AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Albaraka Türk

Y A Z A R L A R
Euro'ya geçsek ne olur?

Türk ekonomisinin iki devasa problemi enflasyon ve döviz kuru. Bir taraftan Türk Lirasının, ticareti yapılan mal ve hizmetler karşısında sürekli bir değer kaybı. Öte yanda, yükselişi de, düşüşü de başa bela olan yabancı paraların istikrardan uzak seyri... Ne yaparsak yapalım, başımızdan bu iki musibeti atamayacakmışız gibi geliyor insana bazen. Haydi ekonomiyi rayına oturttuk ve enflasyonu dizginledik diyelim, yine de döviz kuru, en gelişmiş ülkelerde olduğu gibi her zaman Demokles'in kılıcı misali üzerimizde sallanacak

Demokratikleşmeyi beceremeyen, insan haklarına dayalı adil bir sosyal ve iktisadi düzen oturtamayan Türkiye için Avrupa Birliği'nin nasıl bir umut kapısı olarak görüldüğüne hepimiz şahit oluyoruz. AB, kimimiz için temel hak ve özgürlüklerimizi kazanacağımız bir cennet, kimimiz için yüzyılların rüyası olan Batı, kimimiz içinse iktisadi refah ve zenginliğin kapısı. Bu hayallerle algılanan bir AB'yi aklı selimle irdelemek çoğu zaman mümkün olamıyor tabii ki. İktisaden birleşmiş siyasi bloklar, geleceğin dünyasında sanayileşme çağının milli devletlerinin işlevini büyük ölçüde üzerine alacak. Ancak geçiş sürecinde yığınla sıkıntılar yaşanacak. Dahası, ekonomiden siyasete her şeyi tek bir elde toplamak, giderek daha çok insanı tatminsizliğe itecek, ortalama Avrupalı için üretilen basmakalıp mevzuat ve politikalar, o ortalamadan uzaklaştıkça rahatsızlık konusu olacak.

Bugün bu konuyu açmamız, bir türlü üstesinden gelemediğimiz enflasyon ve döviz kuru ile ilgili meselelerimizin çözümünü Türk Lirası'nı bırakıp Euro'ya geçmekte arayan yaklaşımı irdelemek istediğimizdendir. Kimi zaman karşımıza çıkan bu fikir, aşırı şekliyle Türk Lirasının terk edilmesini, bunun yerine cebimizdeki Euro'nun hayatımızın her anında kullanılmasını öngörüyor. Daha ılımlı şekliyle TL'nin Euro'ya sabitlenmesi isteniyor. İddiaya göre böyle bir ortamda enflasyon bir anda Avrupa'daki seviyelerine düşecektir. Enflasyon riski ortadan kalktığı için faizler daha gerçekçi seviyelere gerileyecek, döviz kurları ise çok daha küçük marjlarda hareket edecektir. Bu arada bizim Merkez Bankası ve Hükümetin ekonomiye müdahalesi tabiat gereği asgariye inecek ve böylece Türkiye kurtulacaktır. Bu teklifle birlikte AB ile ilgili hayallerimize bir yenisi daha eklenmiş oldu.

Varsayalım ki, AB bizim Euro'ya geçişimizi onayladı. Her şeyden önce Euro'ya geçiş anında, tüm fiyatların yeni para birimine göre yeniden değerlenmesi gerekecektir. Küsuratlar yukarıya yuvarlanacak, buna karşın kuruş etkisinden dolayı bir anda pahalılaşan mal ve hizmetler gözümüzde ucuzlayacak, artan talep fiyat artışlarını körükleyecek ve kısa sürede ekonomi, sırf bu geçiş sebebiyle ekstradan enflasyon yaşayacaktır. Bu durum, yerel para birimleri Euro'dan değersiz olan tüm Avrupa ekonomilerinde geçiş sırasında yaşanmıştır. Dahası, Türkiye'de enflasyon yapısal bir durum aldığından düşüş tahmin edilenin altında kalacaktır. Enflasyonist beklentiler kısmen altüst edilse de, kamu borçları bu seviyede kaldığı sürece reel faizler yüksek seviyelerde seyredecektir. Bu durum, özellikle Avrupalı yatırımcılar, ülkeye sermaye aktarımında temkinli davranırlarsa oldukça belirgin olacaktır. Kaldı ki, nasıl İstanbul'daki fiyat artışlarıyla, Çorum'daki artışlar birbirinin aynı değilse, Avrupa'da da tek bir enflasyon seviyesi yoktur. Bugün İspanya'da enflasyon bir mesele olarak görülürken, Almanya yaşadığı deflasyonist ortamdan çıkışın yollarını aramaktadır.

Bu farklılık, ortaya yaşanacak ikinci problemi getiriyor. Her ülkenin iktisadi yapısı ve meseleleri farklı iken tek bir para ile kimin ihtiyacına göre politikalar üretilecektir? Avrupa Birliği üyesi, köşede kalmış bir Türkiye, merkezi Avrupa ülkelerinin iktisadi sorunlarına göre uygulanan para politikalarından nasıl etkilenecektir? Kendi başına kendi meselelerine yönelik politikaları ne ölçüde uygulayabilecektir?

Bu mesele, AB'ye girmeden Euro'ya geçen bir Türkiye için daha farklı bir boyut alacaktır. Türkiye gibi dış dünya ile ilişkilerinde net tüketici durumda olan ve döviz üretemeyen bir ülkede, fiyatlar tamamen içerideki Euro likiditesine bağımlı bir hale girecek, cari açıklarımızı kapatabilmenin tek yolu dış borçlanmadan veya doğrudan yabancı sermaye yatırımlarından geçmek durumunda kalacaktır. Bu durum ekonominin iç problemlerini dış problemlerle ikame etmek demek olacaktır.

Ayakları yere basan hayaller kurmanın zamanı gelmedi mi artık?


11 Haziran 2003
Çarşamba
 
MELİKŞAH UTKU


Künye
Temsilcilikler
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED