|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Radikal gazetesinin geçen Pazar (15 Haziran 2003) yayımladığı bir haberin başlığı da içeriği de dikkat çekici idi. Sonuna değin okuyabildim yani. O halde muhabirini ve üstlerini takdir ve tebrik mi etmeli? Belki de bir yönüyle... İslâmiyet sözkonusu olduğunda bu kadar bilgisiz, bu kadar pervasız, bu kadar ciddiyetsiz ve bir o kadar da laubali haber-yorumlar yayımlamayı nasıl olup da içlerine sindirebildikleri için... takdir ve tebrik ancak böylesi sıradanlıkları becerebildikleri için... Önce manşeti okuyalım: "İslam için takviye istendi" Bu cümleyi İslâm terbiyesi almış kimselerin değil, hiç değilse 'terbiye' almış kimselerin bile kullanmaması gerekmez miydi? Bir müslüman ülkesinde o dinin müntesiplerini böyle ifadelerle incitmek nasıl da haz veriyor bu insanlara?!! Devamını okuyalım: - Misyonerlik faaliyetlerinden kaygılanan Diyanet İslam'ın korunması için MGK'ya başvurdu. Talebi Adalet Bakanlığı yanıtladı: "Bu kadar imamla İslam'ı koruyamıyorsanız, herşey nafile!" İmamlarla İslam'ı korumak.... Şu ifadenin sakilliğine bir bakınız! Diyanet İşleri Başkanlığı değil de sanki "Kuşları Koruma Derneği"!!! Türkçe-özürlü ifadelerden oluşsa da haberin metnini okuyunca mesele biraz aydınlanır gibi oluyor: Vazifesi devletin din işlerine bakmak olan D.İ.B. bir rapor hazırlatarak misyonerlik faaliyetlerinin artmasıyla ilgili endişelerini ilgili kurumlara bildirmiş... bu arada bazı istatistikî bilgiler de sunarak bu vesileyle personel yetersizliğini de dile getirmiş... buna mukabil Adalet Bakanlığı da güya demiş ki: - "Türkiye'de bu kadar cami ve din görevlisi ile İslam dinini koruma ve kollama görevi yapılamıyor, Hristiyan azınlık oluşturulması endişesi yaşanıyorsa yasal olarak yapacak birşey yok!" Diyanet görevlilerinin "İslam dinini koruma ve kollama görevi" gibi bir görevleri olup olmadığı bir yana, böyle laubali ifadeler devlet yazışmalarında nasıl yeralabilir anlam vermekte zorlanıyorum. Bilhassa İstanbul'da birçok apartman dairesinin kapell ve sinagog, nadiren de mescid olarak kullanıldığı biliniyor. (Fakat bizim habercilerimiz 'cami' ile 'mescid' arasındaki farkı bilmedikleri gibi, 'kilise' ile 'kapell' arasındaki farkı da bilmiyorlar.) Hristiyan nüfusun zahiren de olsa artmasının bir siyasî mahiyeti, buna binaen de bir siyasî maliyeti olduğu da erbabının malumu olmalı. O halde bu konuda tedbir almak, sorunları gerekli yerlere iletmek devletin bu işleri takip eden kurumuna düşmez mi? Diyanet İşleri Başkanlığı idarî ve siyasî bir kuruluştur ve bu yaptığı da her ne kadar konusu/malzemesi itibariyle 'dinî' nitelikli görünüyorsa da maksadı itibariyle 'siyasî' niteliklidir. Yani demem o ki: Diyanet'in raporunu "İslam'ı korumak" şeklinde takdim etmek hedef saptırmaktır. Çünkü burada korunmak istenen her halukârda devlettir ve mesele de 'dinî' değil, 'siyasî' mahiyettedir. Şimdi bir de gazetenin şu mühim istatistikleri nasıl aktardığını görelim: - 76 bin 994 camiden bin 424'ü belli mevsimlerde, 2 bin 919'u Ramazan ayında açılıp kullanılıyormuş... Bin 494 cami hizmet dışı imiş. 4 bin 830 cami için kadro ve geçici görevlendirmeye gerek duyulmamış. Bu haberi yayımlayanların okuma-yazma bildiklerinden şüphelenmemek elde mi? Lütfen dikkat ediniz sayıları nasıl yazmışlar: "2 bin 919", "76 bin 994", "4 bin 830", "bin 424", "Bin 494".... Sayıların nasıl yazılacağını bile bilmeyenlerin "İslam'ı takviye etmek", "İslam'ı korumak" gibi densiz sözler sarfedebilmelerine şaşırmamak gerekir aslında. Fakat en nihayet insanız işte, unutuyoruz, kalem erbabından birazcık bilgi, birazcık insaf talep etmekten kendimizi alamıyoruz. Hal böyle olunca da şaşırıyoruz. Devlet önce ve gücü yettiğince kendisini korumalı, tabii bir de toprakları ile o topraklarda yaşayan vatandaşlarını... Vatandaşlar da becerebildikleri ölçüde dinlerine olan sadakatlerini korusunlar! İslam'a gelince onun ne devletin, ne de vatandaşın korumasına ihtiyacı var. Kimse endişelenmesin İslam kendisini korur, hem de başkalarının sözde hâfızlığına da, muhafızlığına da ihtiyaç hissetmeyecek kadar iyi korur. Hoş belki bu arada rahmedip devleti de korur, memleketi de, vatandaşı da... Ne acı değil mi, bütün işimiz bitti de kalkıp güneşe karşı fener tutuyoruz!
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |