|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Kıbrıs Rum kesiminin AB'ye girişini belgeleyen imza Atina'da atıldı. Birliğe girişleri imzalanan yeni 10 üyenin üyelik anlaşması, birlik üyesi 15 ülkenin parlamentolarında onaylanmasından sonra birliğe fiilen katılımı da 1 Mayıs 2004'de gerçekleşecek. Yani Tassos Papadopulos 'Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı' olarak girişi imzalamış bulunuyor. 40 yıldır Avrupa macerasıyla yatıp kalkan ancak bir arpa boyu bile ilerleme sağlayamayan Türkiye'nin "soğuk savaş" döneminden kalma dış politikası maalesef duvara toslamış bulunuyor. Daha düne kadar "demir perde" ideolojisinin hinterlandında bulunan Macaristan, Polonya, Slovakya, Letonya, Estonya, Litvanya, Çek Cumhuriyeti ve Slovenya Avrupa Birliği ülkesi oldu, Türkiye ise yine hayaller kurmaya devam ediyor. Ama artık eğri oturup doğru konuşmakta yarar var. Türkiye'nin Avrupa macerası 16 Nisan 2003 tarihi itibariyle bitmiş bulunuyor. Böylece Denktaş'ın son kullanma tarihi de bitti. Artık Denktaş ve Ankara'daki "şahinler" bayram yapabilirler. Bundan sonra olabilecekleri tahmin etmek hiç de zor değil. Atina'daki "aile fotoğrafı"na girmeyi reddeden Türkiye'yi demokrasi ve özgürlükler anlamında zor günler bekliyor. Artık Denktaş'ın Ankara'daki "derin" dostları, hep özledikleri "kapalı toplum" hayallerini gerçekleştirebilir, gerektiğinde demokrasiye "ince ayar" yapabilirler. Hatta istediklerinde devletin "ali menfaatleri" için işkence bile yapabilirler! Açıkçası, dünyaya daha kapalı bir Türkiye'ye hepimiz hazır olalım. Çünkü Atina zirvesi sonrasında oluşan yeni konjonktürle birlikte, Türkiye artık hiçbir şekilde AB ailesi içinde yer alamayacak. Belki bize özel bir formül geliştirebilirler. Ancak bu kesinlikle "onurlu" bir üyelik olmayacak. Kısacası bundan sonra, AB'nin ne içinde ne de dışında olacağız, bahçe kapısı ile giriş kapısında "tek ayak üstünde" durmak gibi bir şey yani... Doğrusu Türkiye'deki siyasal iktidarlar niçin hükümet olurlar bunu anlamakta güçlük çekiyorum. Türkiye'nin korkular üzerine kurulu bir takım politikalarını, özellikle de dış politikasını değiştirmek gerçekten mümkün değil midir? Mesela, devlette yazılı olan "Kıbrıs politikası" bir "kutsal" metin midir? Çünkü hiçbir iktidar döneminde bu politikanın kılına bile dokunulamıyor. Mesela, bundan önceki iktidarlar döneminde Dışişleri bakanları Kıbrıs konusunda neleri söylemişse, AK Parti iktidarının Dışişleri Bakanı da aynı şeyleri söylüyor. "Denktaş ve adamları" Ankara'da bazı kapıların ardında Kıbrıs için bir "rota" çiziyor, siyasal iktidarlar ilk günlerinde farklı bir çizgi izleme konusunda görüş beyan etseler de, sonunda biraz gönülsüz de olsa "şahinlerin" rotasına giriveriyorlar. Şimdi kimse farkında değil ama, Denktaş ve Ankara'daki şahinlerin Türkiye'nin önünü kapatmalarının faturası gelecekte maalesef AK Parti'ye çıkacak. Çünkü, Avrupa Birliği'nde "üvey evlat" muamelesi görecek bir Türkiye'de işler hiç de sanıldığı kadar kolay olmayacak. Ayrıca Kıbrıs konusunda iktidar olma inisiyatifini elinde tutamayan bir AK Parti iktidarının, AB'ye ilişkin tezlerinin inandırıcı olması pek mümkün gözükmüyor. Kısacası, bundan sonra AK Parti'nin de, Türkiye'nin de işi her zamankinden daha zor...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |