AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Albaraka Türk

Y A Z A R L A R
Türkiye-İsrail ve AKP!

Hafta sonu Amerikan Yahudi Konseyi'nden bir heyet Ankara'daydı. Amerika'daki Yahudi lobi örgütlerinden en önemlilerinden biri olan heyet üyeleri Cumhurbaşkanı Sezer, Başbakan Erdoğan, Dışişleri Bakanı Gül ve Genelkurmay yetkilileri ile görüştüler.

Bir gün sonra da Başbakan Erdoğan İsrail Başbakanı Şaron'u telefon ile arayarak iki ülke ilişkilerinin geliştirilmesini görüştü.

Erdoğan, Dışişleri Bakanı Gül'ün önümüzdeki günlerde İsrail'e gideceğini, İsrail Cumhurbaşkanı Katsav'ın da yakında Türkiye'ye geleceğinden söz etti ve kendisinin de İsrail'e ve bölge ülkelerine gideceğini söyledi. Gazete haberlerine bakılırsa Başbakan Erdoğan, Yol Haritası'nı desteklediğini ve Filistinli intihar eylemlerinden üzüntü duyduğunu Şaron'a (Sabra ve Şatilla'da binlerce Filistinli'yi öldürmüştü. HM) bildirmiş..

Bu heyetin Ankara'ya gelişinden kısa bir süre önce de TÜSİAD heyeti Amerika'ya giderek oradaki Yahudi lobi örgütleri ile görüşmelerde bulunmuştu.. Amaç bozulan Türk-Amerikan ilişkilerini yeniden rayına oturtmak!!

Sanki bu ilişkileri Türkler bozmuş gibi!!

Ancak lobi örgütlerinin bir tavsiyesi(!) vardı:

"Türkiye önce İsrail ile ilişkilerini geliştirmeli ve Suriye ile İran'dan kesin olarak uzak durmalıdır"

Çünkü İsrail AKP'nin seçim zaferinden ve AKP'nin iktidara gelişinden tedirgin olmuştu.. O sıralardaki İsrail gazetelerinde bu yönde birçok haber ve yorum yayınlanmıştı..

Bu haber ve yorumlarda AK parti yöneticilerinin ve kadrolarının İslami geçmişi(!) hatırlatılıyor ve Ankara'nın İsrail'den uzaklaşbileceği endişesinden söz ediliyordu..

Kısa bir süre için bu tedirginliği yaşayan İsrailliler, Amerika'daki Yahudi lobilerin de araya girmesi ile Ankara yolunu açtılar..

İsrail Dışişleri Bakanı Silvan Şalom Nisan'da, Savunma Bakanı Şaol Mofaz da (geçen yıl Cenin Katliamının sorumlusu) Mayıs'ta Ankara'ya geldiler. Her iki bakan İsrail ile ilişkilerin her alanda geliştirişlmesi gerektiğini ve Ankara'nın İsrail ve Amerika ile birlikte Suriye ve İran'a karşı hareket etmesi gerektiğini vurguladılar..

Aynı şeyleri son bir ay içinde Amerikan Yahudi lobilerinin en önemli üç ismi tekrarlayıp durdu..

Amerikan Savunma Bakan Yardımcısı Wolfowitz, Dışişleri Bakan Yardımcısı Grossman ve Savunma Bakanlığı Müsteşarı Perle..

Bütün bunları izlerken aklıma Sayın Erbakan'ın iktidar dönemi geldi..

Başbakan Erbakan da hemen hemen aynı koşullarda İsrail ile ilişkilere 'evet' demiş ve Askeri İşbirliği Anlaşması'nı onaylamak zorunda bırakılmıştı.. Hatırlıyorum da o sırada İsrail Dışişleri Bakanı Levi'yi karşılamak zorunda kalan Erbakan'ın yanında Devlet Bakanı Abdullah Gül de vardı.. Tokalaşma sahnesini izlememiz istenmemiş ve bunun için içeriye geç alınmıştık .

İçeriye girdiğinimzde de hem Erbakan hem de Gül'ün yüz ifadeleri çok kötü idi.. İsrailli bakan Levi ise 'Müslüman bir lider' karşısında bir zafer kazanmanın hem grurunu hem de küstahlığını yansıtıyordu..

Erbakan ise, 28 Şubat olayından kurtulamamış ve İslam âlemindeki tüm prestijini kaybetmişti!!

Umarım ve dilerim aynı şeyler bu kez Erdoğan ve Gül'ün başına gelmez.. Üstelik tam da Türkiye'nin tüm Arap ve İslam âleminde prestijinin hızla yükseldiği bir sırada..

Kaldı ki, İsrail ile içli-dışlı olan bir Türkiye'nin demokrasi söylemlerine acaba kim inanır..

Elbette Türkiye'nin İsrail ile ilişkilerine kimsenin itiraz edeceği yok ve olamaz.. Ancak yalnızca İsrailliler'in beklentilerini karşılayacak bir ilişki türü kaçınılmaz olarak Türkiye'nin çıkarları ile er ya da geç çelişecektir..

İsrail'in tarihine kısaca bakmak bence yeterlidir!!

Şimdi bazıları çıkıp yine o klasik söylemi tekrarlayabilir..

E, ne yapalım, Araplar da bizi arkadan vurdı!!

Olayı bu düzeyde görenlerin ufkunun ne kadar sığ ve sınırlı olduğunu yakın tarih göstermiştir!!

Ama yine de ben onlara İttihat ve Tarakki olayının dışında 5000 Yahudi gönüllünün İngiliz birlikleri ile beraber Türkler'e ve onbinlerce Arap ve Müslüman gönüllüye karşı Çanakkale'de, yani Şerif Hüseyin'in Osmanlı'ya karşı ayaklanmasından 2 yıl önce savaştıklarını hatrılattıktan sonra bir İsrail kaynağından kısa bir paragrafı aktarmak istiyoırum ..

Bu paragraf İsrail Enformasyon Merkezi'nin 1997'de Türkçe olarak bastırdığı ve propaganda amacıyla ve çekinmeden Türkiye'de dağıttığı 'İsrail'in Gerçekleri' kitabından..

'19.yüzyılın sonu ve 20.yüzyılın başında siyonist ideolojiden ilham alıması suretiyle, Doğu Avrupa'dan iki büyük Musevi akımı yaşanmıştır. Anavatan toprakları (Filistin demek istiyor HM) üzerinde çalışarak yeniden kurmaya kararlı olan öncüler kıraç tarlaları yeniden yeşertmiş, yeni yerleşim mekanları kurmuş ve başarılı bir tarıma dayalı ekonominin ilk temellerini atmışlardır.. Yeni gelenler oldukça zor koşullarla karşılaşmıştır. Osmanlı yönetimiminin yaklaşımı düşmanca ve baskıcı, iletişim ve taşımacılık güvensiz ve ilkel, bataklıklar ölümcül sıtma yuvası, toprak ise yüzyıllardır süre gelen boşvermişliğin kurbanı olmuştur. Arazi satın alma işlemleri kısıtlanmış ve inşaat İstanbul'dan verilecek özel izin dışında yasaklanmıştır. Birinci Dünya Savaşı patladığında (1914) ülkede (Filistin demek istiyor. HM) 1500'li yıllarda 5000 olan Musevi nüfusu 85000'e çıkmıştır. 1917'nin Aralık ayında İngiliz kuvvetleri General Allnby'nin yönetiminde Kudüs'e girmiş ve 400 yıllık Osmanlı egemenliğine son vermiştir. Binlerce Musevi gönüllüden oluşan üç taburu içeren Musevi alayı (İngiliz belgelerinde bu gönüllülerin Osmanlı ordusunu sık sık pusuya düşürdüğü ve Hicaz Demiryolu'nu havaya uçurarak askeri yardımların gelmesini önlediği detaylı olarak anlatılmaktadır HM) İngiliz ordusunun bir parçası olarak görev almıştır'

Şimdi soruyorum: Acaba Türkler'i kim arkadan vurmuş!!


11 Haziran 2003
Çarşamba
 
Dr. HÜSNÜ MAHALLİ


Künye
Temsilcilikler
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED