|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Koalisyon böyle bir şey mi? Ne yani, Amerika'yla ilişkiler yoluna giriyor diye sevinmeli miyiz? Powell istedi diye, üç Iraklı diplomatı "persona non grata" (istenmeyen adam) ilan ediyoruz. Neden? Bunu, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün beyanında olduğu gibi, "Kendilerini aşacak yetkiler içinde olmuşlardır" deyip, bir kalemde geçiştirebilir miyiz? Koalisyona dahil olmak, koşulsuz her denileni yapmayı mı gerektiriyor? Stratejik ortaklık böyle bir şey mi? "Persona non grata" ilan edilen üç Iraklı diplomatın, Türkiye aleyhinde saptanmış ve kayda alınmış hangi eylemi, hangi davranışı, hangi casusluk faaliyeti vardı? Powell istedi diye üç Iraklı diplomat sınır dışı ediliyor. Powell'in istediği her şey olacak mı bundan sonra? Millet sizi, mahut "koalisyona" dahil olasınız, Amerikan politikalarına her koşulda destek veresiniz diye mi seçti? Partinizin bir "dış politika" doğrusu yok muydu? En zor şeraitte bile "uluslararası meşruiyete" göre hareket etmek, bölge ülkeleriyle ilişkileri geliştirmek ve derinleştirmek, hazır müttefiklerle Türkiye'nin çıkarlarını önceleyerek "dengeli" bir işbirliği sürdürmek gibi... Dış politikada paradigmayı değiştirmekten sözediyordunuz. Mevcudiyetimizi (millî bütünlüğümüzü), ancak medeniyetimize ait kavramları koruyarak, tarihsel derinliğimizden kaynaklanan "tecrübe"yi harekete geçirerek koruyabileceğimizi savunuyordunuz ve bu görülebilir/hissedilebilir farktır ki, sizi 3 Kasım'da iktidara taşıdı. Bir "mühendislik projesi"nin iflasıydı üstelik 3 Kasım... Bu, Türkiye'yi "içeri"de siyaset kurumuna olan ihtiyacın ortadan kaldırıldığı stablize bir ülke haline getirmeyi, "dışarı"da ise Amerikan-İsrail eksenine oturtmayı amaçlayan bir projeydi ve tamamen "çatışma" üzerine kurulmuştu. Halk, sizi seçerek bu projeye onay vermediğini gösterdi. Aş istiyordu, iş istiyordu, para istiyordu, sağlık güvencesi istiyordu, ama aynı zamanda bağımsız bir ülkenin başı dik, onurlu vatandaşları olmak istiyordu. Biz bu fırsatı 20 Mart'ta yakalamıştık. Hem Amerika'yla işbirliğini dengeli bir biçimde sürdürecek, hem de civar ülkelerle ve komşularımızla ilişkileri geliştirip derinleştirecektik. Olmadı. Kara derili, masum yüzlü, mutlaka yüreğinin rengi de derisi kadar kara adamın onsekiz saatlik terapisinden sonra herşey tersine döndü. Bir sabah uyandık, "koalisyon"dayız... Hangi yüksek kararla "saldırganlar paktı"na dahil olduk? Bilmediğimiz (bazılarına göre bilmemiz gerekmeyen) bir savaş kararı mı sözkonusu? Bizim tuzumuz kuru, "sorumluluk" mevkiinde değiliz ve de süreci gereği gibi okuyamıyoruz. Öyle mi? Reel politik, piyasalar, ekonomik durum, Kıbrıs sorunu, Sözde Ermeni Soykırım Tasarısı bizi bu politikalara icbar ettiriyor. Öyle mi? Koalisyona dahil olmazsak, yalnız kalır, bedel öderiz Öyle mi? Yalnız kalalım ve bedel ödeyelim. Zaten ödemiyor muyuz? Halihazırda idrak ettiğimiz ekonomik kriz, terör, ülkenin onyıllarına malolan faili meçhul cinayetler, IMF kıskacı... Bunlar "ödenmiş bedeller" değil mi?
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |