|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
İstanbul'daki saldırılar, Türk dış politikasını, Irak merkezli olarak Ortadoğu'nun yeniden şekillenmesini, Irak'taki Amerikan-İngiliz işgaline karşı direnişi nasıl etkileyecek? Irak'ın komşuları yeni bir istikrarsızlık sürecine mi girecek? 1990'dan sonra entelektüel temelleri atılan, 1995'ten bu yana da fili savaşa dönüştürülen "İslam-terörizm" kampanyasını kısmen temkinli değerlendiren Türkiye kamuoyunun kanaatlerinde ne tür değişiklikler yaşanacak? Bunun Türk dış politikasına ve bölgesel krize yansıması nasıl olacak? On yıldır "medeniyet ve barbarlık arasındaki savaş" olarak pazarlanan ve yeni küresel sistemin tek düşmanı ilan edilen "İslamcı terörizmle savaş" çerçevesinde yürütülen kampanyanın nasıl bir uluslararası düzen öngördüğünü, özgürlük, adalet ve refah arayışlarını nasıl yok ettiğini özellikle son üç yılda hep birlikte izliyoruz. Bu sürecin, İslam coğrafyasında yaşanan krizlerin çözüm yollarını nasıl tıkadığını, en yalın insani talepleri nasıl yok ettiğini, bu doğrultuda kişiler veya grupların değil toplumların bile terörizmle suçlandığını gördük. Sürecin İslam coğrafyasının bir çok köşesinde uzun yıllardan beri varolan krizleri çözmek yerine daha da derinleştirdiğini, 1990'larda İslamcı gruplara karşı sürdürülen yok etme kampanyasının zamanla "devletler"e yöneldiğini, bazı Müslüman ülkelerin istikrarsızlaştırıldığını, hatta parçalanmaya doğru sürüklendiğini gördük. Soğuk Savaş döneminden daha beter örtülü operasyonların küresel düzeyde olağanüstü hale dönüştürüldüğünü, yerel krizlerin Anglo-Amerikan imparatorluk serüveninin hizmetine sunulup istismar edildiğini gördük. Kimin yaptığını merak etmiyorum
"El Kaide işi" denilerek dosyaların nasıl kapatıldığını, El Kaide suçlamasının bir çoklarının günahlarını gizlemek için kullandığı kamuflaja dönüştürüldüğünü gördük. Kaynağına ulaşılamamasına rağmen münferit olaylardan hareketle İslam dünyasının toptan mahkum edildiğini, adeta linç kampanyasına tabi tutulduğunu gördük. Filistin'den Keşmir'e ve Irak'a kadar yeryüzünün en ciddi krizlerinin uluslararası statükonun isteği doğrultusunda terörle mücadele kapsamına alınıp bu toplulukların nasıl boğazlandığını gördük. Taliban'ı önce kurup iktidara getirenlerin daha sonra nasıl "İslamcı terörü temsil ettiği" iddiasıyla ezdiğini, Müslümanların "Taliban'la kendilerini ayrıştırmaları" için nasıl baskı altına alındığını, bütün bu operasyonları planlayan ABD'nin şimdi Taliban'la Afganistan'ı yönetmek için resmen pazarlık yaptığını ancak bu ülkede Pentagon'un sözcülüğünü yapmaktan daha "şerefli" bir görevi olmayanların efendileri teröristlerle pazarlık yaparken konuyla ilgili bir cümle bile yazmadıklarını gördük. Türkiye'de veya başka Müslüman ülkelerdeki benzeri saldırıları kimin yaptığını merak etmiyorum. Arkasında ne tür örgüt ya da "örgüt/şirket"in olduğu da çok önemli değil. Hangi güç merkezlerinin ya da devletin olduğu da... Nasıl olsa bir süre sonra dosya kapatılacak. Bugüne kadar hep öyle olmadı mı? El Kaide dendi ve bir adım öteye gidilemedi. Bütün şüpheler ve izler kayboldu. Saldırılar yeni Amerikan düzeninin daha da meşrulaştırılması için kullanıldı. Bu uzun yürüyüşe direnen ve direnme eğilimi olan ülkelere çıkarılan fatura ise çok ağır oldu. Avrupa neden bu kadar ilgi gösteriyor?
Saldırılar sonrası Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne tam üyeliği yolunda tahminleri aşan bir iyimserlik havası esti. AB temsilcileri ve Almanya'nın olağanüstü ilgisi, acaba sadece "Batı medeniyetinin bir parçası olan Türkiye'yi İslam dünyasının zorbalığından korumayı" mı amaçlıyor? AB'nin bu ilgisi, Türkiye Avrupa ailesinin üyesi olduğu için mi? Türkiye'yi koruyarak Batı'nın hazmedebileceği İslam anlayışını Müslüman dünyaya kabul ettirmek, Müslüman dünyayı Türkiye formülüyle dönüştürmek için mi? Yoksa, saldırılar sonrası Türkiye'nin Anglo-Amerikan cepheye daha da yamanacağı ve Merkez Avrupa'nın 'Birleşik Avrupa' vizyonunda daha derin bir yara açacağı korkusu mu? Irak işgali sonrası çıkarları "ABD-İngiliz-İsrail cephesi"nin çıkarlarıyla örtüşmeyen Türkiye'nin, "teröre karşı cephe ülke"ye dönüşerek içine sindiremese de on yıldır üslendiği görevine devam etmesi, sadece Türkiye için değil Avrupa için de yıkıcı olacaktır. S. Arabistan'a ambargo tasarısı hazır
ABD Başkanı George Bush Türkiye'yi "terörle mücadelede cephe ülkesi" ilan etti bile. Washington'ın gözünde Türkiye, Irak ve S. Arabistan gibi bir cephe artık. ABD Endonezya'yı da böyle görüyor, Suriye ve Irak'ın diğer komşularını da... İran ve Suriye'nin durumunu biliyoruz. Endonezya da ABD yaptırımlarıyla yüz yüze. Ancak ilginç olanı ABD'nin Türkiye'den önce cephe ülke ilan ettiği S. Arabistan'ın durumu. Bombalar ve operasyonlarla sarsılan S. Arabistan, Soğuk Savaş döneminde Amerika'nın en sadık dostu idi. ABD yönetimi şimdi bu ülkeye ambargoya hazırlanıyor. Suriye'ye ilişkin ekonomik ve diplomatik ambargonun yasalaşmasından iki hafta sonra Hristiyan sağcılar ile Yahudi lobisini temsil eden temsilciler S. Arabistan'la ilgili ambargo tasarısını Kongre'de müzakereye açtı. Tasarının destekçileri arasında hem Cumhuriyetçi hem de Demokrat temsilcilerin olması dikkat çekici. Ancak mimarları, ABD'nin yeni Ortadoğu politikasını belirleyen 'neo-con'lar ve ırkçı Yahudi temsilciler. Tasarı, S. Arabistan'a savunma malzemeleri satılmasını, askeri ve sivil amaçlı kullanılabilecek malzemelerin teminini, Suudi diplomatların bulundukları kentin 40 kilometreden fazla dışına çıkmalarını yasaklıyor. S. Arabistan'ın Washington'daki Büyükelçiliği, New York'taki BM temsilciliği, Los Angeles ve Houston'daki konsolosluklarıındaki çalışanlara kesin seyahat yasağı getiriliyor. Türkiye'nin cephe ülkesi ilan edilmesi tüylerimi diken diken ediyor. Eğer biz, cephe ülke olacaksak, bundan sonra bombalara, faili meçhullere, "terörle savaş" adı altında Iraklı direnişçilerle savaşmaya ve komşularımızla krizlere hazır olmalıyız.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Karikatür | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |