|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Kuzey Irak'taki gelişmeler Türkiye iç siyaseti ve ikinci tezkere tartışmaları açısından çok yönlü bir işlev görmeye başladı. Kuzey Irak hem muhtemel bir tezkere için yeni koşulların oluşturulması için kullanılıyor, hem de iç siyasi dengeleri yeniden etkiliyor. Genelkurmay Başkanı'nın yaptığı, hükümetle aynı hatta olduklarını söyleyen, ikinci tezkerenin gerekliliğine işaret eden konuşmanın ana gerekçesi Kuzey Irak'la ilgiliydi. Nitekim askeri harekete geçiren gelişmeler iki yönlü. Bir yandan tezkerenin reddedilmesinin yarattığı sıkıntı; diğer yandan ABD'nin Irak'taki Kürt kartını oynadığı ve oynayacağı mesajlarını yoğunlaştırması… Peki Kuzey Irak'ta neler oluyor? Şöyle özetlemek mümkün: ABD'nin hem Türkiye'ye hem Kuzey Irak Kürtleri'ne savaş sonrası için farklı sözler verdiği anlaşılıyor. Talabani ve Barzani'nin 80 bin civarındaki askeri ABD tarafından hızla silahlandırılıyor. ABD'de eğitilen 20 bin civarındaki peşmerge tam teçhizatlı olarak bölgeye sevkediliyor. Bunun ötesinde ABD'den gelen "bize destek vermezseniz korktuğunuz olur" türü mesajlar sıklaşıyor. Bush yönetimi çeşitli ağızlardan, "Türkler'le Kürtler'in sorunu var, biz Kuzey Irak'ta olmazsak bu sorun azar ve gelişmeler Türkiye'nin istemediği hatta gider" mesajını olabildiğince açık veriyor. Örneğin ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Marc Grossman bir Türk televizyonuna "Türkiye'nin Irak ve Kuzey Irak sürecine katılma şansı azalıyor. Türk askeri tek başına Kuzey Irak'a girmesin, giremez" tarzı beyanatlar veriyor… Ayrıca temsili kurumlarda Türkmenler'in devre dışı bırakılması, Kürt meclisinin yaptığı Türkiye aleyhtarı açıklamalar, bölgenin kurumları ve sokağıyla muhtemel bir Türkiye müdahalesine karşı alarm vermesi gibi gelişmeler Ankara tarafından Washington merkezli girişimler ya da tahrikler olarak değerlendiriliyor. Evet, bu gelişmeler askerin sesini yükseltmesinin nedenlerinden başta geleni… Ancak aynı şekilde bu gelişmeler ve bunların yorumlanma biçimi yeni bir tezkereyi kamuoyunda doğrulatmanın, milletvekillerine "yeni koşullar doğdu" demenin en keskin ve kestirme yönü gibi görünüyor… Destabilzasyon ve piyasalar çöker korkusuna federe bir Kürt devleti korkusu ekleniyor… Peki, bu iş korkuları doğrulamaya ya da gidermeye yeter mi? Açık söylemek gerekir ki, Kuzey Irak meselesine kilitlenmiş savaş ya da çıkar tartışması her anlamda beyhudedir, hatta gayrimeşrudur… Bir kere Türkiye'nin ABD'nin niyetleri dikkate alındığında Kuzey Irak'ta bir Kürt biriminin oluşmasını engellemesi çok zordur ve buna yetecek araçları yoktur. İkinci tezkerenin çıkması ya da çıkmaması, Türk askerinin Kuzey Irak'a girmesi ya da girmemesi ABD'nin bu tür bir iradesi karşısında çok şey ifade etmez. Kaldı ki, Kuzey Irak'ın etnik ve siyasi yapısı böyle bir oluşuma yatkındır. İran, Suriye ve Türkiye'nin itirazları ancak Irak toprak bütünlüğünün, daha doğrusu Irak milli iradesinin devrede kalmasıyla mümkündür. Öte yandan Türkiye'nin kendi sınırları dışında bir ülke ya da bölgede bir etnik grup merkezli bir siyasi merkez oluşumuna itiraz etmesi ve buna askeri yollarla müdahale etmeye kalkışması uluslararası sahada ve mevcut güçler dengesinde siyasi ve ahlaki hiçbir meşruiyet unsuru barındırmamaktadır. Böyle bir durum Türkiye'yi iyice zora ve yalnızlığa iter. En nihayet en önemli unsur, resmi politikaların "mutlaklaştırılma süreci"nin vardığı akıl dışı noktadır. Türkiye'nin korkusu Kuzey Irak'ta oluşacak bir Kürt devleti ya da devlet öncesi oluşumunun Güneydoğu'yu karıştıracağı inancına dayanmaktadır. Türkiye kendi içinde çözmeye yeltenmediği, çözemediği bir sorunu ya da baskı politikalarıyla şimdilik dindirdiği bir meseleyi bir sınır meselesi olarak ilan etmiş, tüm Ortadoğu politikasını buna göre değiştirmiş, iç siyasi dengelerini ve önceliklerini buna göre değiştirmişti. Bugün gelinen nokta aslında resmi politikalarla devletin kendi kendisini sıkıştırdığı noktadır ve bu aşamada durumdan kazançlı çıkması hiçbir şekilde mümkün değildir. Evet bırakın Kuzey Irak'ta ne olursa olsun… Kendi içinde demokratik ve dengeli bir Türkiye bundan hiçbir şekilde etkilenmez; tersine ABD'nin tehditlerini ve boyun eğme taleplerini boşa çıkarır ve meşruiyet açısından daha güçlü olur. Kuzey Irak meselesi ülkenin savaşa destek vermesinin ahlaktan ve faydadan en uzak noktasıdır.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |