|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Milletin yakasını bir bıraksalar, aslında her şey normal seyrinde devam edecek. Ama yıllardır makus talihimizi bir türlü kıramıyoruz. Şablon hiç değişmiyor, siyasal iktidarlar geliyor "laiklik", "Milli Güvenlik", "irtica" üçgeni içerisine sıkıştırılarak milletin "aş-iş" beklentilerine çözüm fırsatı bile verilmeden derdest edilip gönderiliyor. Ve Türkiye gerçek sorunlarını konuşamadan, çözüm üretemeden yıllarını heder edip gidiyor. Bu yüzden hiçbir dönemde siyasal iktidarlardan hesap sorma imkanı da oluşmuyor. Çünkü işler hiçbir zaman siyasal iktidarlara bırakılmıyor. Dolayısıyla sürekli paranoyalar üzerine oluşturulan "özel gündemler", hükümetlerin sorumluluktan kaçmak için en büyük bahaneleri oluyor. Demokratik toplumlarda işler böyle yürümez, iktidarlar ülke sorunlarına ilişkin çözümlerini ve icraatlarını ortaya koyarlar başarılı olurlarsa kalırlar, başaramazlarsa giderler. Oysa bizde devletin "gerçek sahipleri" için hükümetin millete verdiği taahhütlerini yerine getirip getirmemesi, milletin "aş ve iş" sorununa çözüm bulup bulmaması hiç önemli değildir. Yeter ki devletimizin "kutsal korkuları"na kimse yan bakmasın... 23 Nisan "resepsiyon krizi"nden bu yana, ülkede işlerin biraz olsun iyi gitmesinden rahatsız olan bazı çevreler, neredeyse yeni bir "28 Şubat" beklentisi içine girdiler. Neyse ki MGK'da işler yolunda gitti ve "kriz tacirleri" avuçlarını yaladılar. Aslında, korkularımız yüzünden krizler çıkarıp milletin ekmeğini biraz daha küçültmek için adeta kaşındığımız dönemlerde ülkenin gerçekleri üzerimize çöküyor ve altında kalıyoruz. İşte Bingöl depremi... Yine devlet enkaz altında kaldı, yine yüzlerce gencimizi devletin çürümüş yapıları altında ölüme terkettik. Yıllardır paranoyalarımızdan kurtulup Türkiye'nin gerçek sorunlarını konuşamadığımız için, devlet "rantı" ile beslenen soygunculardan da kurutulamıyoruz. Nedense, gerek medyamız, gerek sivil toplum kuruluşlarımız ve gerekse muhalefet partilerimiz enerjilerini ülkenin problemlerinin çözülmesi yönünde kullanmak yerine "gazozuna krizler" çıkarmak için kullanmayı pek seviyorlar. Neredeyse son on yıldır, işimizi gücümüzü bırakıp, devlete yöneldiğini varsaydığımız "hayali düşmanlar"la uğraştık. Mesela, ülke sermayesinin bazı renklerinin "vebalı", bazı gazozcuların, lahmacuncuların "irticacı" olduğu vehmine kapılıp devletin bütün güçlerini seferber ettik. Sonunda ülke sermayesini korkutup kaçırdık, milleti canından bezdirdik ve ülkeyi yeniden IMF'ye avuç açar hale getirdik. Şimdi deniz bitti... Önümüzde yeni bir iktidar var, milletin de yeni umutları var. Ama nedense birileri hâlâ yaşadıklarımızdan ders almamış olacaklar ki, canları yine kriz istiyor. Ayıptır, günahtır, sizin canınız kriz istiyor diye artık aç kalmak istemiyoruz. Her felaket sonrasında konuşuyoruz ama bir türlü adım atamıyoruz. Bu ülkede, kimsenin "kriz" çıkarmak gibi özel bir lüksü olmamalı artık. Eğer paranoyalarımızdan bir an önce kurtulup, tepemize çöken enkazları bugün konuşamazsak yarın çok geç olacak...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |