|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Ben bu yazıyı Pazartesi günü yazdığım halde, haftada bir yazmanın dezavantajı olarak maalesef sizler dört gün sonra okuyacaksınız. Hatta tezkere hakkında o kadar konuşulmuş-yazılmış olacak ki vatandaş olarak dinleme ve bilgi sahibi olmak bakımından aşırı dozdan yorgun bile düşeceksiniz. Ama ben yine de acizane kendi cephemden gördüklerimi kaleme almak zorundayım. Yarın Dünya kadınlar günü olduğu feminist ve antifeminist olmadan nasıl bir duruş sergilenebildiği/sergilenemediği konusunda yazmak varken hamde. Tezkereden çıkan neticenin tarihi bir netice olduğunu söyleyenlerle aynı fikirdeyim. Parlamenterlerin hür iradesi üzerine, hür iradenin tecellisinde sivil direnişin ehemmiyeti üzerinde uzun uzun durulması gerekiyor. Fakat tezkere oylamasına başka bir açıdan bakıldığında soru soranın kazandığını görmek mümkün. Cevap veren değil soru soran kazandı. Bundan sonraki duruş için ilk soruyu soran yine kazanacak. Kast ettiğim "Peki şimdi ne olacak?" sorusu değil elbette! Kamuoyuna soru, savaş olsun mu olmasın mı noktasından soruldu ve halk kendini bu sorunun muhatabı kılarak savaş çıkmasın noktasından koyacağı direnci her platformda dile getirmeye çalıştı. Üstelik kamuoyunun bu direnci sadece eylem noktasından görüldü. Halbuki Müslümanlar yaptıkları her ibadette buna bir fakirin avucuna sıkıştırılan sadakadan Arafatta edilen dualara: salat-ı tefriciye, 41 Yasin, Fetih suresi ve enbiya hatmi dahil- Müslümanı birbirine kırdırma diye yarabbi diye dua etti. Dua gösterilebilir bir eylem olmadığı için direncin yegane boyutu eylem olarak algılandığından, halkı pasif kaldığı noktasında suçlayanlar oldu. "Savaşa Hayır!" direncini Türk halkı, görülen ya da görülmeyen ama 24 saatin her anında ortaya koydu. Hür iradenin tecellisi noktasındaki dirence şimde halkın, aydınların, sanatçıların yeni bir destek, yeni bir omuz vermesi gerekiyor. Hepimizi yaralayan sadakayla savaşa giren Türkiye imajını, parlementonun kararı yırttı evet. Ama şimdi üzerimize bindirilecek olan ekonomik savaşı bizler psikolojik savaş boyutundan geri püskürmek zorundayız. Nasıl mı? Savaşlar önce manevi cephede kazanılır. Dövizi/doları olanlar! En az yüz dolarımızı Parlementoya destek olarak döviz bürolarında bozdurmalıyız. Paranın miktarına değil bereketine inanmaya başladığımız noktada hiçkimse bizi parayla-pulla tehdit etmeye ya da satın almaya kalkmayacaktır. Bozdurun dövizlerinizi. Sadaka niyetine bozdurun. Vekillerimizin eğilmeyen boynuna şükür niyetine bozdurun. Savaşa hayır mitingine destek veren sanatçılar en az bir konserinizin gelirini "ekonomi için Türkiye tek yürek" sloganıyla bağışlamaya hazır mısınız? Savaşa hayır diyen köşe yazarları bir makalenizden elinize ulaşan geliri bağışlamaya hazır mısınız? Savaşa hayır! Ekonomi için Türkiye tek yürek. Bağış kampanyaları ve döviz büroları bizi bekliyor.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |