|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Akşamın dar vakti. Bir kadın ve küçücük bir kız. Küçük kızın eli annesinin avcunun içinde. Yürüyorlar. Adımlarının onları hiçbir yere götürmeyeceğini hem kadın hem çocuk biliyor sanki. Bildikleri onlara ağır. Bildikleriyle kalpleri dertte. Bir grup kuş dolanıyor başlarının üstünde. "Leylekler gelmedi daha değil mi anne?" diye soruyor küçük kız. Kadına kelimeler yük. Hayır anlamında başını sallıyor sadece. Yürüyor, adımları kendilerini hiçbir yere götürmeyecek olan kadın ve küçük kız. Küçük kız annesinin elini bırakıp iki sekiyor. Sonra koşarak gelip, annesinin elini tutuyor tekrar. Annesinin elini bıraktığı noktada, belli ki içini bir ürperti kaplıyor. "Biz Iraklı değiliz değil mi anne?" diye soruyor. Iraklı çocukların resimleri küçük kızın göz bebeklerine asılı kalmış. Kolu kopuk, bacağı kesik çocukları, gözbebeğinde takılı kalmış savaşın çocuklarını gördükçe küçücük kalbi suçluluk duyuyor: "Keşke ben de ölseydim anne!" Kadın gözündeki yaşları zorlukla zapt ediyor bu defa. Başını sallıyor yine hayır makamında. Küçük kızın kalbine fazla gelecek "Hepimiz Iraklıyız hepimiz Filistinliyiz" sözü. "Biz hepimiz ademin çocuklarıyız" diyor kadın. "Kanı dökülen ve kan döken çocukları." "Hiç de bile değil!" diye itiraz ediyor küçük kız. "Ben babamın kızıyım bir de senin kızınım. Adem diye birini tanımıyorum bile." Adem diye birini, ilk insanı, ilk atayı, ilk günahı kimseler tanımıyor. Unuttukça canavarlaşıyor adem oğlu. Unuttukça zulmü daha kolay alkışlayan oluyor. Yaşlı bir kadın yaklaşıyor küçük kıza ve annesine doğru: "Dua edin evladım" diyor. "Dua edin eşref saatidir belki. Ezan-ı Muhammedi okunacak birazdan. Dua edin. Irak için dua edin!" Küçük kızın annesi hem duyuyor yaşlı kadını, hem duymuyor. Irak'a dair bütün kelimeler kurşundan çünkü. Ağır ve yaralayıcı. Yağmalanan Bağdat'ı henüz görmemiş yaşlı kadın için, dua ediyor o an. "Ey Rabbim! Şu yaşlı kadının ve tüm inananların kalbini sen koru. Kalbimiz daima senin olsun. Kalbimiz daima seninle olsun" Küçük kızın annesine kalbi yük. Durmadan şişiyor kalbi. Patladı patlayacak. Ezan okunuyor!!! Yaşlı kadın, küçük kızın annesinin ettiği duadan bihaber "hadi" makamında bekliyor. Yaşlı kadının bekleyişini küçük kız nihayetlendiriyor. "Annem ağlayarak dua eder teyzeceğim!" Yaşlı kadın; kızı konuşkan, kendi susan kadının yanından uzaklaşıyor. İçinde bir pişmanlık. Kim bilir ne derdi vardı diye düşünüyor. Yaşlı kadının ardından bakıyor küçük kızın annesi. Yaşlı kadın tv seyretmediği için bilmiyor. Takım tutanların hırsını bilmiyor yaşlı kadın. "Ben de Iraklıları tutuyordum ABD'ye karşı. Ama öyle hiç savaşmadan Bağdat'ı teslim etmelerinden infial duyuyorum. Ben şimdi yenilen tarafla mı oldum?" diyenleri bilmiyor. İyi ki bilmiyor. Sert bir rüzgar esiyor. Çiçekçi dükkanının önündeki menekşelerin boynu iyice bükülüyor. "Meleklerin çiçekleri ne zaman ölür?" diye soruyor küçük kız. Yoldan geçenler kızın sorusuna gülüyor. Kimi garipsiyor soruyu. Kimi takdir ediyor. Unutmamak için tekrarlayanlar oluyor: "Meleklerin çiçekleri" Küçük kızın annesi, meleklerin çiçekleri tabirinin menekşeler için söylendiğini biliyor. Düzeltmeye çalışmıyor fakat. Küçük kız sormaya devam ediyor. Gelip geçenlerin şaşkın bakışları sesini biraz daha yükseltmesine neden oluyor. Herkes duysun istiyor annesine sorduğu soruları. "Irak neden yağlandı anne?" diye soruyor yeni baştan. Kadın çocuğun sorusunu tekrarlıyor: "Neden yağ(ma)landı?" Mevlana yetişiyor imdadına: "Mimar, yapılmamış bir yer, yıkılmış, tavanları çökmüş bir yurt arar." "Dünya yıkılıyor, yeni baştan kurulmak için." "Özgürlüğün askerleri", Moğolların ayak izine basa basa gidiyor.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |