|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Savaş olasılığının tartışıldığı şu "netameli" günlerde nur topu gibi bir "rejim sorunumuz" oldu. Düşman konseptini bu defa "Havaalanındaki hacılar" oluşturuyor. Doğrusu, başlangıçta üzülüyordum... 3 Kasım seçiminden sonra oluşan kısmî sulh ortamı, özellikle "çatışma"dan ve "gerilim"den beslenen bazı arkadaşlarımızı işsiz bırakacak diye bayağı hayıflanıyordum. Gerek yokmuş. Fatih Altaylı ve Toktamış Ateş'in, malum "bikini reklamı"yla ilgili değerlendirmelerini okuyunca, endişeye gerek olmadığı sonucuna vardım... Ayrıntıya girmiyorum. Kürşat Bumin meseleyi "enine boyuna" kurcalayan çok güzel iki yazı yazdı. Maksadım, "bikiniden çıkan rejim sorununu" ele alıp, şu mübarek bayram gününde biraz canınızı sıkmak. Bikini üreticisi Zeki Bey, mamullerine yönelik tepkinin altında (Zeki Bey'in mamullerine yönelik bir tepki olduğunu hatırlamıyorum ama, hadi öyle olsun) "şeriat düzeni özlemi yattığını" söylüyor. Altaylı kardeşimiz de öyle. Yaşını başını almış koskoca profesör Toktamış Ateş daha da ileri gidiyor, tepkinin "politik değil, psikolojik bir bozukluktan kaynaklandığını" ileri sürüyor. Bunlar, moda tabirle, "light" tepkiler. Daha şedidleri var. İsmi lazım değil, "ilerici" fikirleriyle temayüz etmiş bir gazeteci arkadaşımız da, komşu gazeteye verdiği demeçte, lafı dolaştırıp sonunda işi orduya havale ediyordu: "Rejimi ve demokrasiyi korumak ordunun görevidir..." Bak sen! Elbette ordu, "demokrasiyi korumak-kollamak" âli maksadıyla demokrasi dışına çıkıp birkaç kez anayasal düzene müdahale etmiştir; ama bunlar "demokrasi"yi tesis etmeye değil, Türkiye'deki yarım-yamalak demokrasiyi "ortadan kaldırmaya" yönelik müdahalelerdir. Kaldı ki, demokrasiyi korumak ordunun görevi değildir. Demokrasi, kendini koruyacak mekanizmalara ve "iç denetim" unsurlarına sahiptir. Ordunun görevi bellidir: Yurt savunması ve sınırlarımızı korumak.. Bu kadar. Başka da bir görevi yoktur. Gerçi Zeki Bey ve orduyu göreve çağıran arkadaşımız büsbütün haksız sayılmaz; parlamenter rejime yönelik her türlü müdahale "anayasal suç" kapsamına girerken, Türkiye'de Silahlı Kuvvetler'in müdahalesi ısrarla suç kapsamı dışında tutuldu. Neden mi? Çünkü, İttihat ve Terakki'den tevarüs eden bir alışkanlıkla, ordu, hep siyasetin içinde oldu ve "kurucu irade" rolüne soyundu da, ondan. Şevket Süreyya Aydemir'e ait şu satırlar meseleyi anlamamızı kolaylaştıracaktır sanırım: "Ordu, cumhuriyet kurumunun ve onun getirdiği düzenlerin sarsıldığını görünce, yasama ve yürütme organlarına müdahale edebilir..." Edebilir mi? Toktamış Ateş'e göre de edebilir. İyi de, ordunun başka işi yok mu? Zeki Başeskioğlu bikini satacak diye, güç bela kurduğumuz şu "yarı sivil, yarı militer" demokrasimizden vaz mı geçelim? Ne demek istiyorsunuz?
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |