|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Irak'ta Saddam Hüseyin rejimi düştü ve savaş bitti. İşgal birlikleri ülke genelinde kontrolü kurmaya çalışıyorlar. Ama dünyada savaş karşıtı gösteriler, protestolar ve etkinlikler devam ediyor. Hem işgalcilerin ülkelerinde, hem de dünyanın diğer yerlerinde savaş karşıtı gösteriler hız kesmeden canlılığını koruyor. Bu gösterilerde atılan sloganlara, çıkarılan pankartlara ve taşınan afişlere bakıldığında sadece lanetlenen Irak'taki savaş değil aynı zamanda Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere'nin politikası ve liderlerin tutumudur. En öndeki slogan "Kahrolsun ABD, kahrolsun İngiltere"dir. "Savaşa hayır", "Petrol için savaşa hayır", "Savaşı durdurun", "Bush'u durdurun" gibi değişik sloganlar dikkat çekiyor. Daha uzun bir dönem süreceğini tahmin ettiğimiz bu gösterilerde haykırılan sloganlar arasında yakında farklı olanları görmemiz mümkün olacaktır. Bugün "Kahrolsun Amerika" diye slogan atan kitlelerin yarın "Kahrolsun demokrasi", "Kahrolsun insan hakları" gibi sloganlar atması uzak bir ihtimal değildir. Batı ve demokrasi Böyle bir durum gerçekten çok vahim ve insanlık için şanssız bir gelişme olur. İşin vahameti bugün demokrasi, insan hakları, hukuk devleti gibi evrensel değerlerin genelde Batı ve özellikle de Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere gibi ülkeler tarafından temsil ediliyor görünmesidir. Demokrasi, insan hakları ve özgürlükler dendiğinde Amerika Birleşik Devletleri akla geliyor ve onun şahsında bu değerler temsil ediliyor. Böyle bir ülkenin demokrasi ve özgürlükler adına Irak'ta gerçekleştirdiği büyük bir çelişki, şanssızlık ve üzüntü verici bir durumdur. Batı dünyası dışında demokrasi, insan hakları, hukuk devleti ve özgürlükler gibi evrensel değerlerin şüphe ile karşılanıyor olmasının anlaşılabilir sebeplerinin olduğu söylenebilir. Bu kavramların Batı dünyasında yüceltilmesi ve buradan tüm dünyaya yayılmaya çalışılması, Batı kimliğinden kaynaklanan bazı soru işaretlerini gündeme getirmektedir. Batılılar deniz aşırı ülkelere yöneldiklerinde Kilise tarafından desteklenmiş ve kutsal metinlerde savunulan insanları selamete eriştirme misyonuyla görevli kabul edilmişlerdi. İşin özü şuydu: Hıristiyanlık teolojisine göre Hz. İsa'ya inananlar kurtulmuş diğerleri ise kurtulmayı bekleyen kimselerdi. Kurtulmuş olanların diğerlerini kurtarma görevi (misyonu) vardı. Dolayısıyla Batı ülkelerinin Asya'ya, Afrika'ya, Amerika'ya yönelmeleri, sömürgecilik hareketleri içinde yer almalarının geri planında Hıristiyanlık'taki bu selamete erdirme misyonu vardı. Bundan dolayıdır ki bu ülkelere önce Kilise desteğindeki ellerinde İncil bulunan misyonerler gitmişlerdir. Keşif hareketleri diye sunulan hareketlerin aslında bir misyonerlik hareketi olduğu unutulmamalıdır. Sömürgecilik amaçlı hareketlerin arkasında "Beyaz adamın misyonu" diye özetlenen ve Kilisenin "şeytana tapanları selamete erdirme" ideali yatıyordu. Avrupalı "Beyaz Adam", Afrika'ya, Asya'ya, Amerika'ya gitmeliydi, onun buradaki insanları medenileştirme, şeytandan kurtarma, selamete erdirme görevi vardı. Irak özgürleştirildi mi? Sömürgeciliğin arkasındaki bu refleks ve zihin dünyası, bugün farklı formlarda ve farklı kavramlarda yeniden karşımızdadır. Irak'ı işgal ederek yağma ve talana girişen işgalcilerin dillerinden düşürmedikleri "Irak halkını özgürleştirmek" değil miydi? Hatta girişilen operasyonun adı da "Irak'ı özgürleştirme" idi. Irak'taki Saddam iktidarının düşmesinden sonra Amerikalı ve İngiliz yetkililerin yaptıkları açıklamalarda bu ülkedeki halkın özgürleştirildiği vurgusunun ne kadar da sık yapıldığı dikkatinizi çekiyordur. Öyle ki yaşanan talan ve yağmadan dolayı infial halındaki halkın tepkisi özgürleşmenin sevinci olarak takdim edilmektedir. Batı dışı ülkelerde ciddi bir yönetim sorunu olduğu açık. Bu ülkeler kendi dinamikleriyle demokratikleşmeyi başaramadılar. Nasıl ki bu ülkeler ulus devlet şeklinde örgütlenmeyi kendi dinamikleriyle başaramadıkları gibi. Şu soruyu kimse sormayı düşünmüyor: Ortadoğu'da mevcut otoriter sistemler hangi iradenin ürünüdür? Bu yapılar bölgedeki toplumların kendi dinamikleriyle gerçekleştirmiş oldukları değil ki? Bu yapılar da Batılılar'ca tesis edilmiş, dayatılmış ve ayakta tutulmuştur. Anlaşılması zor olan şey dışarıdan istila ve işgalle getirilen demokrasinin ve özgürlüklerin bu ülkede kökleşmesi ve kurumlaşması şansının ne olduğunun pek bilinememesidir. İşgal ve istila dolayısıyla "Kahrolsun ABD" diyenlerin yarın "Kahrolsun demokrasi" deme ihtimal dahilindedir. Böyle bir gelişme bu bölge için en olumsuz gelişme olacaktır.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |