|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Fransa-Almanya'nın oluşturduğu "harekat karşıtı" Avrupalılar itifakı tabii ki "çocuk oyunu" değildi. Rusya Başkanı Putin'in Paris ziyareti ve haftabışı gerçekleşen NATO toplantısından çıkan kararın da (daha doğrusu "kararsızlığın" da) açıkça gösterdiği gibi, söz konusu ittifak, ABD yönetimi ile ABD (ve bazı "yerli") medyasında takdim edilmeye çalışıldığı gibi "ıvır zıvırdan" bir girişim değildi. ABD'nin her ne pahasına olursa olsun başlatmaya niyetli olduğu Irak harekatını Avrupa'nın özellikle üç ülke ile (üçüncüsü Belçika) sınırlı kalan "harekat karşıtı" cephe tek başına tabii ki engelleyemezdi. Ama hep birlikte gördük ki, AB'nin "çekirdek kadrosu"nun elindeki kozlar henüz tükenmemiştir. Putin ile "ittifak" arasında bundan böyle birlikte davranmak yolunda alınan karar, NATO'da üç Avrupa ülkesinin ABD'nin desteğiyle gündeme sokulan Türkiye'nin talebine yüz vermemeleri, birkaç hafta öncesine göre ortaya bambaşka bir manzara çıkarmıştır. İsterseniz, bu işin nasıl gelişebileceği yönünde öne sürülen görüşleri gözden geçirmeye başlamadan önce, ABD yönetimiyle aynı düşünme kararlılığını giderek daha da geliştiren Amerikan medyasında Fransa-Almanya ittifakı hakkında yer alan hakaretamiz ifadelerden birkaç örnekk verelim. Geçen hafta New York Times'ta yer alan bir yorumdaki şu ifadelere bir bakın: "Deliller (Colin Powel'ın BM Güvenlmik Konseyi'ne sunduğu deliller) Irak'ın elinde şüpheye yer bırakmayan bir biçimde kitle imha silahları bulundurduğunu ortaya koyuyordu. Sadece bir embesil, ya da bir Fransız, bundan başka bir sonuç çıkarabilir."(!) Mesleğini Wall Street Journal'da sürdüren bir başka Amerıkalı gazeteci işi daha da ileri götürmüş; Kafasız bir Jeanne d'Arc kılığına girmiş (De Gaulle ile kıyaslandığında) bir "pigme" olarak tarif ettiği Fransa Cumhurbaşkanı'nın Fransız halkını Saddam'ın "alçak bir pezevengi" haline dönüştürdüğünü yazıyordu.... Yani diyeceğim; çizmeyi çoktan aşmış bu Amerikan basınından her gün muntazam olarak onlarca satır alıntı yapmak ve bu alıntılar üzerine yorumlar döşenmekle olup biteni anlayabilmek kolay değil! Fransa-Almanya (ve Belçika) ittifakının bu hayırlı girişimlerinden söz ederken gönlümü son yıllarda sadece Türkiye'de değil bütün dünyada giderek güçlenen "reel politik" rüzgârına kaptırdığımı sanmayın! Hiç şüpheniz olmasın; Putin ile Chirac arasında son günlerde ortaya çıkan samimiyetin önemli nedenleri arasında her ikisinin de ambargo sonrası işletmeye açılacak petrol kuyularına ilişkin olarak Irak'la çoktan (ABD ve İngiltere'ye nasip olmayan) birer anlaşma yapmış olduklarını hepiniz gibi ben de biliyorum.... Ve çok daha önemli olarak, Fransa'yı ziyaret eden Putin'e, Çeçenistan'da daha çocuk yaştaki erkeklerin niçin üzerlerine patlayıcı püskürtülerek paramparça edildiği ya da buzlu sularda bekletildiği yolunda sorular tabii ki yöneltilmeyecek... Çünkü bugün için konumuz Irak, Rusların Çeçenistan'da bir halkı ortadan kaldırmakta olduğunun sırası değil... Ama madem ki bu dünya böyle, "reel politik"i de küçümsememek ve Fransa-Almanya-Rusya'nın ABD'nin bir türlü vazgeçmek istemediği Irak harekatına karşı oluşan ittifakı ciddiye almamız gerekiyor. "Almamız gerekiyor" derken tabii ki hükümetin alması gereken tavırdan söz ediyorum. Bakın şimdi: Hükümet bize (yani içerde) artık kaçınılmaz gördüğü Irak haraketanın ülkemize "Kürtlerin göçü" dışında bir zararı olmayacağını, Irak'ın Türkiye'ye saldırısının söz konusu olmadığını söylüyor. Ama aynı hükümet NATO'da (yani dışarda), NATO'nun kuruluş antlaşmasının 4. maddesi uyarınca karar alınmasında ısrarlı.... Bu 4. maddeyi biliyorsunuz; Üye ülkelerden birisi "toprak bütünlüğü"nün ve "güvenliği"nin tehlike altında olduğuna karar verdiği zaman müttefikler arasında görüşmeler yapılması öngörülmüştür. Yani öyle bir durum ki, kimi hükümet üyeleri "kimsayal ve biyolojik silah saldırılarına hazırlıklı değiliz, çünkü böyle çok zayıf bir ihtimali gözönüne alarak zaten kıt olan kaynaklarımızı kullanamayız" gibi sözler söylerken, gözümüz önümüzdeki pazartesi gününe kadar Türkiye'nin isteklerini değerlendirecek olan (şimdiden üçü "veto"lu) 19 NATO ülkesinden gelecek yazılı cevaplarda.... Yanlış mı düşünüyorum? Eğer NATO'ya bildirdiğimiz gibi "toprak bütünlüğümüz" ve "güvenliğimiz" tehlike altındaysa, hükümetin sergilediği bu "rahatlığı" nasıl açıklayacağız? Yok eğer, bizim açımızdan her şey yolundaysa, o zaman da NATO en tartışmalı toplantılarından birisini niçin Türkiye için yapıyor? Fransa-Almanya ittifakının Türkiye'de niçin ciddiye alınmadığını, hatta Kopenhag öncesi güçlenen Avrupa Birliği taraftarı hareketin önemli sözcülerinin bile niçin bu ittifaktan daha çok Amerikan tezlerine dümen kırdıklarını da tartışmak gerekir. Haftasonu kaldığımız bu yerden devam edelim...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |