|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Saddam yüzümüzü kara çıkardı; direnecek, en azından düşman askerlerine birkaç bir zayiat verdirecek diye umduk. Sadece umduk ama... 21 günlük kördövüşünden arta kalan, kolu bacağı kopmuş Iraklı çocuklar, ağır bombardımandan harabeye dönmüş sokaklar ve toz bulutu arasında çapula yatan CIA Kürtleri... Sonucun böyle olacağını biliyorduk, itiraf etmeye dilimiz varmasa da... Nereden biliyorduk? Önce ortada gerçekte bir "savaş" olduğuna kendimizi inandırdık. Ama savaşın, taraflardan biri ağır bassa da, "organize iki güç" arasında geçtiği/geçmesi gerektiği gerçeğini es geçtik. Ve fena halde morardık. İlle de savaş diyeceksek, bu, Prof. Mahir Kaynak'ın da altını çizdiği gibi, Amerika ve Saddam'ın Irak halkına karşı taarruzuydu. Kazanan Amerika oldu.
Peki, nereye, hangi deliğe fıydığı bilinmeyen Saddam'ın çıkarı neydi bu savaşta? Üstelik, yaşayıp yaşamadığı da meçhul. Aslında o kadar meçhul değil. Hani, "Usame şimdi nerede?" diye soranlara, bir Alman istihbaratçı, "Amerika'da sanırım... Florida'da olması lazım... Ama o kadar da önemli değil!" demişti ya. O hesap. Saddam'ın nerede olduğu da artık o kadar önemli değil. Amerikalı gazetecilerin yazdığına göre, kaybı sorun yaratmayacak ikinci sınıf bir CIA ajanıydı; işini yaptı ve sahneden çekildi. Yaşıyorsa, illa ki gizli ve güvenli bir bölgede enterne ediliyordur gizli servis marifetiyle. Öldüyse de, bugüne kadar iktisap ettiklerine saysın. Saddam bir "iç darbe"yle yönetime geldiğinde, Irak'ta millî gelir altı bin küsur dolardı. Aynı Irak'ta bugün, yollara düşmüş, Amerika'nın getirdiği özgürlükten kaçan yoksul insanlar görüyoruz; çoluğu çocuğu, ineği davarı, maaile, katar katar at arabalarına doluşmuş, Basra içlerine, "güvenli çöllere" kaçıyorlar... Güpegündüz makinalı tüfek tarrakaları.
Dükkanlar yağmalanıyor, evler ateşe veriliyor, müze ve kütüphaneler talan ediliyor. Televizyonda izledik; Bağdat Müzesi yöneticisi, mavi gözlü, sarı benizli haramilerin "dükkanına" verdiği zararları anlatıyordu gözyaşları içinde. Demek ki Bağdat'ın düşüşü, sadece tank ve zırhlı desteğiyle olmamış; "sanat tarihçisi" ve "arkeolog" desteği de almış koalisyon güçleri. Badat Müzesi'nden "yürütülen" paha biçilmez el yazması eserlerle, Hammurabi Kanunları'nın yazılı olduğu tabletlerin bir-iki yıla kadar Londra ve Paris müzayedelerinde görücüye çıkacağı söyleniyor. Biz Batılı gazetelerin yalancısıyız. Sadece yeraltı kaynaklarını değil, yerüstü varlıklarını da sömürüyorlar ülkenin. İşte Amerika'nın getirdiği özgürlük. Yine de, "Moğol istilacılar"dan daha "insaflı" (!) olduklarını teslim etmek lazım. Daha ince, daha süzülmüş, hatta daha naiv...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |