|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Fatih Altaylı'nın bu haftaki "Teke Tek" programının konuğu, adı Genelkurmay Başkanı adayları arasında geçen ama "bilemediğimiz" nedenlerle "emekli olan" eski 2. Ordu Komutanı Org. Emin Başer'di. Altaylı oldukça önemli ve kritik sorular sordu, Başer de kendisine sorulan soruları açık yüreklilikle cevapladı: Başer'in dikkatimi çeken özelliği perspektifinin genişliği ve yaptığı analizlerin tutarlı olması oldu. Meselâ şu saptaması çok önemli: "Bu Irak savaşı, esas büyük meselenin küçük bir detayıdır. ABD'nin asıl hedefi, sadece Ortadoğu'ya değil, tüm dünyaya şekil vermektir". Ancak Başer, Amerika'nın bu hedefini gerçekleştirirken niçin Türkiye'ye ihtiyaç hissettiği konusunda doyurucu şeyler söylemedi. Bu mesele Türkiye'deki elitlerimiz tarafından henüz tam olarak kavranabilmiş değil, ne yazık ki. Amerika'nın uzun vadede asıl hedefi özelde Türkiye'nin, genelde ise uyuyan bir dev olan İslâm dünyası'nın meydan okuma geliştirmesini önlemektir. Amerika, son on yıldan bu yana Balkanlar'a, Kafkaslar'a ve Ortadoğu'ya yerleşmeye ve kısa vadede Avrupa'nın, orta vadede Çin, Rusya, Japonya ve Hindistan'ın Amerikan hegemonyasına direnmelerini engellemek istiyor: Amerika, neo-liberal ekonomik, siyâsî ve kültürel kodları ve kurumları bu aktörlerin hepsine benimseterek bu aktörlerin direnme ve varolma dinamiklerini hadım edeceğini düşünüyor; ki bunu büyük ölçüde başarmış durumda. Yani Avrupa, Çin ve diğer aktörler güçlenseler bile kendi kültürel, siyâsî, ekonomik dinamikleri hadım edildiği için bu aktörlerin direnişi paradigmatik bir meydan okumaya dönüşemeyecek. Bu anlamda asıl meydan okuma İslâm dünyasından gelecek. Amerikalılar bunu çok iyi farkettiler ve o yüzden Osmanlı coğrafyası demek olan Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu'ya derinlemesine yerleşmeye ve bu meydan okumanın önünü kesmeye çalışıyorlar. Osmanlı'nın ve dolayısıyla İslâm medeniyetinin tarih sahnesinden çekilmesinden bu yana İslâm dünyası paramparça edildi: Ardından kontrol edilmesi kolay totaliter, uydu "kabile devletleri" kuruldu. Bu devletler seküler projelerle halklarını İslâm'a yabancılaştırmaya, böylelikle İslâm dünyasının dinamizmini öldürmeye çalıştılar: Bu süreçte İslâm dünyasının tüm kaynakları hem çarçur edildi, hem de Batılılar tarafından yağmalandı. Ancak 20. yüzyılın son çeyreğinden itibaren yaşanan gelişmeler, İslâm'ın Müslüman toplumlardaki en güçlü siyâsî, toplumsal ve kültürel alternatif hâline gelmeye başladığını gösterdi. Eğer bu durum önlenemezse, şu küreselleşme çağında yaşanacak sonraki süreçte, İslâm dünyasındaki Batı uydusu totaliter / seküler rejimlerin teker teker tarihe karışması ve İslâm dünyasının tıpkı Avrupa Birliği gibi siyâsî, ekonomik, kültürel, askerî ve stratejik bir blok oluşturması kaçınılmaz hâle gelebilir/di. Bölgede Osmanlı'dan sonra bir vakum (boşluk) oluşmuş ve bu vakum totaliter ve seküler rejimler vasıtasıyla Batılılar'ın uydusu, bir avuç azınlığın kontrolündeki devletleri kontrol eden Batılılar tarafından doldurulmaya çalışılmıştı. İşte bu süreçte Türkiye'nin Osmanlı'dan boşalan vakumu doldurabileceği korkusu ile hareket eden Amerikalılar, Türkiye'nin Batı yörüngesi dışında başka bir yörünge oluşturabileceğini düşünerek aynı anda iki şeyi yapmaya karar verdiler: Birincisi, Osmanlı coğrafyasına yerleştiler; ikincisi de önceden "iflas ettiğini" söyledikleri Türk laikliğini İslâm dünyasına model olarak sunmaya başladılar. Bunun için şu an Müslüman toplumları tümüyle laikleştirmeye yani zihnen hadım etmeye yabancılaştırmaya, kimlik ve âidiyet duygularını yok etmeye; (bunu da bu kez İslâmî söylemleri benimseyen aktörler eliyle yapmaya) dolayısıyla Müslüman toplumların İslâm'ın sunduğu siyâsî, toplumsal, kültürel direnme, varolma ve meydan okuma biçimleri geliştirmelerini mümkün kılabilecek dinamizmlerini hadım ederek dinamitlemeye çalışıyorlar. Böyle bir şeyi hayat geçirmenin öncelikli yolu, Türkiye'nin kontrol edilmesi, Osmanlı misyonu ile donanarak Batı yörüngesinin dışında başka bir yörünge oluşturmasının mümkün tüm yollarının tıkanmasıdır. İşte bu nedenle Amerikalılar, laik Türkiye'yi fena halde destekliyorlar ve Osmanlı coğrafyasına derinlemesine yerleşmeye çalışıyorlar. Çünkü Amerikalılar çok iyi biliyorlar ki, Türkiye, Osmanlı'dan boşalan vakumu doldurmaya ve bunun için de Batı yörüngesinin dışında başka bir yörünge oluşturmaya kalkıştığı andan itibaren önce bölge üzerindeki, sonra da zamanla dünya üzerindeki hegemonyaları ve sömürü düzenleri büyük bir sarsıntı geçirecek. Bizim elitlerimiz, bölgede bir vakum olduğunu, Amerikalılar'ın da Avrupalılar'ın da bu vakumu Osmanlı misyonu ile donanacak Türkiye'nin başını çektiği Mısır ve İran'ın kilit rol oynayacağı bölge ülkelerinin doldurmaya kalkışacağından fena halde ürktükleri için Osmanlı coğrafyasına derinlemesine yerleştiklerini kavrayabilecek tarihsel derinlikten, zihinsel donanımdan ve melekelerden maalesef yoksunlar. Ama artık bu yakıcı ve yıkıcı gerçeği görmenin zamanı gelmiştir: Amerika, laik (Batı yörüngesindeki) bir Türkiye'ye şiddetle ihtiyaç hissediyor. Türkiye'nin Batı yörüngesinin dışında başka bir yörünge oluşturmaya kalkışmasını önlemeye kalkışmak için de Osmanlı coğrafyası demek olan Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu'ya fiilen ve derinlemesine yerleşmekten başka bir seçeneği kalmadığını çok iyi biliyor. Bu konuda Amerika ile diğerlerinin hemfikir olduklarını ve Amerika ile diğerleri arasındaki anlaşmazlığın yeni bir küresel düzen kurmaya kalkışırken Amerika'nın, Batı hegemonyasının emniyet sübapları olan sözde uluslararası kuralları, kurumları, hukuku hiçe sayarak açgözlü ve bencil bir şekilde hareket etmesinden kaynaklandığını unutmamak gerekiyor. Şu soruları kimse sormuyor: Neden Irak? Eğer mesele nükleer silahlar, kimyasal silahlar meselesi ise neden başta İsrail olmak üzere Kuzey Kore'yi, Hindistan'ı, Avrupa ülkelerini değil de Irak'ı hedef tahtası seçiyorsunuz? Dahası Irak'ın başında bugüne kadar Saddam alçağının kalmasına neden göz yumdunuz? Neden 10 yıldan bu yana yok etmediniz Saddam'ı? Evet, neden? Bölgeye derinlemesine yerleşme bahanesi için Saddam'dan daha büyük bir alçak (müttefik) bulamayacağınız için değil mi? Eğer mesele terörle mücadele meselesiyle en büyük terörist ilân ettiğiniz Üsame bin Ladin'i neden yakalamıyorsunuz? En büyük terörü dünyanın gözünün içine baka baka İsrail yapmıyor mu? Neden İsrail'i bombalamayı bir an için bile olsa aklınızın köşesinden geçirmiyorsunuz? Ayrıca tüm bu olup bitenlerde, bu senaryolarda İsrail'in ve Amerika'daki güçlü Yahudi gücünün rolü ne? Bu sorular, bırakınız cevaplandırılmayı, sorulmuyor bile! Amerika'nın asıl hedefi, Osmanlı misyonu ile donanarak yeni bir yörünge oluşturmaya ve böylelikle hem Amerika'nın, hem Avrupa'nın, hem de İsrail'in uzun vadeli hesaplarını alt üst etmeye kalkışacak Türkiye'nin önünü şimdiden tıkamaktır. Elitlerimiz, hele de AKP iktidarı bu gerçeği görmeli ve Türkiye'yi tarihî bir yanılgının kurbanı yapacak oyunlara, numaralara karşı akıllı, uyanık ve hazırlıklı olmalı.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |