|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Irak'ın istila edilmesini sorgulayan İngiliz The Independent gazetesi, ''Savaş bitti. Kitle imha silahları nerede? Saddam nerede? Irak rejiminin El Kaide ile ilgili bağlantı iddialarınıza ne oldu? Bu, Ortadoğu'yu yeniden düzenlemenin ilk adımı mıydı? Ahmet Çelebi, sadece sahtekar bir ABD yardakçısı mı? Gerçekten de her şey İsrail için mi yapıldı, yoksa bu bir petrol savaşı mıydı?" diye soruyor. Irak istila edildi, yağmalandı. Abbasiler'den, Selçuklular'dan, Osmanlılar'dan kalma bütün zenginlikler talan edildi. Irak'ın geçmişi ve geleceği, dünya Müslümanları'nın hafızası ağır yara aldı. Iraklı çapulcular masa/sandalye talan ederken işgalciler İslam kültür mirasını, geçmiş uygarlıklara ait eserleri talan ettiler, yok ettiler. Amerikan-İngiliz-İsrail üçlüsü güneyin ve kuzeyin petrolünü ele geçirdi, Dicle ile Fırat arasına yerleşti. Saldırı başlamadan önce öne sürülen gerekçelerden hiçbiri ortaya çıkmadı, çıkmayacak da. Dünyanın şaşkın bakışları arasında bir ülke, Ortaçağ Avrupası'ndan kalma barbar yöntemlerle sömürge haline getirildi. Independent gazetesinin soruları hiçbir zaman cevaplanmayacak. Dünya bu soruları unutup gidecek. Her şey İsrail için yapıldı. Her şey petrol ve silah şirketleri için yapıldı. Bu Ortadoğu'nun ve İslam coğrafyasının yeniden yapılandırılmasının en önemli aşamalarından biriydi. Bu, İslam'ın gelecekte bir meydan okumaya girişmesinin şimdiden önlenmesi savaşının bir parçasıydı. Dün Afganistan'a da bu amaçla girdiler, Irak'ı bu amaçlarla istila edip yağmaladılar, yarın Suriye'ye veya bir başka Müslüman ülkeye de bu amaçla saldıracaklar. 1996'dan bu yana bu savaşa hazırlanıyorlardı. Sadece Irak'ın değil, bütün bölgenin zenginliklerine el koymayı, İsrail'i bölgenin tek hegemon gücü yapmayı, İslami hareketleri tasfiye etmeyi, Ortadoğu merkezli olarak Fas'tan Endonezya'ya uzanan İslam coğrafyasını denetim altına alıp yeni bir "Amerikan Yüzyılı" inşa etmeyi planlıyorlar. Petrol ve silah pazarına elinde tutan ve yeni bir kürsel düzen oluşturmayı kafalarına koyan, "Hristiyan siyonizmi" olarak tanımlanabilecek bir ideolojik referansla hareket eden Hristiyan sağcılar, Yahudi ırkçılar/siyonistlerle el ele vererek İslam coğrafyasına karşı kendi deyimleriyle bir "Haçlı Savaşı" başlattılar. "İki sapkın grubun çıkar ve ideoloji birliği" ile gelişen küresel işgal ve yağma harekatına tanık oluyoruz. Şimdi söz konusu "Yahudi/Hristiyan siyonizmi"ne hizmet eden kişileri iş başına getirmek için hazırlık yapıyorlar.
Çelebi'yi İsrail'e götüren özel uçak
Başta, Irak'ın başına getirecekleri Jay Garner olmak üzere yeni yönetimde yer alacakların hemen hepsi ya doğrudan Ariel Şaron'un Likud Partisi'ne doğrudan bağlı ya da bu kişilerle çıkar ve ideoloji birliği içinde hareket eden yeni Amerikan emperyalistlerin tayin ettiği kimselerden oluşuyor. Garner'ın yardımcısı olması beklenen Ahmet Çelebi 6 Nisan'da İsrail'e ait özel uçakla bu ülkeye götürüldü, talimatları alıp aynı uçakla Kuveyt'e nakledildi. Oradan da Irak'a geçti. Sadece Çelebi değil, Bağdat'ta kurulacak "kukla yönetim"in Irak ayağını oluşturan bütün isimler İsrail'le yakın ilişkiler içinde. Irak halkı bu tehlikeyi anladı ki, günlerdir Bağdat'ta, Necef'te ve diğer kentlerde Amerika aleyhine gösteriler yapıyorlar. Irak'ın esir alınması süreci asıl şimdi başlıyor. 1988 yılında Bill Clinton'a Irak'ın işgal edilmesi çağrısı yapanlar bu hayallerini şimdi gerçekleştirdiler. Amerikan-İsrail İlişkileri Komitesi AIPAC, Yahudi Ulusal Güvenlik Enstitüsü JINSA ve Türkiye'nin yakından tanıdığı bir isim olan Alan Makovsky'nin de çalıştığı Washington Yakındoğu Enstitüsü WINEP gibi kuruluşların raporları adım adım hayata geçiriliyor. Amerika'nın Ortadoğu politikalarını belirleyen önemli kuruluşlardan biri olan WINEP, 1993 yılında Clinton yönetimine İran ve Irak'ın tecrit edilmesini öngören "dual containment" politikasını uygulattı. Aynı kuruluşlar Bush yönetimine de "şer ekseni" politikasını uygulatıyorlar. Hepsi siyonist örgütler olan ve ABD dış politikasını rehin alan bu kuruluşlar ile Dick Cheney-Donald Rumsfeld öncülüğündeki Amerikan sağcılarının çıkarları örtüşüyor. Yahudi lobileri İsrail'in dış politika, güvenlik ve çıkarlarının öngördüğü şekilde İslam dünyasına biçim verirken Amerikan sağcıları da bu yolla petrol, doğal gaz ve su kaynaklarını ele geçiriyorlar. Fırat'tan Nil'e kadar İsrail'in karşısında hiçbir güç kalmayıncaya, bütün bölgede İsrail tek hegemon güç oluncaya kadar bu işgal ve yağmayı devam ettirmeye çalışacaklar. Petrol ve silah tekelini elinde bulunduran "Hristiyan siyonistler" de, Ortadoğu'nun, Orta Afrika'nın, Kafkaslar/Orta Asya'nın ve Güneydoğu Asya'nın enerji kaynaklarını, su kaynaklarını, ticaret yollarını denetim altına alıncaya kadar savaşacak.
Ankara Şalom'dan yardım mı istedi?
Iak'ı işgal edip Bağdat'ta bir Karzai yönetimi kurmaya çalışan bu güçler, Irak-Suriye sınırında büyük askeri üsler inşa etmeye başladılar. İsrail'in nükleer gücü ile birleşen bu ordu, bütün Ortadoğu'yu ateşe atmaya hazırlanıyor. Ankara ise umutlarını eninde sonunda Türkiye'yi de hedef alacak olan Yahudi lobilerine bağlamış durumda. Şark-ul Evsat gazetesi, Türkiye'nin, Amerika ile ilişkilerin düzeltilmesi için Ankara'ya gelen İsrail Dışişleri Bakanı Silvan Şalom'dan arabuluculuk yapmasını istediğini yazdı. Doğruysa, ne utanç verici bir durum! Ankara'nın tavrına şaşırdığını söyleyen Şalom, Türkiye'nin ABD'den gelecek mali yardım için kendisinden yardım istediğini söylüyor. Şalon yardım talebinin bizzat Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'den geldiğini söylüyor. Böyle bir Türkiye'nin geleceğe yönelik ne tür bir perspektifi olabilir. Ankara'nın Irak, İran, Suriye veya genel bir bölge politikası yok mu? Türkiye, Irak krizinde "Amerika-İngiltere-İsrail üçlüsü"nün kendisine dayattığı politikalara mahkum oldu. Türkmenler'e yönelik politika bile bu güçlerin verdiği izinle sınırlı kaldı. Irak krizinde yaşanan hayal kırıklığı, gelecek krizlerde daha da büyüyecek demektir. Türkiye için ne hazin bir durum...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |