AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Sağcılık, bir afettir...

Altmışlı yılların ortalarında, "Yön" adlı bir dergide, imam-hatipliler için, "Bunlar, 31 Mart gerici hareketinin kurmaylarını yetiştirir" diye bir yazı çıkmıştı. "Yeni İstanbul"daki "Gençlik Köşesi"nde, bir cevap yazmıştık: "Kızıl Yöncüler uyanın!" diye...

Sonra öyle oldu ki, bizim için en büyük handikap, bu solcular değil de, sağcılar olmuştu...

Çünkü, sağcılar, statükoyu ve bağnazlığı temsil ediyorlardı.

Bu körfez krizi ile Irak savaşından sonra ortaya çıkan Musul-Kerkük meselesinde de böyle oldu. Tıpkı, Mustafa Sabri Efendi'nin "İhtiyarlığım" adlı şiirindeki ikili gibi:

"Vaz geçme ihtiyar diye, benden, günahtır.

Gel, saçlarım beyazsa da, bahtım siyahtır." diye...

Eğer, "Musul Kerkük Meselesi" üzerinde, "üstad tarihçi" Kadir Mısıroğlu'ya sorsanız, size en "mukni" cevabı verirdi... Amma olmuyor bir türlü...

Siz, Alaeddin Özdenören'i unutursanız, bir Mehmet Doğan'ı, bir Erdem Beyazit'i ve Rasim Özdenören'den habersiz yaşarsanız, tıpkı bir "Hanumansız serseri gibi" dolaşıp durursunuz, demektir...

Öyle ya, ne zaman İslam dünyası, bir istilâ ve parçalanma sürecine girerse, bir tartışmadır başlar:

"İslam'da Devlet var mı, yok mu?" diye...

Ve ardından başlar bir takım "Harici zihniyet"teki "muhalefet" suçlamaları...

Giderek gerçeğin çilesini çekenler oturur, ahu vahlarla, maziyi gündeme getirir; çekilen elem ve ızdırab yarın destanlarını sergiler. Tıpkı, Mahmut Kemal İnal'a, hayat hikayesini gönderen "tesettürlü" Yaşar Nezihe Hanım (Bükülmez) gibi:

"Zevk almadım, hayatın baharından, yazından...
Kara bahtım, utansın saçımın beyazından."
"Yazık ki her kime alemde eylesem tâzim,
Olur benim başıma onlar, hep belâ-yi azîmi!.."

İşte bu belalar sürüp gidiyor, İslam dünyasının üzerinde...

Sanki "mütareke" dönemini yaşıyoruz...

O zaman da, Wilson prensipleri için, hem mandacılar ve hem de İngiliz "muhibleri"nin tek emeli vardı, Mişon Ventera gibi, Darül-Fünun'da inkilap yapmak ve "hukuk-u duvel"in ahkamını, Türkiye'de hakim kılmak...

Olmadı mı, hem de nasıl!?...

Önce tartışmalar başladı, yerli kalemlerde... Ahmet Emin Yalman, hemen ortaya çıktı, genç bir ABD hayranı gazeteci olarak:

"Osmanlılar, din ve devleti ayırsınlar ve hemen laik bir toplum için, Avrupayı taklit etsinler" diye başlayınca, ilk olarak karşılarına Ahmet Naim Babanzade çıktı.

Ardından kim bilir misiniz çıkar sahneye:

Şu vefatının ardından elli yıl geçip eserleri "anonim" olup en az otuz yayınevi tarafından "tefsiri" basılan Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır merhum da, "İslam" adlı gazetede, "Bizde din ve devlet" diye seri makaleler yazmaya başladı...

Şimdi kalkmış bir takım "hırsızlama eser yazan" proflar, bu alanda ter döküp, ahkâm kesiyorlar.

"Kur'anda böyle bir şey, nerde çıktı bu İslam devleti v.s..." diyerek işin başına geçip, suyu bulandırmak istiyorlar...

Şimdi bu işte, ahkam kesen siyaset bezirganları ile medyatik bilim adamlarına sormak gerekmez mi ki:

"Siz, Elmalılı Hamdi Efendi'nin mi yoksa, "dönme" Ahmet Emin Yalman'ın mı yanında yer alıp, haşr olmak istersiniz?"

Bu tür tartışmalar çok gerilerde kaldı, derlerse, onlara son olarak şu haberi veririz:

Geçen aylarda vefat eden Muhammed Hamidullah'ın ana kaynak kabul edilecek bir eseri var:

"İslamda Devlet İdaresi" diye...

Bu kitaptan çok istifade ettik ve son yıllarda, kütüphanemizden çıkartıp, genç nesle okumayı tavsiye ettik bile...

"İrfan Yayınevi"nin kurucusu dostum, merhum Mustafa Pektut'un tercüme ettirip bastırdığı günden bugüne tam 40 yıl geçti...

Elbette, 12 Mart ve 12 Eylül'den sonra tahsil hayatına başlayıp statükonun eserleri ile büyüyenlerin böyle kitaplardan haberleri olmaz...

Böyle olmamış olsaydı, "Bu savaşı durdurun" adlı mitingin Çağlayan'daki sahnesinde, ne "Vakit'in genel yayın yönetmeni Mustafa Karahasanoğlu ve ne de 25 yıl Millî Gazete'de baş yazarlık yapan "bendeniz" yuhalanmazdı!..

Artık, ortaya bir statüko çıktı ve herkes onun ardı sıra yürüyüp gidiyor...

Buna direniş olmazsa, tıpkı Bağdat gibi, yarın Şam da, Halep de yakılıp yıkılacaktır...

Aylardır yazıp durduk:

ABD'nin bu son yıllardaki hareketi, insan katliamı kadar, tamamen bir tarih ve kültür tahribatına yöneliktir!..

Yakıp yıkacak, kalanları da "Metropolitan Müzesi"ne getirip, sergileyecektir.

Tarihi 200 yıl geriye kadar giden barbar toplumların, medeniyet asırlarını, insanlığa hizmetle geçiren toplumlara ve milletlere düşmanlıkları doğaldır. Baksınlar "Düvel-i İslâmiye" kitaplarına...

Doğal olarak, statüko ve "sağcılar" başta olmak üzere...


www.sadikalbayrak.com

18 Nisan 2003
Cuma
 
SADIK ALBAYRAK


Künye
Temsilcilikler
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED