|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
ABD'nin siyasi merkezinden gelen haberler artık çıplak gerçek oldu… Washington savunma, dış politika ve ekonomide önceliklerini değiştireceğini, "füze kalkanı projesi" ile ekonomik büyüme yerine terörizmle mücadelenin öne alınacağını ifade ediyordu. Bunları yaptı... Peki düşman kim? Pearl Harbor'da, Vietnam'da tanımlı, belirli bir düşman vardı... Bugün ise düşman "anonim". Dün soru şuydu:"Anonim düşman"ı "şahışlaştırmak" nasıl olacak? Şahıslaştırma Afganistan, İran, Irak, Suriye, Libya'yla mı yapılacak derken yapıldı bile… Bugünkü soru ise şöyle: Bu ülkelerle şu ya da bu noktada, şu ya da bu şekilde topyekün bir savaşa girmek stratejik olarak akıldışı olmak yanında dünyayı kana bulayacak, tüm ittifakları ve dengeleri değiştirecek bir "çılgınlık" değil midir? Çılgınlık sadece ABD'nin ve NATO'nun belli talepleri gerçekleşmediği andan itibaren yağdıracağı bombalar açısından değil, "dünyanın öteki kesimi"nde tam direnci beslemesi, kurtla kuzuyu iyice birbirine karıştırması, "öteki dünya"nın terör yöntemlerini açık ve total savaş yöntemleri kılması açısından da geçerlidir. Rusya gibi NATO'nun dışındaki ülkelerin karşı çıkması ve uluslararası dengelerin karışması açısından da öyle... Kaldı ki, bu durumda binlerce kamikaze saldırısını kim, nasıl engelleyebilir? Onun da ötesinde "İslam ve Hrıstiyan medeniyetleri arasındaki kopukluğun ileride kuralsız, intihar saldırılarıyla azacak sıcak savaşa dönmesini" kim durdurabilir? Bu durum şüphe yok ki, siyasi ve kitlesel desteğe sahip terörü üreten, dahası terörü dışlanmışların direnç ve saldırı aracı kılan, ekonomik ezilmişliği kültür, inanç elbisesiyle aktörleştiren, yani siyasileştiren uluslararası düzeni biraz daha tahrik eder. Tepkisel şiddetin ve çaresizlikten doğan feda kültürünün iki kökü vardır: İlki kültürel ve ekonomik dışlanmışların "gergin bir kamusal ortam" içinde sosyalleşmesidir… İkincisi ise kültürel-dinsel bir kimliğin "tarihsel inanç faktörleri"nin kısmen "siyasi inanç faktörleri"ne dönüştürülmesidir… Dışlanmışlık ve itilmişliğin aldığı biçimler, eli silah, bedeni bomba dolu "fedailer" gibi "politik ve sosyal suçlular"ı da doğuruyor. Gücünü "martirizasyon"dan alan "siyasileştirilmiş inanç faktörü", Ortadoğu'da ve birçok yerde olduğu gibi feda eylemlerinin ana açıklamasını oluşturuyor. Siyasi akıl açıkça şuna işaret ediyor: Şiddetle gelen tahrik ve aşağılama, kendisine benzeyen bir karşılık bulur… Evet, bugün terörün bu yeni kaynağını teröre karşı harekete geçtiklerini söyleyenler üretiyor. Üstelik terörün en etkili kaynağı olduğu yerde duruyor. Bugün 1.2 milyar insan günde bir doların altında parayla geçiniyor. Her dört çocuktan birisi açlık sınırında bulunuyor. 1960'ta dünya nüfusunun en zengin yüzde 20'sinin geliri en fakir fakir yüzde 20'nin 30 katıydı. 1995'te bu fark 82 kata çıktı. 1997'de ise 225 kata. 225 en zengin kişinin yıllık geliri, dünya nüfusunun yüzde 47'sinin, yani 2.5 milyar insanın gelirine eşit... Bilin ki, demokrasi ve refah bugün dünyaya her zamankinden daha fazla gerekiyor.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |