|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Niye sert oynadılar? Beni de rahatsız etti bu soru. Futbolun tolere ettiği sertliğin dışında bir sertlikti Türkiye-Amerika karşılaşmasında tanık olduğumuz... Hatta, ilk yarıda, maçın Uruguaylı hakemi Amerika takımının kaptanını yanına çağırıp "sözlü uyarılarda" bulundu. Hakemin sinirli tavırlarından, sert futboldan rahatsız olduğu anlaşılıyordu. Hadi, kazanmak istiyorlardı, anlayışla karşılayalım. Her takım kazanmak ister. Futbol da zaten "kazanma hırsı"yla son yıllarda Ömer Üründül'ün sevimli benzetmesiyle "kora-kor mücadele"ye dönüştü; maçı artık ilk topa basan, press uygulayan, tek pas yapan, mücadele eden takımlar kazanıyor; bu futbol mantalitesi içinde sertlik kaçınılmaz. Ama fair-play diye de bir şey var, değil mi? Amerikalı futbolcular, maç boyunca, fair-play ruhunun canına okuyan işler yaptılar. Mütemadiyen belden aşağı çalıştılar, hiçbir centilmenlik kuralına uymadılar. Yani, amiyane tabiriyle, pislik yaptılar. Ben mi abartıyorum yoksa? Fazla mı duygusalım? Hayır. Ertesi gün gazeteler de yazdı. Birçok yorumcu, Amerikalı futbolcuları sert müdahaleleri ve centilmenlik dışı hareketleri yüzünden eleştirdi. Hatta bir gazetenin başlığı aynen şöyleydi: "Amerika fair-play takmıyor!" Fenerbahçeli Tuncay'ın sakatlandığı pozisyon örneğin... Maçı izleyenler hatırlayacaktır; bir ikili mücadelede Tuncay yerde kaldı; millî takımımızın kaptanı Bülent Amerikalı futbolculara "yerde yatan oyuncu"yu işaret ederek topu dışarı atmalarını söyledi. Basit bir centilmenlik kuralıdır oysa bu. Amerikalı futbolcular hiç bozmadılar ve maça devam ettiler. Sonra Bülent topu kaptı, "ne yapmaya çalıştığınızı görüyoruz, anlıyoruz" dercesine sinirli bir şekilde dışarı attı. Oyun Amerikalı futbolcuların taç atışıyla başlayacaktı. "Fair-play teamülü", taç atışından gelen topun rakip sahaya ya da rakip oyunculara gönderilmesini gerektiriyor. Ama tam tersi oldu. Amerikalı futbolcular topu "kendilerine" kullandılar ve milyonlarca izleyicinin gözü önünde bunu "organize atağa" dönüştürdüler. Anlayacağınız, ayıp ettiler. Fakat çapları, futbol bilgileri, oyun zekaları elvermediği için, sahadan kös kös yenik ayrıldılar. Son günlerde hiç bu kadar mutlu olmamıştım. İtalya'daki Dünya Kupası finallerinde de benzeri bir mutluluğu yaşamıştım; o maç da Amerika'nın 2-1 mağlubiyetiyle sonuçlanmıştı. Evet, biraz abartıyorum belki. Belki de ideolojik asabiyyetle bakıyorum ve önyargılıyım. Önyargılıyım evet. Beni önyargılı olmaya iten, (hadi siyasi, ekonomik, askeri alandaki üstünlüklerine bir diyeceğimiz yok) Amerikalı dostlarımızın, "öteki"ne bakıştaki küstahlığı ve üstünlük duygusunu futbol sahalarında da temellük etmiş (ya da meşrebinize göre içselleştirmiş) olmaları. Çünkü o gün sahada gördüğümüz şey, savaşa "şölen"e gider gibi giden, "yoketme"yi kendi güvenliğinin teminatı ülkenin, yani Amerika'nın hastalıklı kibirinden izler taşıyordu; ve çok çirkindi...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |