AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Yalnızlaşma korkusu

Bölgedeki gelişmeler Türkiye'de neredeyse Irak kadar psikolojik yıkım gerçekleştirmiş durumda. Irak yıkıldı, Türkiye de "yalnızlaşma korkusu" içine itildi. Bunda içerde, "yalnızlaşma korkusu"nu pompalayanların büyük etkisi var.

ABD'nin geleceğin İslam coğrafyasında tek belirleyici olduğunu düşünenler Türkiye'yi sıkıştırıyor:

- Keşke ABD'nin yanında yer alsaydık. Tereddüt geçirdik, ayak sürüdük ve ABD'yi küstürdük, şimdi de kurulacak masanın uzağında kalıyoruz. Yarın ABD bölgeyi tanzim ederken Türkiye'nin çıkarlarını hesaba katmaz ve bu da bizim güvenliğimizi olumsuz etkilerse ne yapacağız?

Bir de AB'nin Türkiye'nin geleceği için tek belirleyici olduğunu, orayı küstürmenin büyük bedeller ödeteceğini düşünenler var. Onlar da benzeri bir sıkıştırma söylemi geliştiriyor:

-Kıbrıs'ta AB'nin beklentilerini karşılasaydık bugün elimiz böğrümüzde kalmazdık. Yarın Rum yönetimi Kıbrıs'ı temsilen AB'ye üye olursa ne yapacağız?

Bunun ardından bir dünya ihtimal sıralanıyor: Rum yönetimi AB'nin tam üyesi olarak Türkiye'nin üyeliğini veto ederse, Rum parlamenterler Türkiye'yi denetlemeye gelirse, bir gün Rumlar dönem başkanı olup Türkiye ile pazarlığa oturursa vs... ne yaparız? Bugün olduğu gibi Rum yönetimini meşrulaştırma rezervlerimizin bir anlamı kalır mı?

Bütün bunlar, aslında, daha önce AB tarafından yapılan "Kıbrıs'ta anlaşmaya yanaşmazsanız, biz Rumlar'ı AB'ye alırız, siz de yarın AB toprağını işgal etmiş duruma düşersiniz" tehdidinin uzantısı. ABD de, savaştan önce "Bizim yanımızda yer almazsanız yarın Washington telefonlarınıza çıkmaz, Kuzey Irak'ı Kürtler'le görüşürüz, IMF de kendi bildiğini okur" gibi nazik (!) uyarılarda bulunmuştu.

Ne yapmalıydık?

Reel-politik diye sunulan şu:

"ABD'nin savaş gücüne bakmalı, Irak'ı mutlaka yeneceğini ve Ortadoğu'ya dilediği nizamı getireceğini düşünmeli, kuyruğuna takılmalıydık.

"Kıbrıs konusunda da AB'nin dediğini yapmalı, ilişkileri bu noktaya getirmemeliydik." Ve eleştiri şöyle:

"Biz, Irak konusunda 'İslam, üçüncü dünyacılık, anti-Amerikancılık' tuzaklarına düştük, Kıbrıs konusunda ise Denktaş'ın oyununa geldik, Kıbrıs meselesini büyüttük, milli duygu gözümüzü bağladı, dış politikada akıldan uzaklaşıp; duygularımıza esir olduk.

Şu an geldiğimiz nokta yalnızlıktır!"

Bu değerlendirmeye sahip çıkan ve bıçkın bir üslupla, gelinen noktanın sorumlusu olarak gördükleri kişilere yüklenen bir çevre var Türkiye'de.

Hem Irak olayında, hem de Kıbrıs-AB meselesinde Türkiye'nin çok rahat bir noktada olmadığını kabul etmek lazım.

Ancak, burada "sorumlu kim?" sorusu hesaba katılmadan yapılacak değerlendirmelerin tümü hata payı taşıyacaktır.

Yukardaki değerlendirmeleri yapanlar, genelde Türkiye'yi iyi politika üretmemekle suçluyorlar. Bu noktada onların ABD'nin karar vericileri ve AB'nin politika üreticileri ile aynı paralelde düşündükleri söylenebilir.

Ama acaba Ortadoğu'da ABD politikaları ile, Kıbrıs'ta AB çizgisi ile buluşmak nihai planda Türkiye'nin çıkarlarına uygun mu?

Bu soru sorulmalı mı, yoksa, "madem ki ABD ve AB bizim politikalarını değiştiremeyeceğimiz kadar güçlüdür, o takdirde sonu ne olursa olsun onlara eklemlenmek gerekir" gibi mi düşünmeliyiz?

"ABD ve AB zaten güç kullanarak bizi terbiye eder, kendi politikalarına boyun eğer hale getirir" diye düşündüğünüzde, reel-politiğinizi ona göre tanzim eder ve ABD ve AB'ye eklemlenerek sonuçlarına razı olursunuz. Şu andaki yargılamalar "Evet tam da böyle yapmalıydık. Reel politik buydu. Neden böyle yapmadık?" sorgulamasından kaynaklanıyor. ABD ve AB'ye güven, güce boyun eğ, gerisini merak etme...

Oysa dış politikanın olmazsa olmaz gereği, geleceği okumaktır. ABD ve AB politikalarına karşı rezerv koyma gereğinden yola çıkanlar, en başta, bu iki güç odağının yarınlara yönelik politikalarını Türkiye açısından güven verici bulmuyorlar.

Ne düşünüyor Amerika Kuzey Batı Afrika'dan Asya içlerine kadar uzanan coğrafya için? Bombalarla devreye sokulan "Özgürleştirme, demokratikleştirme" sözleri yaldızlı paravanlardan ibaret olmasın. Bölge yeni bir sömürgeleştirme süreci ile karşı karşıya bulunmuş olmasın. Amerika'nın bölgedeki etnik unsurlarla oynamasının anlamı ne? Irak'taki kitle imha silahları ile ilgilenen Amerika için İsrail'in kitle imha silahları neden hiç gündeme gelmiyor? Böyle bir dünya soru var.

Sonra AB eksenli sorular: Mesela ne düşünüyor AB Türkiye'nin AB üyeliği için? Türkiye'ye tam üyelik için umut vermezken Kıbrıs Rumları'nın tam üye olarak kabulü ne anlama geliyor ve Rumlar'la işbirliği halinde hazırlandığı kuşkusu veren Annan Planı neyi amaçlıyor? Yoksa AB, Türkiye'nin AB tutkusunu kullanarak Kıbrıs ve Ege'de bitmemiş hesapları kapatma çabasında mıdır? En zönemlisi, AB'nin dayattığı her şeyi yapsanız, AB'ye girebilecek misiniz?

Bunları sormuyor reel-politik adına ABD'ye ve AB'ye eklemlenme gereğini savunup; Türkiye'yi suçlayanlar.

Bunların tavrına baktığımızda, Irak konusunda ABD'nin dümen suyuna girmekte tereddüt etmeyeceklerini hemen anlayabiliyoruz. Çünkü "Amerikan çağı"na doğru basbayağı motive olmuş durumdalar. Ancak, "Kıbrıs konusunu çözme" görevi kendilerine verildiğinde "Hadi çözelim" deyip, AB'nin dayatmalarına imza atacaklar mı? Doğrusu buna ben şahsen ihtimal veremiyorum. Ne de olsa içlerinde bir şeyin "AB hep Rumlar'dan yana yontuyor. Bu kadar kol bükmeye hayır" diye isyan edeceği ümidini taşıyorum.

Son söz: Türkiye'nin şu sıralarda "yalnızlaşma korkusu" ile hayati çıkarlarını heba etme tehlikesi içine sürüklenmek istendiğini farketmek gerekiyor.


17 Nisan 2003
Perşembe
 
AHMET TAŞGETİREN


Künye
Temsilcilikler
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED