AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Abdullah Gül, başbakan...

Siyasete çok yakıştığına inandığım bir ölçüm var: Siyaset adamı oturduğu koltuktan daha büyük olmalı, ama büyüklüğünün kendisi farkında olmamalı... "Böyle biri nasıl olur?" diye soranlara kanlı canlı bir örnek sunabilirim: Abdullah Gül... Kritik bir süreçte üstlendiği başbakanlık koltuğunu fazlasıyla doldurdu, ama o bunun pek farkında olmadı...

Dün düzenlediği basın toplantısı için, "İsterseniz Turgut Özal'ın ünlendirdiği yeni başbakanlık binasının giriş katında bulunan konferans salonunu kullanın" teklifi götürüldüğünde, "Orası dolar mı?" tepkisini verdiğini duyduğumda hiç şaşırmadım. "Dolar mı?" diye endişe ettiği salona girdiğinde gördüğü gazeteci yoğunluğundan o şaşırmıştır...

Son seçim kampanyası sırasında bir günlüğüne gittiği Siirt'te, programda olmadığı halde kendisini görmek üzere meydana toplanmış halka hitap etmesi istendiğinde, "Seyrek olur" diye önce itiraz etmiş Abdullah Gül... Bana bunu aktaran milletvekili, "Oysa, sırf onu görmek için Siirtliler meydanı doldurmuştu bile" dedi...

Türkiye, Abdullah Gül'ü, başbakanlığı döneminde tanıdı ve sevdi. 'Arkadaşım' diye söylemediğimden ikisi de emindir; o sebeple çekinmeden buraya kaydedebilirim: Tayyip Erdoğan'a, halkla ilişkilercilerin gıpta edeceği güzellikte bir 'başbakan' imajı teslim etti Abdullah Gül...

Bizim meslekte devletin tepe noktalarındaki biriyle yakınlığını belli etmenin iki taraf için de sakıncası vardır. Abdullah Gül başbakanlık koltuğuna oturduğunda çok dar bir çevrenin bildiği gerçeği "Arkadaşım Abdullah Gül" başlığıyla deşişfre ederken, kendi adıma, bu ilişkiyi kötüye kullanmayacağıma emindim. Ancak, ikimizden birini yakından tanımayanlar arasından, en başlarda, "Yüzünü kara çıkarmayacağından emin misin?" diye soranlar oldu.

Eski dönemde bir iktidar partisi milletvekili, bana, "Eşim, apartman komşularına mesleğimin 'mühendis' olduğunu söylüyor" dediğinde hâline acımıştım. Başbakanlık yapan nicelerinin eşleri, kardeşleri, çocukları, bir süre sonra ortalıktan kaybolmayı tercih ettiler. Turgut Yılmaz'ın kendi durumundan medyada yakınmasını hatırlayın yeter...

Belki benimki bencillik, ama bugün gelinen noktada yakın dostluğumuzu 'deşifre' ettiğime kendi hesabıma ben çok memnunum; Abdullah Gül'ün arkadaşı olmak bana kaybettirmedi. Dostlar sadece karagünde belli olmaz, ikbal dönemleri de dostlukların sınandığı zamanlardır...

Kendisini makamında son gördüğümde, bana, "İşte geldim, gidiyorum, eğer bir sefası varsa, başbakanlığın herhangi bir sefasını görmedim, bir gün bile keyfini çıkarmadım" dediğini zihnimin bir köşesine yazdım. Sabahtan akşama, akşamdan sabaha durmaksızın süregiden bir mesai verdi; yüzündeki tebessümü bir an bile eksik etmeden...

Hükümetinde hizmet vermiş akademik kökenli bir siyaset adamı, daha dün, "Demokratik yönetim örneği isteniyorsa bizim bakanlar kurulu toplantılarına bakmak yeterli" dedi bana... Şunu da ekleyerek: "Siyasete girerken kimliğimi korumayı başaracağımdan cidden kuşku duyuyordum; Abdullah Gül sayesinde korktuğum başıma gelmedi..."

Türkiye gibi ülkelerde başbakanlık koltuğunun meraklıları çoktur. Daha sonra 'hortum' iddiasıyla hapse düşmüş bir dönemin 'yıldız' siyasetçilerinden birinin, koltuğun önceki sahibinin daha yukarı bir makama çıkması üzerine başbakanlık rüyaları görmeye başladığını duyuyorduk. Bir akşam, sofrada, "Sen ne diyorsun, yakışmam mı?" diye bana sorduğunda ne diyeceğimi bilememiştim... Abdullah Gül, bulunduğu makamı hizmet yeri olarak gördü ve hiç yüksünmeden ayrılmayı bildi...

Bizde, daha önce de, aslında başkasına ait koltuğa oturanlar oldu. Kimisi koltuktaki tutkalı keşfedip yerinden kalkmamaya çabaladı; öyleleri için hazır bekletilen 'hâin' damgasını yedi kaçınılmaz olarak... Bazısı ise, koltuğu ilk dönemeçte sahibine terk etti; ona da 'emanetçi' denildi...

Yerinde tıynetsiz biri olsaydı 'ihanet' edebilirdi, ama gördünüz koltuğun sahibinin önünü açtı, gelişini çabuklaştırdı Abdullah Gül... İlk günden itibaren 'geçici' olduğu bilindiği halde, ne o 'emanetçi' gibi davrandı, ne de kimse kendisine 'emanetçi' muamelesi yaptı... Geldi, zor görevlerin altından kalkma mücadelesi verdi ve ezilip yenilmeden emaneti teslim etti...

Müşterek bir dostumuz, televizyondan izlediği basın toplantısı sonrasında aradı ve duyduğu mutluluğu aktardı. İzlerken gözünün önünden beraber tanığı olduğumuz bir dizi başbakanı ve devletluyu geçirmiş... "Göğsüm kabardı" diye özetledi hislerini... Kendisiyle aynı görüşleri paylaşmayan kişilerin de yanyana durmaktan rahatsızlık duymayacağı biri Abdullah Gül; o üslubu başbakanlık makamına da taşıdı. Türkiye'nin içine girdiği 'yeni demokrasi anlayışı'nı henüz herkes fark edemiyor; oysa, onun başbakan olduğu dönemde, ülkemizin gelenekleşmiş sayılan yanlış demokratik uygulamalarından bayağı uzaklaştık...

Toplumsal bellekteki 'başbakan' imajı sebebiyle şanslıydı Abdullah Gül ve o şansını iyi kullandı. Toplumsal bellekte zaman bandı oldukça dardır; bu yüzden, insanlar, onun getirdiği yeni imajı hatırlayacaklar... Görevi ondan devralan Tayyip Erdoğan da bu durumu kendisi için şansa döndürmeli...

Bereket sadece başbakanlıktan ayrılıyor Abdullah Gül, siyasette hep olacak...


12 Mart 2003
Çarşamba
 
TAHA KIVANÇ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED