|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Şu hususun iyi bilinmesi gerekir: Biz "Çağdaş İslâm Düşüncesi"ni çağdaş ve islâmî kılan niteliklerini tartışmak yerine bu düşünce'nin hangi hak ve salahiyetle bir düşünme'nin mahsûlü addedildiğini soruyor, soruşturuyor ve sorguluyoruz. VE diyoruz ki gövdeler biraz olsun kımıldar ve işaret edilen mecmuaya yakından bakmayı denerlerse, yani soru konusu yapılan bu yığının kıvrımlarına dikkatle atf-ı nazar eylenirse, çağdaş ve islâmî olmakla nitelenen yumağın bir düşünmenin değil, sadece ama sadece bir etkinliğin ürünü olduğunu görmek, belki bu takdirde mümkün olabilir! Oysa bu imkânı mümkün kılacak ayrımlara daha önce işaret edilmişti. Eleştirinin dayandığı şu temel ayrım gözden kaçırılmamalı: 1) İslâm, 2) İslâm Düşüncesi, 3) Çağdaş İslâm Düşüncesi. 1) Burada 'İslâm', düşünme'ye aksiyomlarını (müteârifelerini) temin eden, düşünmeyi 'düşünme' değil, sadece 'İslâmî' kılan cihettir. Düşünme'yi akide ve amel ile irtibata sokan, düşünme'yi başka değil, bizim düşünmemiz kılan işbu aksiyomatik ilkelerdir; yani Tevhid'dir, Nübüvvet'tir, Mead'dır. Düşünme'nin özüyle/kendisiyle düşünmenin nitelikleri asla karıştırılmamalıdır. Düşünme'nin özü yine düşünme'nin kendisi tarafından belirlenir, aslâ bu özü görünür kılan, bu öze istikametini veren nitelikler (İslâm veya Çağ) tarafından değil! 'İslâm' ile "İslâm Düşüncesi" arasındaki farklar görülemezse, "peşpeşe ayet veya hadîsleri sıralamak" ile 'düşünmek' bu durumda aynı kefeye konulmuş olur ki bu çok ciddi bir hatadır. Düşünme soru sorma ise, dil, düşünce ve varlık üzerine katlanmak ise şayet, İslâm da bu soruşun, bu soruşturma ve katlanışın mebdeidir; düşünme'nin kendi üzerinde yükseldiği kaidenin adıdır. Düşünmenin özü varolabilmek için bu kaideye ihtiyaç duyar, fakat bu kaide, kendisine atıfla varolan her çabayı, her etkinliği 'düşünme' kılamaz. Çünkü düşünme, üzerinde yükseldiği kaide aracılığıyla 'özüne' sahip olamaz! 2) "İslâm Düşüncesi", düşünme İslâm'la buluştuğunda, İslâm'ı bir mebde, bir kaide, bir temel olarak kabul ettiğinde zuhur edip zâhir olmuştur. Ortaya çıkan bu mecmua, artık İslâm değildir ve fakat İslâmîdir. 'İslâm' dediğimizde bir dini, dinin kendisini ve fakat 'İslâmiyet' dediğimizde bu dinden hareketle yola çıkan düşünmenin mahsulâtını anlıyoruz. Yinelemek gerekirse 'İslâm' ile 'İslâmiyet'i birbirinden ayırıyoruz, bu iki sözcüğü birbirinden tamamen farklı anlamlarda kullanıyoruz; tıpkı 'gelenek' ile 'geleneksel' sözcüklerini ayırırken yaptığımız gibi. İlki düşünme'ye aksiyomlarını (müteârifelerini), ikincisi ise postülalarını (mevzûalarını) temin eder; yani düşünme aksiyomlarını İslâm'dan, postülalarını ise İslâmiyet'ten (İslâmî olandan) hareketle ortaya koyar. Demek oluyor ki düşünme yola düştüğünde aksiyomları 'sabit', postülaları ise 'itibarî' olarak yola düşmüş, bu süreçte değişen ise sadece hipotezleri (faraziyeleri) olmuştur. Düşünme, aksiyomları vaz ve icad etmez, onları hazır bulur; zira aksiyomlar sabittir. Düşünmenin postülaları ise zamanla, zaman içinde oluşur ve yerleşir; zira itibarîdir. Hipotezler ise düşünmeyi canlı kılan, diri tutan, onun yolda olmasını sağlayan, kendisini geliştiren, yükselten geçici yargılardır. O halde aksiyomlarımızı İslâm'ın, postüla ve hipotezlerimizi ise Düşünce'nin içeriğinde aramak ve bulmak zorundayız. Bu çabalarımızı başarıyla sonuçlandırdığımızda ancak, İslâm Düşüncesi'nin mahiyet ve hususiyetlerini anlamış, tanımış, kendi yerimizi tayin etmiş oluruz. İslâm Medeniyeti'ni bir medeniyet haline getiren büyüklüğün sınırlarını bölük pörçük bir halde ve sadece sonuçlarda görmeye çalışan, gelişigüzel alıntılar yapmayı bir marifet sanan ve fakat bir türlü bu sonucu meydana getiren metafizikle/nazariyâtla irtibata geç(e)meyen, onu gereğince analiz edemeyen, dolayısıyla medeniyetin temel tasavvurâtını ihmal etmiş bulunan safdillerin etkinliklerini işte bu nedenle 'düşünme' olarak adlandır(a)mıyoruz. 3) Çağdaş İslâm Düşüncesi, tanım gereği bir düşünmenin değil, bir etkinliğin adıdır aslında. 'Çağdaş' niteliği bu etkinliğin konusunu teşkil etmez,. 'Çağdaşlık' işbu İslâmî etkinliğin üzerine katlandığı bir olgular bütünü, anlaşılması, yorumlanması gereken bir malzeme, bir meseleler mecmuası değil, sadece etkinliğin zamanına ve kaynaklarına işaret eden bir imlemedir; gerçekte hipotezlerinin malzemesi olması gereken bu olgular yumağı (çağdaşlık), Çağdaş İslâm Düşüncesi'nin mümessilleri nazarında ne yazık ki hiç anlaşılmadan 'aksiyomatik' bir mebde değeri kazanıvermiştir. 'İslâm' ise bu etkinlik için bir mebde, aksiyomatik bir çerçeve olmaktan ziyade, genellemeler yapmak için kullanılan bir araçtır. Akılyürütme biçimine lütfen dikkat ediniz: "Bu böyledir bkz. filan ayet; şu şöyledir bkz. filan hadîs". Bu işlem 'düşünme' değil, benzetmedir, tümdengelim değil, temsil ve analojidir; kabaca çağdaşlığı tezkiye eden bir edebiyattır. İslâm Düşünce mirasını reddedenler oyuna gelmiş, soru sormak mevkiini kaybederek kendi kendilerini "yeni hocalarına hünerlerini ispatlamak gayretindeki öğrenciler" seviyesine düşürmüşlerdir. Bu etkinliğin yürütücüleri eliyle aksiyomlar deforme edilmiş, acemi analojilerin unsurları derekesine indirilmiştir. Çünkü İslâm Düşüncesi'nin asırlar içinde oluşan postülalarını (terminolojisini) önemseyen ya da onlarla irtibat kurmanın önemini farkeden pek kimse kalmamıştır ortada. Hipotezlere, faraziyelere gelince, bakın işte burası çok enterasan! Bu noktada bile yapılan sadece çağdaş dünyanın aksiyom ve postülalarından hareketle "çağcıl hipotezler" iktibas etmekten ibarettir! Bu ise düşünmek değil, bir serap (varolmayan bir gelecek) peşinde koşmaktır! Demem o ki koşmayı bırakalım da başımızı ellerimiz arasına koyup biraz olsun düşünelim! Soru soralım yani!
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |