AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Sağır iki defa güler

Hz. Mevlana: "Kulağı duyan birine bir latife yapıldı mı o bir defa güler, fakat sağır biri iki defa güler." Diyor ve açıklamasını getiriyor: "Sağır, birincide herkes güldüğü için onlara bakarak güler, ikincide ise sorup da işin aslını anladıktan sonra gülmeye başlar."

Demek ki, insanın uyanık olması gerekiyor. Acaba herkese bakarak mı gülüyor, yoksa işin aslını anladığı için mi gülmeye başlamıştır? Birinci türden gülüşün kıymeti yoktur. Herkese bakarak da gülünür, kuşkusuz. Ama oradaki gülüş, gülmenin sari olmasından ileri gelir. Hal sari olduğu için, herkes gülerken o da güler, herkes ağlarken de ağlar. Bunun da gündelik hayatımızda bir yerinin bulunduğunu kabul ediyorum. Herkesle birlikte gülüp herkesle birlikte ağlamanın da, insanın etrafına intibakı bakımından taşıdığı bir değeri vardır. Herkesin ağladığı yerde gülen biri olmak, belki de dışlanmaya yol açar ve tersi..

Amma işin aslını anladıktan sonra gülmeye başlayan biri, yerine göre, gülüp gülmemeye kendi iradesiyle de karar verebilir. Herkesin güldüğü şey ona pek de gülünecek bir şey olarak gelmeyebilir. Gerçi gülmenin, esneme gibi sirayet edici olmak özelliğinden dolayı, insan gayrı ihtiyari gülmeye başlayabilir. Ama bu gülüş, Mevlana'nın bir başka meselinde anlattığı "Eşek Gitti" oyununa dönüşebilir. Sofinin biri, bir akşamüzeri bir tekkeye misafir olur. Eşeğini de ahıra bağlar. Tekkenin sofileri misafire ikramda bulunmak ister, ancak fukara olduklarından eşeği satmaktan başka çareleri yoktur. Eşeği satarlar. Tekkede ziyafet olduğunu işitenler de gelir. Yemekten sonra sema başlar, bir süre sonra çalgıcı "her berfet" (eşek gitti!) diye bir name tutturur. Herkesle birlikte eşeğin sahibi de "her berfet" diye söyleyip dönmeye başlar. Gece boyunca oynayıp dönerler. Misafir sofi sabahleyin yol hazırlığına başlar. Yükünü eşeğe yüklemek istediğinde, uşaktan eşeğinin satılmış olduğunu öğrenir. Haliyle kızar: "Siz kimin eşeğini kime satıyorsunuz? Böyle şey olur mu? Bana haber vermeniz gerekmez miydi?" diye söylenmeye başlayınca, uşak: "Efendim, size haber vermeye geldiğimde baktım ki, siz de herkesle beraber 'her berfet-eşek gitti' diye bağırıyorsunuz; o zaman biliyorsunuz diye düşündüm ve haber vermekten vazgeçtim." Der. Bu cevap karşısında tabiî ki, sofiye söyleyecek söz kalmaz.

Medyanın, kitle iletişim araçlarının böylesine yaygın olduğu bir dünyada, insanlar, sağırın birinci gülüşüne denk bir gülüşle gülmeye hazırdır. Aynı zamanda onları, ellerinden giden eşeğin arkasından, bilinçsiz biçimde "her berfet!" diye oynatmak da kolaydır. İnsanlar işin aslını anlayıncaya kadar gülmelerini sürdürebilirler ve "her berfet-eşek gitti" oyununu oynayabilirler. Ama işin aslını anladıkları anda meselenin çehresi değişir. O zaman gülüp oynamak yerine dövünüp ağlamanın sırası gelir.

Kıssadan hisse: herkesin bir şeye evet veya hayır diye ortalara döküldüğü bir sırada, sen kendi evetini veya hayır'ını mı terennüm ediyorsun, yoksa herkese uyduğun için mi böyle yapıyorsun.. onu öğrendikten sonra çığırmaya başla! Değilse, ya sağırın birinci gülüşünde yaptığı gibi anlamadan gülersin ya da eşeğinin satıldığını bilmeyen adamın yaptığı gibi bilinçsizce gülüp oynarsın.. meseleyi anladığındaysa iş işten geçmiş olur.


17 Nisan 2003
Perşembe
 
RASİM ÖZDENÖREN


Künye
Temsilcilikler
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED