AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Albaraka Türk

Y A Z A R L A R
Müjdemi isterim! 'Müseccel komünist" geri döndü!

Birkaç gün önce Akşam'dan Ayşe Önal, Başbakan Erdoğan'a "Görünen yapınız muhafazakar değil sağcı bir çizgide. Bu çelişkiyi açıklar mısınız?" diye sorduğunda aldığı cevap şöyleydi: "Biz kendimize muhafazakar demokrat diyoruz, ama bizi sağcı diye ifade ederseniz çok haksızlık edersiniz."

Başbakan'ın cevabını okuyunca "İyi" demiştim kendi kendime, "Demek AKP Genel Başkanı bu meseleyi de özellikle düşünüp bir karar varmış, kendilerinden 'sağcı' diye söz edilmesinden rahatsız bile oluyor."

Ben hayatta insanları, kafalarının içindekileri okumaya çalışarak değil de açıkca yaptıkları açıklamalardan itibaren değerlendirmeyi tercih ettiğimden, Başbakan'ın Önal'ın sorusuna verdiği cevap bayağı hoşuma da gitmişti doğrusu... "Ne güzel" demiştim yine kendi kendime, "AKP patronların gönlünde yatan "İş Yasası"nın üzerine atlayarak bir 'sağcılık' örneği vermesine rağmen, kendisini yine de 'sağcı' görmüyor, bu da az bir şey değil doğrusu." Kafam bu (sonradan epeyce manasız kaçtığını gördüğüm!)) düşüncelerle meşgulken, bir taraftan da CNN Türk'te Gürkan Zengin'in "Editör"ünü izliyordum. (Sırası gelmişken söyleyelim: Bu ülkenin en iyi haber alınan programı hiç kuşkusuz "Editör"dür. Gürkan bu işi her gün daha iyi bir biçimde o kadar güzel yapıyor ki...)

Editör'de izlemeye başladık: Başbakan kürsüde epeyce sayıda dinleyici karşısında konuşurken aniden salondan bir genç kız yüksek sesle bir şeyler söyledi. Ne dediğini tam anlayamadık ama belli ki "protesto" mahiyetinde sözlerdi. Bu sahnenin hemen ardından her zaman olduğu gibi "korumalar"ı gördük. "Korumalar"dan birisi hızla genç kızın yanına yaklaşıp, bir taraftan ağzını kapamaya çalışırken bir taraftan da genç dinleyicinin yüzüne "vurur gibi" yapmaya başladı. Bu "vurur gibi" dediğim jesti iyi biliyorsunuzdur; hani parmakların ucuyla şapar atar gibi bir durum var ya o işte... "Koruma"nın "vurur gibi"si tabii ki bir "Osmanlı tokatı" değil; ama (hatırlıyorsunuzdur canım) hani şöyle "tokat" atar gibi, hafifçe dokunurken sanki vurmaz gibi.... Özellikle "kızgın erkekler"in kadınlara uyguladığı türden bir cezalandırma yani... Sonra önümüze başka bir sahne geldi. Bu sahnede de -Zengin'in de dikkatimizi çektiği gibi- işe karışan İstanbul Emniyet Müdürü'nü gördük.

Evet oydu, çünkü biliyorsunuz Müdür Bey gür bıyıklarından ötürü nerede olursa olsun hemen seçiliyor. Müdür Bey'i "korumalar"ın salondan dışarı çıkarmaya çalıştıkları protestocu genç kızı bizzat kendi elleriyle cezalandırmak gibi bir gayretin içinde gördük. Çok şaşırtıcı bir sahneydi doğrusu. Düşünün; İstanbul Emniyet Müdürü, koca İstanbul şehrinde yapacak başka bir iş bulamamış gibi cezalandırmak için protestocu bir genç kızın kolunu ele geçirmekle meşgul! (Başbakan konuşuyor ya, İstanbul'a yeni tayin oldu ya, "şehir"de emniyeti sağlayacak ya...) Neyse... Başbakan'ın "görevli arkadaşlar"a yaptığı bütün ricalara rağmen genç kız salondan çıkarıldı ve "kadınlar tuvaleti"nde koruma altına alındı....

Bakın, buraya kadar hep "korumalar" ve Emniyet Müdürü'nden söz ettik; Başbakan'ın bu olayda sergilediği tavıra hiç değinmedik. Sabırsızlanmayın, ona da sıra geliyor: Başbakan Erdoğan, protesto sırasında herkesi sakin olmaya çağırsa da, "suçlu" tuvalete tıkıldıktan sonra yaptığı açıklamada öyle ilginç şeyler söyledi ki, ben kendi payıma dönüp Ayşe Önal'a verdiği cevabı bir kez daha okudum... İnanılır gibi değil ama Başbakan şöyle diyordu: "Dikkat edin, sadece sloganvari bir yöneliş var burada. Bunlar tahriktir, bunlar provokatiftir ve bu tür provokatif bir eylemin içerisinde bulunmasına rağmen ben arkadaşa gerekeni söyledim. Geçmişi itibarıyla da sicilinden ne yazık ki, emniyet hemen onu da tespit etti, lekeleri de olan bir vatandaşımız, ama buna rağmen şu anda ne tutukludur, ne gözetim altındadır."(!)

İstersiniz, Başbakan'ın olay sonrası yaptığı şu açıklamayı da aktarıp öyle konuşalım: "Ne yazık ki komünist dünyanın kalıntıları Türkiyemizde var. Onlar tekrar sil baştan yapmak istiyor. Türkiye'nin oraya dönmesi mümkün değil."(!) Haaa unutmadan: Olay sonrası dinleyicilerden bazıları "Türkiye seninle gurur duyuyor!" diye Erdoğan lehine tezahürat da yapmışlar.

Şimdi; biliyorsunuz, "Soğuk savaş" yıllarında Türkiye sağının günde hiç değilse bir kez tekrarlamadan edemediği formüllerden birisi de "Müseccel komünist"ti. Yani "tescil edilmiş, sicile geçirilmiş komünist". (İnanmazsanız açın bakın Tercüman'ın o yıllardaki sayılarına!) Birisi hakkında bu ifadeyi kullanınca, "Vay namussuz, demek hem de müseccel komünistmiş!" denir ve iş biterdi! Burada söz konusu olan "sicil"i tabii ki siyasi polis tutardı; yani "sicil"in sahihliğini varın anlayın! İşte, ne yazık ki, "Soğuk Savaş" dönemi kapanalı çok olmasına rağmen, bir zamanlar birilerinin toplumun küçücük bir bölümünü karalamak için yarattığı bu "kötücül" ifade Başbakan'ın ağzından yeniden hayat buldu! Maşallah "emniyet" de hemen iyi tespit etmiş; demek protestocu genç kızın sicili lekelerle doluymuş...

İşin en şaşırtıcı tarafı da, genç kızın sicilinin "lekelerle" dolu olduğunu söyleyen Başbakan'ın "sicili"nin aklanmasının üzerinden hepsi hepsi birkaç ayın ancak geçmiş olması! Bana göre, "sicil" problemiyle haksız bir biçimde başı epeyce ağrıyan Başbakan'ın "müseccel komünist" gibi eski çağda kalmış bir formülü lügatinden bir an önce çıkarması genekir. Hem unutmayın ki demokrasiler, bırakın konuşmayı lafla kesmek gibi bir protestoyu, başbakanların yüzüne kremalı pastanın yapıştırılmasını bile "korumasız" ya da "Cerrah"sız kaldırabilen rejimlerdir. Ne yani millet ağzını da mı açamayacak? Bu ülkede sadece Adnan Şenses'in mi söz ve oyun havası oynama hakkı var?!


11 Haziran 2003
Çarşamba
 
KÜRŞAT BUMİN


Künye
Temsilcilikler
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED