|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
"Madde 1: Lâiklik" denildi de ne oldu? Başımız göğe erdi mi? Türkiye'nin hemen üstesinden gelinmesi gereken sorunlarını altalta yazsak, günlerdir medyada tartışılan ve Milli Güvenlik Kurulu (MGK) sonrasında yayımlanan açıklamanın ilk maddesini teşkil eden 'lâiklik' kaçıncı sırada yer alır? Bu sorunun cevabını kamuoyu yoklamaları veriyor: "En altta..." Peki, MGK gibi ciddi bir kurumu halkın gündeminde bulunmayan bir konuyla meşgul etmenin anlamı var mı? Günler boyu tartıştığımız konulara biraz daha yakından bakalım: 23 Nisan krizi: Bülent Arınç'ın TBMM başkanı sıfatıyla ve 'ulusal egemenlik bayramı' vesilesiyle yaptığı dâvet bu krizi patlattı. Gönderilen dâvetiyelerde, Arınç'ın 'başörtülü' eşinin evsahibi olarak adının bulunmasıydı krizin görünür sebebi... Bülent Arınç'ın eşi, hayatında ilk kez 'başörtüsü' takarak Meclis'teki resepsiyona gelmiş (veya geleceğini açıklamış) olsaydı, gürültü koparılmasına belki hak verebilirdik. Münevver Arınç, eşi TBMM başkanı olmadan çok önceden beri başörtülü bir hanım. Üstelik, 'eş' sıfatıyla görevi olmasına rağmen evsahipliği yapmak üzere Meclis'e gelmedi de. Eşinin gelmeyeceğini, Bülent Arınç, önceden açıkladığı halde, bazı dâvetlilerin 'ulusal egemenlik bayramı' resepsiyonuna katılmamalarını nasıl açıklayabiliriz? Sahi neydi 23 Nisan resepsiyonunu 'kriz' haline getiren? Milli Görüş genelgesi: Dışişleri bakanı Abdullah Gül, her yıl âdet olduğu üzere, Türkiye'nin yurtdışı temsilciliklerini, çevrelerinde yaşayan vatandaşlarla yakından ilgilenmeye, dernek ve vakıflarını dışlamamaya teşvik ederken, gelen sorular üzerine, "Milli Görüş ve Fethullah Gülen cemaatinin dernekleri de dahil" dedi. Genelge, bazıları tarafından, 'kriz' sebebi olarak işlenip duruyor... O dernek ve vakıflarda faaliyet gösteren kişiler Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları; pasaportları var, nüfus cüzdanları da... Seçme ve seçilme hakları da bulunuyor... Yani, sizin gibi benim gibi, ülkelerine vatandaşlık bağıyla bağlı insanlar bunlar... Türkiye'nin dış temsilciliklerinin, vatandaşlarla ve onların kurdukları örgütlerle ilgilenmesinden daha doğal bir davranış biçimi düşünülebilir mi? Üstelik, genelge yüzünden eleştirilen Ak Parti'nin Milli Görüş ve Fethullah Gülen cemaati ile herhangi bir yakınlığı olduğu da bilinmiyor... Atamalar: Meclis'te 365 milletvekiliyle temsil edilen kalıcı bir hükümetin, kritik makamlara, uyumlu çalışacak bürokratları ataması bizde de alışılmış bir uygulama. En fazla büyütülen Hazine müsteşarı sözgelimi; gelmiş-geçmiş bütün iktidarlar, daha güvenoyu bile almadan Hazine müsteşarını değiştirmişler... Hazine gibi ekonominin kalbi olan bir makamın sahibini tam altı ay görevinde tuttu Ak Parti. Atamalar için Çankaya filtresi de var... Ortada büyütülecek herhangi bir atama yapılmadığı, yapılanlar da getirildikleri makamları hak edecek eğitim ve kıdeme sahip oldukları halde, kopartılan gürültüyü anlamak gerçekten zor. Ak Parti'yi "Çok atama yaptı" diye eleştirenlere şaşırıyoruz; daha hızlı icraat bekleyenlerin "Neden eski bürokratları hâlâ işbaşında tutuyor?" şikâyetlerine hak vermek bile mümkün... 23 Nisan, Milli Görüş ve atamalar gibi içi boş iddialar eşliğinde patlatılan 'kriz'in ömrü, işte hep beraber gördük, birkaç saat sürmedi. Arkasında halk desteği bulunmayan gündem maddelerinin ülkeyi uzun süreli meşgul etmesi beklenemezdi zaten... Hükümet elbette daha dikkatli olarak yoluna devam etmeli. Onun önündeki gerçek gündem listesinde, "Madde 1: Ekonomi", Madde 1A: Daha fazla demokrasi" yazıyor çünkü... NOT: Bingöl depreminde hayatlarını kaybedenlere Allah'tan rahmet, yakınlarına sabır diliyorum.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |