AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Albaraka Türk

Y A Z A R L A R
Diyanet İşleri Başkanlığı yapmış bir insan da böyle derse

Batı demokrasi kültürü ile yetişmiş insanlar Türkiye'yi anlamakta güçlük çekiyorlar. Tıpkı AK Parti Genel Başkanı iken 4 Kasım'dan itibaren Batı dünyasında en üst düzeyde kabul gören Recep Tayyip Erdoğan'ı kimi Türk aydınlarının anlamakta güçlük çektikleri gibi.

Demokrasi kültüründe, bir siyasi liderin halk desteği ne kadar büyükse o lider o kadar güçlü demektir. 3 Kasım'da AK Parti'nin aldığı destek lideri olan R. Tayyip Erdoğan'ı desteği oranında güçlü kılmış ve Batı dünyası milletvekili dahi olmamasına rağmen Erdoğan'a büyük ilgi göstermişti. Aslında o ilgi Erdoğan'ın şahsına değil Erdoğan'a destek veren halka yani halk gücüne gösterilen ilgiydi. Bizim kimi aydınlarımız bu nüansı görmemeye ya da yok saymaya gayret etmişti, hâlâ da ediyor.

Aynı şekilde ortada güçlü bir halk desteği bulunan bir hükümete rağmen kimi çevrelerin AB konusundaki direnişlerini gören Batılı aydınlar Türkiye'yi anlamakta zorluk çekiyorlar.

Haklılar çünkü Türkiye'deki demokrasi Batı'dakine benzemiyor! Dışarıdan bakıldığında Türkiye'deki sistemin, kimi kurul ve kurumlara parlamentoya denk yetkiler verilmiş gibi bir görünümü var. Batılı bunu anlayamıyor.

Uyum paketleri birbiri ardına gelmesine rağmen bu görüntü bir türlü ortadan kalkmıyor.

Şimdi 6. Uyum Paketi konusunda benzer tartışmaların yaşanması da bu görüntüyü destekliyor.

Mesela bu pakette Terörle Mücadele Yasası'nın 8. maddesinin kaldırılmasına, ana dilde yayın yapılmasına ve ibadet yerleri konusuna itirazlar var.

Bu itirazlar terörden çok acı çekmiş bir ülke olarak ilk bakışta haklı gibi görünebilir. Ama bizim ihmal ettiğimiz bir nokta daha var ki bizim altına imza attığımız uluslararası kimi sözleşmeler artık bizim iç hukukumuz mahiyetindedir. Bu yasa kalsa dahi altına imza attığımız o sözleşmeleri hayata geçirdiğimizde 8. madde zaten fiilen kalkmış olacak. Hükümetin yaptığı fiilen kalmış olan yasayı resmen de kaldırmış olmasından ibaret. Nihayet Adalet Bakanlığı bu alanda ciddi bir eğitm startı vermiş, hatta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararlarının da gözönünde bulundurularak yorum yapılması için çalışmalar başlatmıştır.

Ana dilde yayına gelince. Burada en fazla endişe duyulan nokta Kürtçe yayın yapılarak terör ve bölücülüğün yeniden hortlatılmasıdır. Bu endişe de fiilen geçersiz bir endişe çünkü şu anda evinde çanak anteni olan herkes en az 3 adet Kürtçe yayın yapan televizyon kanalını zaten seyretme imkanına sahip.

Burada yapılması gereken, ana dilde yayını devlet televizyonunun değil, ilkeleri belirledikten sonra özel televizyonların yapmasına imkan tanımaktır. Devletin ana dilde yayın yapılmasının altından kalkması mümkün değildir. İlkeleri belirler, adam gibi takip eder, yayın yapan herkes dilediği gibi yayınını yapar. İnternetin girdiği evlere radyo ve tv kanalının girmesini engellemenin bir anlamı yoktur.

İbadet yeri meselesine gelince. Bunu hâlâ apartmanlara mescit şeklinde anlayan sivri zekalılar ya da art niyetliler var. Hatta dün eski bir Diyanet İşleri Başkanı meseleyi anlamadan bir gazeteye beyanat vermiş. Apartmana mescit mi olurmuş müstakil cami yapılmalıymış falan.

Oysa İmar Kanunu'nda yapılması teklif edilen konu, ibadet mekanlarının yasal bir zemine oturtulmasıdır. Burada maksat da mescit ya da cami değildir. Her dine mensup insanlar ibadet yeri açmak isterlerse bunun kanunen zabtu rapt altına alınmasıdır. Cami konusu zaten İmar Kanunu'nda belirlenmiştir. Asıl şu anda sakinlerinin ve yöneticilerin bilgisi dışında çok sayıda apartmanda değişik inançlara sahip insanların ibadet merkezleri vardır ve kontrol haricindedir.

Getirilen teklif, kat mülkiyeti olan mahallerde (apartmanlarda) eğer bir ibadet yeri açılacaksa önce o bina sakinlerinin tamamının rızası alınacak biir. Sonra binada gerekli imar değişikliği yapılacak ikii. Sonra da mülki amir gerekli görürse izin verebilecek üüç. O da verebilecek, verecek değil!

Bu teklif ile kimse gelişigüzel apartman dairesini kiralayıp kilise yapamayacak havra yapamayacak ve ibadet yeri yapamayacak demektir. Ama bunu Diyanet İşleri Başkanlığı yapmış bir adam da anlamazsa dinden diyanetten haberi olmayanlar ne yapsın.


11 Haziran 2003
Çarşamba
 
Resul Tosun
RESUL TOSUN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED