yerine kolaylaştırıcı bir işlev üstlenir... Bugünkü iki partili Meclis kompozisyonu ve iktidarda Ak Parti'nin bulunuşu yolsuzluk mücadelesinde bir şans aslında. Şans, çünkü geçtiğimiz dönemlerde, yolsuzlukların üzerine yeterince gidilememesi, herkesin tenceresinin dibinin kara oluşu iddiaları sebebiyleydi. Bir de iktidarlar, yarın kendilerinin başına da benzer kovuşturmalar açılır endişesiyle 'devr-i sâbık yaratmak'tan hiç hoşlanmazlar. Bu hükümetin, her iki halde de endişe duymasına mahal yok. Tersine, eğer bu defa da yapanın yanına yaptığının kâr kaldığı manzarası ortaya çıkarsa, vatandaşın duyacağı hayal kırıklığı, iktidarın zarar hânesine yazılacaktır. Umut ile umutsuzluk arasında gidip geliyoruz; terazinin 'umut' tarafı biraz daha ağır çekiyor...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |