|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Kıbrıs Cumhuriyeti, büyük bir aksilik olmazsa 16 Nisan'da resmen Avrupa Birliği'nin tam üyesi olacak. Bir istediğimiz kadar 'Güney Kıbrıs', 'Kıbrıs Rum Kesimi'gibi saçma sapan sıfatlarla tanımlamaya çalışalım, bugün bütün dünya, hatta yerine göre Türkiye bile Kıbrıs'ın kuzeyinde Denktaş'ın muhtar beyliği dışında kalan bütününe, Kıbrıs Cumhuriyeti diyor. İşte bu Kıbrıs Cumhuriyeti, şimdi Türkiye'nin girmek için yıllardır mücadele ettiği AB'ye, Denktaş ve onu destekleyen 'derin' devlet böyle istediği için ada Türkleri olmaksızın katılıyor. İşte bu Kıbrıs Cumhuriyeti, Türkiye'nin üyeliği için karar verecek mekanizmalarda oy kullanma hakkına sahip olacak. Oysa Kofi Annan planı kabul edilse ve anlaşma imzalanabilseydi, Kıbrıs Cumhuriyeti'nde eşit temsili haklara sahip olacak ada Türkleri, Türkiye ile ilgili AB oylamalarında bir denge sağlayabilirdi. Türkiye'nin 'derin' çokbilmişleri ve onların adamı Denktaş, Annan planını ellerinin tersi ile ittiler. Sebep, planın Türkiye'nin ve ada Türkleri'nin çıkarlarına uygun olmaması değildi kuşkusuz. Çünkü plan, şimdiye kadar Türkiye'nin ve Denktaş'ın şimdiye kadar savunageldiği birçok hususu içeriyordu. Asıl sebep, Kıbrıs meselesinin çözülmesi ile Türkiye'nin diğer önemli meselelerinin de çözüm yoluna girebileceği, en azından bunların cesaretle tartışılabileceği bir ortamın oluşabileceği endişesi idi. Bu noktada AKP'nin eline büyük bir fırsat geçmişti. Bu fırsatı kullanamadı. Hepimiz biliyoruz, "Artık Kıbrıs'ta çözüm zamanı" dediği için Tayyip Erdoğan'a salvo halinde yüklenildi. Muhalefet partisinden, genelkurmay başkanına, hatta Meclis Başkanı Bülent Arınç'a kadar birçok kesim ve kişi, Kıbrıs'ta çözüm istemenin neredeyse vatan hainliği ile eş anlamda olduğunu söyledi. Şimdi AB'nin aday üyesi olarak, sıkıysa, sadece Rumlar tarafından temsil edilen Kıbrıs Cumhuriyeti'ne, 'Sözde Kıbrıs Cumhuriyeti' ya da 'Kıbrıs Rum Kesimi' gibi saçma sapan tanımlamalar yöneltsinler bakalım... Türkiye, şimdiye kadar sergilediği bütün kabadayılık gösterilerini unutarak, Kıbrıs Cumhuriyeti'ne, diğer AB üyesi ülkelere gösterdiği saygıyı göstermek zorunda... Üstelik, bir Avrupa Birliği üyesinin topraklarını işgal etmiş duruma da düşecektir. İşte bu Kıbrıs için AKP lideri Erdoğan, hâlâ çözümde kararlı olduklarını tekrarlıyor.. Meclis'te bu konuda yaptığı bir konuşmaya rastladım. Adeta içim acıdı. Erdoğan'ın yeni çözüm önerisi aynen Denktaş'ın ki gibi. O da çözümsüzlük öneriyor... Hükümetinin, "Kıbrıs konusunda ada gerçekleriyle uyumlu iki eğemen kurucu devlete dayanan bir anlayışı" kabul ettiğini söylüyor. Tabii herkesin, Annan planını niçin önce kabul edilebilir bularak müzakere edilmesini istediğini, ama sonra bu planın Türkiye'nin çıkarlarıyla bağdaşmadığını söyleyerek bu sözlerinden niçin geriye dönüş yaptığını merak ettiğinin de farkında... "Burası Türkiye, napalım. İktidar olmak için bürokrasinin programını uygulamak zorundayız" diyecek hali de yok. Onun yerine şöyle diyor: "Annan planının önce müzakere edilir bulunduğunu, sonra Türkiye'nin hassasiyetlerini tam karşılayacak persfektiften geriye düştüğü için ele alınmadığını" ifade ediyor. Oysa hepimiz biliyoruz ki Annan planı son olarak Türkiye'nin görüşü doğrultusunda yeniden değiştirilmişti. Buna rağmen Erdoğan, Denktaş'ın tren kaçtıktan sonra herkesi aptal yerine koyan, ama kendisini akıllı ve barışsevermiş gibi gösteren 'uyanık' planına destek veriyor. Böylece dünya kamuoyunun, Türkiye'nin ve Denktaş'ın aslında adada barışı isteyen taraf olduğu konusunda ikna olacağını sanıyor. Bu planı reddeden Rumlar'ın da, dünya kamuoyu tarafından adada çözüm istemez taraf ilan edileceğini sanıyor. Denktaş'ın Şark kurnazlığı kokan, ama aslında çarıklı erkanıharp uyanıklığı içeren planının esası mevcut statükonun korunması ilkesine dayanıyor. Denktaş'ın, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından korunan ve kollanan ve giderek muhaliflerine, çözüm isteyen çoğunluğa yönelik bir baskı rejimine dönüşen cumhuriyeti korunacak. Buna karşılık, zaten Rumlar'ın olan ve Rumlar'a verilmek üzere 30 yıldır dokunulmayan Maraş bölgesi Rumlar'a geri veriliyor. Bu cömert lütuftan sonra Rumlar'dan Kuzey'deki Denktaş Cumhuriyeti'ni tanıması, uygulanan ambargonun kaldırılması, iki taraftan geçişlere kolaylık gösterilmesi dahil birçok şey isteniyor. Bu uyanık taleplere de 'güven artırıcı öneriler' adı veriliyor. Denktaş istiyor ki, hiçbirşeyi değiştirmeden adanın güneyinde oluşan ticari faaliyetler kuzeye de yönelsin. Mesela, adanın 3 milyona yaklaşan turist kapasitesi kuzeye de sarksın istiyor. Denktaş ve Türkiye'nin aklıevvelleri, bu sayede kuzeyden umudu kesip güneye göç etmek isteyeceklerin sayısının azaltacağını sanıyorlar. Neyse bunlar işin ayrıntıları. Önemli olan Erdoğan hükümetinin bu konuda Denktaş'ın arkasında olduğunu açıklaması. Bu açıklama ile AKP yönetimi, seçimlere 10 ay kala adanın kuzeyinde Denktaş'ın giderek dikta yönetimine dönüşmeye başlayan rejimine de destek vermiş oluyor. Türkiye'de seçmenin desteğini alarak iktidar olan AKP, Kıbrıs'ta halkın barış ve Rumlar'la anlaşmaya yönelik yaklaşımını dikkate almak istemiyor. Bunun yerine Denktaş'ın gayrıciddi önerilerine arka çıkarak, aslında Kıbrıs'ta çözümden yana olmadığını dile getiriyor. AKP, iktidar uğruna Kıbrıs'ta çözümden ve hatta AB üyeliği hedefinden vaz mı geçiyor? Merak ediyorum…
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |