AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Bir karar verin artık: Şevardnadze bir 'tiran' mı yoksa bir 'kahraman' mıydı?

Yalan değil, Türkiye gerçekten de "içine kapanık" bir ülke. Siz bakmayın resmi ağızların yıllardır tekrarladıkları "Balkanlardan Çin'e" doğru kanatlandığı iddia edilen Türkiye masalına, bu ülke daha "burnunun dibindeki" Gürcistan'da olup bitenlerden bile habersiz...

Evet Gürcistan, "burnumuzun dibindeki" ülke... Ayrıca unutmayın ki, Türkiye'de Gürcüce konuşan epeyce vatandaş da var. Kolaylıkla gidilip gelinen, ticaret yapılan, iş kurulan bir ülke...

Biliyorsunuz; geçen günlerde bu ülkede bir "kadife devrim" oldu. Ülkeyi 1992'den beri yöneten Sovyetler birliği eski dışişleri bakanı, Politbüro üyesi ve Gürcistan Komünist Partisi'nin birinci sekreteri Şevardnadze, devlet başkanlığı görevinden istifa etmek zorunda bırakıldı. Ülkedeki muhalefet partileri son genel seçimlere hile karıştırılması karşısındaki itirazı "sivil itaatsizlik" olarak meydanlara öyle güçlü bir biçimde taşıdılar ki, ordu ve polisin de Başkan'ı terketmesiyle ülkede yeni bir dönem açıldı.

Gürcistan; ortalama ücretin ayda 20 euro olduğu, boğazına kadar borca batmış, ama bu arada ABD'den gelen 1 milyar dolarlık bir yardımın Başkan'ın adamları tarafından "deve" yapıldığının ileri sürüldüğü yoksul bir ülke...

Gürcistan'ın Türkiye'nin gözündeki yeri komşuluk ya da gürcü vatandaşlarımızın varlığıyla da sınırlı değil. Herkesin bildiği gibi ortada "Baku-Tiflis-Ceyhan boru hattı" gibi önemli bir proje de var. İş petrolle de bitmiyor; sırada bir de doğalgaz projesi bulunuyor. Türk genelkurmayının ilgisini hatırlatmaya gerek yok...

Yani özetle, coğrafi, insani, ekonomik pek çok açıdan Gürcistan'da neler olup bittiği (hele bir de "dünya devleti"ysek!) bizi çok yakından ilgilendiriyor.

Peki komşumuz Gürcistan'da yer yerinden oynarken, olup biteni bize aktarmakla görevli "Türk medyası" neler yapıyordu? Bir kere herşeyden önce şunu söyleyeyim ki, benim gözlemime göre (yanılıyorsam düzeltirim) Tiflis'e bir muhabir göndermek zahmetine kimse katlanmadı. Bizler "burnumuzun dibindeki" ülkede olup bitenleri yabancı ajanslar üzerinden bize verilen bilgilerden yola çıkarak öğrenmeye çalıştık. (Aynen, sinagogun önünde bombayı patlatan teröristin Bingöl'de bulunan ailesi ve arkadaşlarının anlattıklarını da Washington Post'un Türkiye muhabirinin gazetesine geçtiği haberden öğrenmemiz gibi!)

Peki Tiflis'ten haberler bu merkezdeydi de, Tiflis'de olup bitenleri yorumlayan köşeyazıları ne durumdaydı? Bayram tatili dolayısıyla söz konusu yazıların tamamını okuyamadığım için burada diğerlerinin günahını almak istemem doğrusu; ama okuduğum iki yazı beni gerçekten çok şaşırttı. Bu yazılar, Hürriyet gazetesinden Ertuğrul Özkök ve Milliyet gazetesinden Güneri Cıvaoğlu imzalarını taşıyordu.

Aynı günde yayımlanan bu yazılar beni çok şaşırttı, çünkü hayretle gördüm ki, Doğan Medya Grubu'nun bu önemli iki kaleminin kafasındaki ve gönlündeki Şevardnadze'nin birbiriyle hiç mi hiç ilişkisi yoktu... Kabaca bir sınıflama yapacak olursak, Şevardnadze, Özkök'ün kafasında ve gönlünde bir büyük "kahraman"ken, Cıvaoğlu aynı kişiden bir "tiran" olarak söz ediyordu...

Sizi bilmem ama ben böyle taban tabana zıt iki analizle karşılaşmamızı çok önemsedim. Nasıl önemsemem, madem ki biraz önce sıraladığım gibi Türkiye-Gürcistan ilişkileri pek çok açıdan önemlidir, o halde yerinden edilen Başkan'ın bir "kahraman" ya da "tiran" olarak değerlendirilmesi bu ilişkilerin geleceği açısından belirleyici de değil midir?

İsterseniz önce Şevarnedze'yi bir büyük "kahraman" olarak gören yoruma bir göz atalım:

Özkök, eski başkanın "Gürcistan Rusya'nın güney ucu değil, Türkiye'nin kuzey ucudur" sözünden hareketle şöyle yazıyor: "Kafkaslar'da Aliyev'den sonra Şevardnadze dönemi de bitiyor. Meclis'i basan muhalefetin sloganlarından biri, 'Şevardnadze 20'nci yüzyılda kaldı' imiş. Ben hem Aliyev'in hem Şevardnadze'nin ülkelerine çok büyük hizmetler yaptığına inanıyorum." Hemen arkasından da şöyle cümleler: "Keşke onun kıymetini bilme görevi sadece tarihe bırakılmasaydı. (...) O nedenle benim, komşumuz Gürcistan için dileğim şudur: Umarım Şevardnadze'yi aramazlar." (Bu satırları okurken hileli seçimleri, Başkan'ın yolsuzluklar ve yakın çevresinin hızla zenginleşmesini konu eden eleştirileri unutmayın!)

Özkök'ün eski başkanın Türkiye sevgisine ilişkin yazdığı şu satırlar da dikkat çekiciydi: "O kadar ki, bundan 3-4 yıl önce İstanbul'da Beykoz Konakları'nda bir ev alacağı söylentileri bile yayılmıştı."(!) Oysa bakın, "herkesin" Beykoz Konakları'nda toplanması yolunda bir dileğin kapalı olarak da olsa yer aldığı bu satırların yayımlandığı gazete iki gün sonra, 40 gün sonra yapılacak seçimlerden Başkan olarak çıkması kesin olan Mikhail Saakaşvili'nin bir kabine toplantısında bakanlara şöyle hitap ettiğini de yazıyor: "100 dolar maaş alan bakanlar böyle lüks evlere nasıl sahip oluyor?"

Gelelim Şevardnadze'yi bir "tiran" olarak değerlendiren Cıvaoğlu'nun yazısına:

Cıvaoğlu, Tiflis'de olup biteni şöyle özetlemiş: "Hadise, sadece Şevardnadze adlı bir 'tiran'ın devrilmesi değil, çok daha büyük bir küresel oyun bu." Ancak bu arada, Milliyet yazarının "gönlünün" de Gürcistan'ın içinde yeralan Acarya bölgesinin başında bulunan Aslan Abashidse'den yana olduğunu öğreniyoruz. Cıvaoğlu'nun "Aslan Başkan" diye söz ettiği (batı basını kendisinden "despot" diye söz ediyor) bu lider meğer önümüzdeki başkanlık seçimlerinin en favori adayıymış! Zaten "Arslan Başkan" Batum'daki Başkanlık konutunda iki yıl önce Cıvaoğlu'nu konuk ettiğinde, gizlice çekilen bir kaset aracılığıyla Şevardnadze'nin "öfkeli, acımasız, adaleleri gerilmiş bir yüzle, sivillerin öldürülüşünü" nasıl izlediğini Milliyet yazarına ispat etmişmiş...

Sonuç olarak komşumuzda olup bitenlerle ilgili öyle iki yazıyla karşı karşıyayız ki, kalemi eline alan gönlüne göre bir Gürcistan çizmiş! 40 gün sonra başkanlık koltuğuna oturacak olan Saakaşvili'nin "Ne Rusya'da ne başka yerde kimse kendisini aldatmasın, Acarya, Gürcistan'ın ayrılmaz bir parçasıdır. Biz saldırgan değiliz ancak ayrılma girişimleri karşısında kararlı bir biçimde davranacağız" demesi kimsenin umurunda değil sanki!

Haksız mıyım, Türkiye gerçekten de "içine kapanık" bir ülke değil mi?


29 Kasım 2003
Cumartesi
 
KÜRŞAT BUMİN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Karikatür | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED