AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Denktaş'a sevgilerle!

Biz, Irak krizi ve yeni hükümet arasında koştururken, Kıbrıs sorunu 40. şeref yılını mazisine yaraşır bir şekilde, şanla şerefle geride bıraktı. Annan'ın kurduğu çözüm masası Lahey'de Denktaş ve Papadopulos'un tekmeleriyle yıkıldı. Rumlar Avrupa Birliği'ne koşmaya başladı, biz ise herşeyden daha önemli olan "ulusal birliğimiz"e doğru yola koyulduk. Böylelikle Denktaş'ın iki rüyası da birden gerçek oldu. Ada'nın "ebedi şef"i, önce Annan Planı'ndan ustalıkla sıyrılmayı başardı ve çözümün başka bahara kalmasını sağladı. Ardından da, daha Lahey'den İstanbul'a dönmeden AB Komisyonu'ndan beklediği izolasyon haberiyle havalara uçtu. Çünkü, AB Komisyonu tam da Denktaş'ın istediğini söyledi ve "Kıbrıs sorununa çözüm bulunmadığı takdirde Türkiye, AB toprağını işgal etmiş sayılacaktır" dedi. Ne mutlu Denktaş'a ve onu çözümsüzlük yolunda cesaretlendirenlere!

Bu cümleyi duyduktan sonra onları artık, "gavur Avrupa'ya karşı mazlum Türklerin direnişi edebiyatı" yapmaktan kimse alıkoyamaz.

Denktaş-Verheugen elele

Kulağını Lahey'e dikip masanın dağıldığı haberini beklediği alaşılan AB Genişleme zaptiyesi Günter Verheugen de, ikinci tezkere kararı arefesinde Amerika'nın kucağına zaten iyice itilmiş olan Türkiye'ye kapıları kapatan açıklamayı geciktirmeyerek, aylardır fırsat kolladığını gösterdi. Böylelikle o da en az Denktaş kadar yüksek bir siyasi basiret sahibi olduğunu dünyaya gösterdi! İkisi de ne kadar keyiflenmişlerdir, kimbilir!

Aslında, olup bitenlerin şaşılacak hiçbir tarafı da yok. Bir kez olsun aklın ve mantığın galip gelebileceğini varsaymıştık, o kadar.

Denktaş, son görüşmeye gitmeden önce, yıllardır hep yaptığı gibi niyeti olmayan imzaları atmamak için mutad olduğu üzre Ankara'ya uğrayıp destek almayı ihmal etmedi. Meclis'te konuştu; nasıl çileli bir mücadeleden geldiklerini ve Türkiye olmasa bunu asla başaramayacaklarını uzun uzun anlattı. Milletvekilleri ise, gerçekte neyi alkışladıklarını bilmeden gözleri dolu dolu onu ayakta uğurladılar. Denktaş, bu alkışlar arasında zafer kazanmış komutan edasıyla Meclis'i terkedip Lahey yolunu tuttu. İş bitmişti. Biraz Kıbrıs sivil toplumunun, biraz uluslararası güçlerin biraz da Tayyip Erdoğan'ın itelemesiyle bir ara, "yoksa çözülecek mi" kabusları gördüğü Annan Planı'ndan da kurtulmuştu. Tıpkı, 5 yıl önce, tıpkı 10 yıl önce, tıpkı 20 yıl önce, tıpkı 30 yıl önce olduğu gibi.

Şükür ki, Ankara'da "çöz" diyen çıkmamıştı ve ne sivil toplumu dinleyen vardı ne de Tayyip Erdoğan'ın çözüme ayıracak vakti.

Bu güvenlik anlayışıyla...

Türkiye kamuoyu, Kıbrıs'ta kaçan bu son büyük fırsatın ne olduğunu bile anlamayadı. Annan Planı'nın, yıllardır savunduğumuz tezlerin çoğunu karşıladığını, biraz istekli olunsa geri kalanların da elde edilebileceğini farkedemedi.

Kıbrıs sorununun çözümsüz kaldığı müddetçe dış politika seçeneklerinin bugünkü gibi Amerikan iştahına hapsolacağını, AB perspektifinin tuzla buz olacağını; Kıbrıs'ta çözümden kaçınıldığı sürece birkaç yılda bir, Kıbrıs'ın toplam değeri kadar uluslararası kaynaktan mahrum kalınacağını asla bilemedi.

Bu saatten sonra temize çıkmak için, "çözümü sadece biz değil Rumlar da istemedi" demenin inandırıcılığı yoktur. Rumlar o masaya zaten AB üyeliği garantisiyle oturdular. Maharet ve ulusal çıkar Rumlar'ın çözüm istemediği ortamda bastırmak, onları AB üyeleği arefesinde çözüm baskısıyla köşeye sıkıştırıp elde edilebilecek en yüksek faydayı sağlamaktı. Yapılamadı, çünkü yapılmak istenmedi.

Şimdi.... Kimler, Türkiye'nin bütün uluslararası çıkarlarını, stratejik değerlerini, AB başta olmak üzere bütün hedeflerini, diplomatik hareket potansiyelini Kıbrıs'taki iki tümen askerin varlığına bağlıyorsa bir kez daha düşünmelidir. Bu güvenlik anlayışıyla, Türkiye'nin giderek daha güvensiz ve bulunduğu coğrafyada sahipsiz kaldığını artık görmelidir.

Ve Denktaş... Emret komutanım! Anavatan her zaman olduğu gibi bugün de her türlü sıkıntın için yardıma hazırdır. Sadece adadaki 200 bin kişinin değil, buradaki 70 milyonun varlığı da senin ve Ankara'daki dostlarının kahraman direnişine armağan olsun.

Merak etme. Avrupa seni, "işgal edilmiş topraklardaki Türk lider" saysa da biz yine de "Cumhurbaşkanım" diyeceğiz.


12 Mart 2003
Çarşamba
 
MUSTAFA KARAALİOĞLU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED