AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
İçerdeki çocukları kurtarmak

Bingöl'de deprem. En büyük şok, Yatılı Bölge Okulu'nun yıkılması ve enkaz altında 198 öğrencinin kalması...

Etrafta anneler, babalar, kardeşler birikmiş, içleri yanarak enkazın altından çıkacak çocuğu bekliyorlar. Gözlerde umutla umutsuzluk an an yer değiştiriyor. Kimbilir minicik yürekler ne haldedirler, nasıl çıkacaklar koca okulun beton bloklarının altından?

Her çocuğun çıkışında koparılan çığlıkların mahiyetini anlamak kolay değil. Kurtuluşta da göz yaşı boşanıyor ölümlerde de... Gül goncaları kopuyor, nasıl yürek parçalanmaz.

Hep aynı soruyu sorarız:

Neden önce devlet okulları yıkılır depremlerde?

3 ay önce Pülümür'de de önce yatılı bölge okulu yerle bir olmuş.

Devlet neden en kötü binayı yapar?

Devlet neden hep böyle yapar?

Kaç deprem yaşadı Türkiye, Doğu'dan Batı'ya en önce un ufak olanlar neden devlet binaları? Neden istisnası olmaz?

Devlet neden bir depremden ötekine kadar tedbir alamaz da çocuklar enkaz altında kalır?

Devletin hangi işi daha önceliklidir ki, depremde kamu binalarının yıkılmasına karşı tedbir almaya fırsat bulamaz?

Çürük binaların arkasındaki devlet kimdir, ihaleyi veren mi, kontrolü yapan mı, yapımı üstlenen mi, mühendis mi, işçi mi?

Devlet, devlet, devlet...

Her yerde devlet var, ama her yerde acı var...

TBMM Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu Başkanı Azmi Ateş daha dün, devlet işlerini araştırdıktan sonra ellerinde 100 bin sayfalık yolsuzluk dosyası biriktiğini söylemiş...

Yolsuzluklar: Devleti kemiren kurt.

Acaba bunun ne kadarı, kamu binalarının inşası ile ilgilidir ve bu dosyalar kaç çocuk ölümünü bünyesinde saklamaktadır?

Sözü biraz da MGK'ya getirmek istiyorum.

Devletin bu en önemli istişare müssesesi, "devlet aklı"nın sonuçlar ürettiği bu platform ne düşünür "devlet okulu"nun enkazı altında bu ülkenin çocukları kaldığında? Bu çocuklar "emanet" değil miydi "devlet"e? Acaba gerçekten "emanet" gibi algılama ruhu geliştirilmiş miydi "devlet" tarafından?

Marmara depreminden bu yana kaç MGK geçti acaba?

MGK'larda "devletlü"lerimiz kaç kere rejimi kurtardılar acaba?

Kaç kere iktidarlar hesaba çekildi MGK'larda?

Acaba MGK tarihinde bir gün, bir gündem maddesi olarak "Daha az devlet binası yıkılsın, artık çocuklar ölmesin" gibi bir madde görebilecek miyiz?

İktidar, yıllanmış, katmerlenmiş sorunların çözümü için "kamu yönetiminde yeniden yapılanma" öneriyor ve "güvenlik mantığı" ile üzerine çullanıyoruz, anasında emdiğini burnundan getiriyoruz iktidarın. "Mutlaka bir kötü niyeti vardır" peşin fikri ile, daha doğmadan boğmaya çalışıyoruz.

Bir dinle önce, bir anla...

Dudak okumaktan öte huylarımız gelişti, beyinlerin içini okuyor ve orada savaşacak kötülükler buluyoruz.

Oysa her şeyin başında o, yani kamu yönetimindeki pörsüme yok mu?

Bir kamu binasının çürük yapılmasından tutun da, öğretmen maaşının yoksulluk sınırının altında olmasına kadar her alan, devletin kocaman bir KİT haline dönüşmesinin ürünü değil mi?

En acil görev kamu yönetiminin yeniden yapılanması değil mi?

Neden MGK, öncelikli olarak bunu gündemine almaz, bunun serinkanlı görüşüleceği zeminler hazırlamaz da sadece devlet içindeki iktidar kavgalarının odağında görünür?

"100 bin toplu konut inşasına Pülümür'den başlayacağız" demişti Başbakan Tayyip Erdoğan.

Bir sınava soyunuyor bu kadro.

Bırakınız yapsın... Bırakınız bir kaç adım atsın.

Halktan bunun için oy aldılar. Bir süre geçsin, icraatları görünsün, halk yargılasın.

"Eğer, diyorum, devletin her birimi, askeri sivili, artık enkaza dönüşen devlet yönetimi altında daha az çocuk kalsın gibi bir misyonla yola çıksa, yıllarca birbiri ile boğuşmaya asla vakit bulamayacak." Başbakan Tayyip Erdoğan'la Cumhurbaşkanı Sezer, Genelkurmay Başkanı Özkök, elele verip Bingöl'deki enkazı kaldırsınlar... Eğitim göremeyen çocuklar için elele versinler, daha çok üniversite açsınlar, bir işsize iş bulsunlar, milli geliri bir puan artırsınlar, enflasyonu bir puan düşürsünler...

Elhasıl, MGK gerilimleri gına getirdi...

Şimdi ülkeyi enkazdan kurtarma zamanı.

Bingöl'e ve bütün Türkiye'ye geçmiş olsun, Allah daha büyük acılardan korusun, hayatını kaybedenlere rahmet, geride kalanlara başsağlığı diliyorum.

Düzeltme: 28 nisan 2003 tarihli pazartesi günkü yazımda Türkiye'deki Caferiler'in lideri Selahaddin Özgündüz'ün ismi "Süleyman Özgündüz" olarak geçmiştir. Düzeltir, özür dilerim.


2 Mayıs 2003
Cuma
 
AHMET TAŞGETİREN


Künye
Temsilcilikler
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED