|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Amerika'nın küresel imparatorluk rüyası, Ortadoğu'nun yanı- sıra, Avrupa ve Asya'da çok ciddi arayışları zorunlu hale getirirken, bu çerçevede, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyelik sürecinin niteliğini değiştirdi. Hem Avrupa Birliği'nin Türkiye'den beklentilerini hem de Türkiye için üyelik sürecinin seyrini değiştiren bu yeni durum, özellikle Kıta Avrupası ile Türkiye'nin bölgesel ve küresel gelişmelere bakışını birbirine yaklaştırdı. Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye bakışı, Türkiye'nin de Avrupa Birliği'ni algılayış tarzı geleneksel karakterini terkedip ortak siyasi, ekonomik ve güvenlik kaygılarıyla şekillenirken, iki taraf, Amerika'nın yeni küresel sistem projesine karşı ortak refleks ve kaygılarla farklı bir noktaya doğru ilerlemeye başladı. Kopenhag Zirvesi ile başlayan süreç, Selanik Zirvesi'nin de gösterdiği gibi, güçlenerek devam ediyor. İran ve Suriye'ye yönelik Amerikan müdahalesi, iki tarafın ortak kaygılarını daha da besleyecek. Dolayısıyla Amerika'nın bu iki ülkeye yönelik politikalarına Türkiye'nin ve Avrupa'nın yaklaşımı da benzerlik gösterecek. Selanik Zirvesi'nin sonuç bildirgesindeki, "Türk hükümetinin reform sürecine devam etmesi durumunda, Ankara ile Aralık 2004 tarihinde tam üyelik görüşmelerine başlanabileceği" ve "Avrupa Konseyi, Türk hükümetinin reform sürecini ileriye taşımadaki kararlılığını, özellikle 2003'ün sonuna dek, kalan yasal düzenlemelerin yapılması ve müzakere sürecinin başlaması için gerekli koşulların yerine getirilmesi konularında gösterdiği çabaları memnuniyetle karşılar" şeklindeki ifadeler, Türkiye'nin üyelik sürecinin en az Türkiye kadar Avrupa Birliği tarafından da hararetle istendiğine işaret ediyor. Artık ne Türkiye üyelik sürecini bir Batılılaşma projesi olarak algılıyor ne de Avrupa Birliği Türkiye'ye bakışını kültürel çerçevede değerlendiriyor. İki taraf da, ortaklığı ekonomik siyasi ve özellikle güvenlik sorunu etrafında şekillendiriyor.
ABD, Türkiye'yi ve Avrupa'yı tehdit ediyor
Amerika'nın Irak'a yerleşip, Orta Asya ve Afganistan'dan Ortadoğu'ya kadar bütün bölgeyi denetimi altına alma, Basra Körfezi, Doğu Akdeniz ve Kızıldeniz'i kontrol etme, bu bölgelerin kaynaklarına el koyma ve "yeni bir Ortadoğu dizaynı"na girişmesi, kimse itiraf etmese de, en az Suriye ve İran kadar Türkiye'yi de kaygılandırıyor. Türkiye, Amerika'nın bu tasarrufunu yeni bir "emperyal yayılma harekatı" olarak görüyor ve bugün Irak'tan sonra İran ve Suriye'ye yönelen tehdidin, yakın dönemde kendisine de yönelebileceğine dair ciddi endişeler taşıyor. Irak işgali sırasında kendini hissettiren ve Amerikan askeri varlığının Türkiye topraklarına yerleşmesine engel olan bu kanaat, hedef alanı İran ve Suriye'yi de içine alacak şekilde genişleyince daha da güçlendi. Benzer kanaatler Avrupa için de geçerli. Afganistan işgaline destek veren Avrupa, Anglo-Amerikan yayılmacılığının "Merkez Avrupa" için büyük bir "çevreleme harekatı"nı içerdiğinin farkında. Polonya ve Ukrayna gibi Doğu Avrupa ülkeleri ile Avrupa'nın Rusya yolunu kapatan Amerika çevreleme harekatını Balkanlar'la devam ettirirken, Irak işgalinde de görüldüğü gibi İtalya ve İspanya'yı "Alman-Fransız ekseni"nden kopararak güneyi de kapatmaya çalışıyor. Bu durum, özellikle Almanya ve Fransa ile temsil edilen Merkez Avrupa'nın Rusya, Türkiye, Kafkaslar, Orta Asya ve en önemlisi Ortadoğu ile ilişkilerini tehlikeye atıyor. "Yeni bir süper gücün oluşumunun engellenmesini" içeren Amerika'nın yeni güvenlik doktrini, İslam coğrafyasına yönelik sömürgeci atılımını sürdürürken hem Avrupa'nın küresel bir güç olarak ortaya çıkmasını hem de yine Avrupa'nın Rusya ve Çin ile yakınlaşmasını önlemeyi amaçlıyor. Siyasi bir güç olma planlarının yanında Avrupa'nın ekonomik güç olarak çevre ile ilişkisini kesen ve onu Avrupa anakarasına hapseden bu "çevreleme projesi", Avrupa'yı yeni arayışlara itiyor. İşte bu devrede Türkiye ile ilişkiler kritik bir hal alıyor. Avrupa'nın, Ortadoğu, Kafkaslar ve Orta Asya'ya yönelik açılımı için Türkiye kilit ülke haline geliyor. Ayrıca, ABD'nin İslam dünyasına yönelik saldırgan tutumuna karşı AB, bu dünya ile diyalog geliştirmeye çalışıyor. Irak'ın işgali, İran ve Suriye'nin de denetim altına alınmaya çalışılması Avrupa ile ABD arasında ciddi kriz alanları oluştururken Merkez Avrupa, hem farklı bir Ortadoğu politikası geliştirmeye hem de Doğu ve Güney'e yönelik açılımları için yeni yollar aramaya çalışıyor.
Amerika ile değil, Avrupa ile stratejik ortaklık!
Irak işgali döneminde Türkiye ile Merkez Avrupa'nın birbirine çok yakın tavır sergilemesinin nedeni de bu. İki taraf da Anglo-Amerikan yayılmacılığına karşı aynı endişeleri taşıyor. Bu da, Türkiye'nin Avrupa Birliği ile ilişkilerinin niteliğini değiştirirken bölgesel gelişmelere karşı Avrupa ile yakın tavır almasına neden oluyor. Dışişleri Müsteşarı Uğur Ziyal'in Amerika'da yaptığı temaslar Türk-Amerikan ilişkilerindeki gerilimli havayı yumuşatabilir. Ancak ABD'nin bölgesel tasarrufları bugünkü gibi seyrederse Türkiye ile ABD arasında ilişkilerin geleceğine stratejik ortaklık değil güvenlik kaygıları damgasını vuracak. Türkiye'nin, güvenlik ekseninde Amerika'dan ziyade Avrupa'ya yakın durması ihtimali çok daha güçlü. Selanik Zirvesi'nden sonra da Avrupa Birliği'nden Türkiye'ye yönelik güçlü sinyaller gelmeye devam edecek. Türkiye'de de buna paralel olarak reformlar sürecek, uyum paketleri beklenenden çok daha az tartışmalı geçecek. "İran konusunda Türkiye Amerika'nın yanında" taahhütlerinin kolay gerçekleşmeyeceği de görülecek. İran ve Suriye krizinde de görüleceği gibi, Türkiye'nin bölgesel politikalarıyla Amerika'nın Ortadoğu-Orta Asya'ya yönelik politikaları artık örtüşmüyor. Türkiye-AB ortaklığı Balkanlar'dan Doğu Akdeniz'e, Kafkaslar'dan Orta Asya'ya kadar işbirliğini hedefliyor. Türkiye ile ABD arasındaki ayrışma, AB ile yakınlaşmaya ters orantılı biçimde devam edecek...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |