AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Denktaş kendini neden alkışlatmadı!

Ülkelerin kaderlerini bağlayan, değiştiren, etkileyen, yönlendiren tarihi olaylar vardır. Dün, Atina'da 10 ülkenin kaderi bir imzayla işte böyle bir değişimin güzergahına girdi. Malta, Macaristan, Polonya, Slovakya, Letonya, Estonya, Litvanya, Çek Cumhuriyeti ve Slovenya ile birlikte; bizim, adına Kıbrıs Rum Kesimi dediğimiz ama dünyanın Kıbrıs Cumhuriyeti olarak tanıyıp bildiği, Kıbrıs da Avrupa Birliği'ne üye oldu. 10 ülkenin kaderi bir imzayla değişirken, aralarından biri Türkiye'nin kaderini de yakından ilgilendirmektedir. "Rum Kesimi"nin attığı imza, Türkiye Cumhuriyeti'nin AB perspektifini doğrudan etkileyen ve Ankara, Kıbrıs için adım atmadıkça bu yolda bir adım ilerleyebilmenin mümkün olamayacağının ilanıdır. Olanların hiçbirinin şaşırtıcı bir tarafı da yoktur zira; 1999 Helsinki Zirvesi'nde Türkiye'nin de imzaladığı kararla, o günden bugüne atılan her adım planlanmıştır. Kaza da fırsat da "geliyorum" diyordu, biz ilkini tercih ettik.

Kaçan, büyük balık...

Bu saatten sonra, Annan Planı zemininde bir çözüm konusunda gayret gösterilmediği için kaçan balığın büyük oluşuna hayıflanmanın anlamı yoktur. Elbette, büyük bir fırsat kaçmıştır ve eğer o anlaşma yapılabilseydi hatta anlaşma için ikna edici bir niyet ortaya konulabilseydi dün Atina'da Türkçe AB resmi dilleri arasına girebilirdi.

Yani, Kıbrıslı Türkler, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kurucu ve egemen ortağı olarak Rumlar'la eşit haklarda ve eşit şartlarla AB'yi selamlayabilirdi.. Denktaş, Papadapulos'la birlikte aynı sayfaya imza atabilirdi. Ve eğer istese, halkına dönüp, "Ey halkım... 30 yıldır birlikte çile çektik ama şimdi size hem özgür ve ambargosuz bir ülke, hem zenginlik, hem de gelecek sunuyorum. Anavatan Türkiye için de kapıyı ardına kadar açıyorum" deyip kendini alkışlatabilirdi. Hain değil, kahraman olabilirdi.

Dün gece, Lefkoşa'nın güneyinde yanan şenliklerin ateşinin daha görkemlisi ve daha parlağı kuzeyde de yanabilirdi. Bugünü en az Rumlar kadar hak eden Türkler, hem Kıbrıs hem de AB vatandaşlığını aynı anda kutlayabilirlerdi.

Olmadı... Çünkü, Denktaş ve Ankara'daki adamları böyle olmasını istemediler.

Ada'daki Rumlar'ın birliğe dahil olduğu tarihî anın sevincini gizleyemeyen Yunanistan Başbakanı Simitis'in kıs kıs gülerek, "Sadece iki kesimi değil aynı zamanda Türkiye'yi de Brüksel'den ayırmaktadır" dediği Yeşil Hat'ın kuzeyine kurulup olanları sadece kendilerinin paylaştığı bir keyifle izlemeyi tercih ettiler.

Bunların hiçbiri olmadı, avuçlarımıza konan barış ve şans güvercini uçup gitti. Uçarken de AB, BM ve de bize en çok ihtiyaç duyması gereken Amerika aynı anda, aynı cümlelerle; Türkiye ve Denktaş'ı çözüm istemeyen taraf olarak dünya toplumunun önüne attılar.

Yetmedi... Ankara'nın aklı ve ufku karışık asker-sivil bürokratları ile onların siyasi hamileri hâlâ "AB üyeliği başka, Kıbrıs başka" diye kendileri çalıp kendileri dinlerken, BM Güvenlik Konseyi bundan sonra çözümün, artık sadece AB zemininde olabileceğini karara bağladı.

Açıkçası dünya, Türkiye'ye uluslararası toplum içinde adam gibi bir yer edinmek istiyorsa Kıbrıs sorununu çözmek zorunda olduğunu bir kez daha ama ağız birliğiyle hatırlattı.

Oyun bitti

Bunlar olurken biz hâlâ, Atina'daki zirvede Dışişleri Bakanımız'ın alkış tutup tutmayacağını tartışıyoruz. Varlığını dahi tanımadığımız Kıbrıs Rum Kesimi, yıllardır kapısında bekliğimiz AB'de "amir"imiz pozisyonuna geldikten sonra Abdullah Gül, tepki olsun diye; ister alkışlamasın, ister iki eli cepte somurtup dursun hiçbir şey farketmeyecektir. Aynı Abdullah Gül, kendisi Atina'ya giderken arkasından müstehzi bir edayla "keşke gitmeseydi" diyecek kadar sınırı aşan Denktaş'a haddini bildirmedikten sonra da farkeden bir şey olmayacaktır.

Amma... Artık, vakit gelmiştir. 16 Nisan hem kaçan fırsatların ardından bakakalınan kara bir gün, hem de çözümün kaçınılmaz olduğu tarihin adıdır. Denktaş ve Ankara'daki dostları dirense de, hükümet kah nezaket fazlalığından, kah cesaret eksikliğinden adım atmakta zorlansa da Kıbrıs'ta çözüm artık kapıya dayanmıştır. Bu saatten sonra da geri dönüş imkansızdır. Çözüm sadece, Kıbrıs'taki 200 bin insan için değil, Türkiye'deki 70 milyon için de ekmek ve su gibi gereklidir.

Ayrıca Kıbrıs'ı çözemeyen, iktidar düğümünü de çözemez, vaziyet bu kadar nettir.


17 Nisan 2003
Perşembe
 
MUSTAFA KARAALİOĞLU


Künye
Temsilcilikler
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED