|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Geçtiğimiz pazartesi günü anlattığım 'Efelenerek geri çekilmek' meselesiyle ilgili çarpıcı bir örnek olay daha yaşadık. Yıllardır, 'Sözde Kıbrıs Cumhuriyeti' ya da 'Sözde Rum Yönetimi' dediğimiz Kıbrıs Cumhuriyeti'nin 'sözde' falan değil, basbayağı resmi Kıbrıs Cumhuriyeti olduğu gerçeğini kabul ettiğimizi ele güne karşı ilan etmiş olduk. Bu mesele öyle kolayca kapatılacak bir iş değil. Avrupa Birliği'ne tam üyeliğin hatırına verilmiş bir taviz ya da, 'Defi bela' kabilinden geçiştirilecek bir beyan da değil. Bu, zaten bilinen gerçeğin Türkiye tarafından resmen kabul edilmesi ne anlama geliyor? Bunun oturulup tartışılması lazım. Tartışılmalı ki, bir çeşit hastalık hali olan bu inkarcılık yaklaşımına son verilebilsin. Bir gerçek ortada durup dururken onu yok saymak ve yok olduğunu herkese kabul ettirebilmek için de, 'Sözde' nitelemesine başvurmak sanırım bir tek bize mahsus bir özellik. O nedenle gülünç durumlara düşüyoruz. Orta yerde bir gerçeklilik duruken, mesela, Kuzey Irak'taki Kürt yönetimlerine, 'Sözde Kürt Yönetimi' diyoruz. Yakın geçmişimizde bir Ermeni katliamı olayı varken ve bu katliam Osmanlı yönetimi zamanında yapılmışken, katliamı reddedip katliamı yapanlara sahip çıkarak bu olaya 'Sözde Ermeni katliamı' diyebiliyoruz. Düne kadar, hatta şimdi bile, ortada devasa bir Kürt sorunu olduğu halde, bu sorunu inkar etmek, yok saymak anlamında, 'Sözde Kürt sorunu' lafını kullanmayı tercih ediyoruz. Ermeni katliamı dersek, Kürt sorunu dersek hem başımızın belaya girebileceğini düşünüyoruz hem de böyle diyerek güya o sorunu küçümsemiş, hatta iyice gözden uzak hale getirerek önemsizleştirmiş oluyoruz. Tabii bunu biz yapmıyoruz. Bu meselelerin bu şekilde sunulması en başta, devletin bu sorunlardan ve gerçeklerden rahatsız olan birimlerinin uyguladığı politikaları yansıtıyor. Bir de resmen politika haline getirilmediği halde bu sefer kendilerini devletin uzantısı, ilgili bir birimi yerine koyan medyanın ağırlıklı kesimi tarafından resmi bir söylem haline getirilen bu tarzda yakıştırmalar var. 'Sözde Rum Cumhuriyeti', 'Sözde Ermeni Katliamı' lafları tabii ki resmi politika olarak belirlenmiş sloganlar değil. Kıbrıs Cumhuriyeti, devletin derin odakları ve Denktaş'ın engellemesiyle Türkler olmaksızın Avrupa Birliği üyesi oluyor, kendisine büyük medya diyen yayın kuruluşlarının ağzında aynı tekerleme: "Kıbrıs'ın güneyi AB üyesi oldu..." "Hukuki olarak Kıbrıs'ın tamamı AB üyesi oldu ama Kuzey'i malum nedenlerden dolayı şimdilik bu cumhuriyetin sınırları dışında kaldı" diyemiyorlar. Demeleri de zor tabii. 30 yıldır aynı yalanı söyleye söyleye herhalde söyleyenlerin ağzı iyice alışmış olmalı. İnanmasalar da söyleyegelmişler. Belki de 'söylene söylene gerçekler değiştirilebilir ya da insanların hafızası zayıf olduğu için unuturlar' diye düşünmüş olabilirler. Ama olmuyor işte... Ne kadar 'Sözde' bilmem ne nitelemeleriyle bir gerçeği örtbas etmeye çalışırsan çalış o gerçek birgün karşına çıkıyor. Bir ülkenin dışişleri bakanlığı bunu bilmez mi? Bir ülkenin politikacıları bunu düşünemez mi? Denktaş bey hala meseleyi yönlendirmeye çalışıyor. İmza törenine başbakanın gitmemesi iyi oldu. Keşke dışişleri bakanı da gitmeseydi. Başbakan da Dışişleri bakanı da hala aynı oyunu oynamaya çalışıyorlar. Başbakan imza törenine gitmezse sanki Türkiye Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımış olmayacak? Dışişleri Bakanı Gül imza törenini alkışlamayacak ve salonu hemen terkedecek? Bunu yaparak neyi ispat etmiş olacak? Bu ülke artık Denktaş'ın (Ve Denktaş'ı destekleyen o malum odakların) oyuncağı olmayı reddetmelidir. Sorunların üzerine cesaretle gitmek yerine, o sorunlara 'Sözde' nitelemesi takarak onlardan kaçmaktan vazgeçmelidir. 'Sözde Kürt yönetimi' deniliyordu. "Kuzey Irak'a gireriz Kürt yönetimlerini dağıtırız" deniliyordu. Ne oldu? Geçmişte cereyan etmiş ve hem Türklere hem de fazlasıyla Ermenilere acı çektirmiş bir kanlı olayı yıllardır örtbas etmeye çalışıyoruz. 'Sözde Ermeni katliamı' denilince o katliam tarihten siliniyor mu? Tarihimizle, geçmişimizle ve sorunlarımızla yüzleşmeden bir yere varamayız. Çünkü nasılsa o gerçekler bir gün karşımıza çıkıyorlar... Şimdi işin doğrusunu konuşursak, demek ki Kıbrıs Cumhuriyeti 'Sözde' değil gerçek ve resmi imiş. Demek ki 'Sözde' olan ve gerçekmiş gibi bütün dünyaya yutturulmaya çalışılan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti 'Sözde' imiş. Türkiye, Avrupa Birliğine aday bir ülke olarak AB'nin yeni üyesi Kıbrıs Cumhuriyeti'nin üyeliğini saygıyla selamladığına göre KKTC'nin ne gibi bir meşruiyeti olabilir? Yıllardır, 'Kıbrıs Rum Kesimi'ni tanımıyoruz diye oynanan tiyatroyu bir düşünün. Kıbrıs konusunda bütün yalanlar iflas etmiş bulunuyor. Kıbrıs Cumhuriyeti artık Türkiye ile her türlü ilişkiye geçebilecektir. Şimdilik aday ülke de olsa Türkiye ile Kıbrıs Cumhuriyeti'nin vatandaşları bir güven ortami içinde birarada olacaktır. İlişkileri artacaktır.. Denktaş'ın, 'İçimize Rumları almayız, onlar bizi keser' diye Annan'ın planını reddetmesinin hiçbir anlamı kalmamıştır. Türkiye bu gerçekler ışığında Kıbrıs'ta biran önce çözüme yönelmelidir.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |