|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
"Çocuğun adı Elem. Neden bu adı koydun" diyordum. Dertli bir zamanda doğdu diyor, istemiyerek oldu. Zaten dört tane daha var nasıl bakacağız bunca bebeye? Beyin ne iş yapıyor? Beyim pazarcı ama hasta. Üç gün gider, üç gün yatar. Sigortası, yeşil kartı yok mu? Var aslında, kartı var ya, verem oldu bu. Beslenme yetersiz, dert çok, hastanede kaldı bir ay, düzeldi gibi, yine tazeledi. Hem işe çıksa ne olacak, sermaye yok. İşte biraz maydanoz, soğan bilmem ne beş altı milyonla dönüyo. Kaldıkları yer rutubetli bir damaltı, elli milyon da kirası varmış. Peki aileden, akrabadan hiç yardım alamıyor musunuz? Yok valla, onların durumu bizden beter, şimdiki zamanda sağ gözden sol göze fayda yok. Ya komşular? Sağ olsun onlar arada bir yokluyor, hani çok muhtaç kaldığımızda. Ama hem utanıyom, hani birinden bir şey istemek kolay değil. Peki sen çalışmayı düşünmüyor musun? Düşünmez olur muyum. Ama iş nerede? Benim gibiler anca temizliğe falan gidebilir. O da mümkün değil, çocukları kime bırakayım. En büyük oğlan on üçüne yeni girdi. Okula gidiyor mu? Evet ortada. Kızım da okuyordu ama okuldan aldım. Maddiyat yüzünden. Hani defter kalem. Bir forma çıkmış şu fiyata. Öğretmen soruyo nerde senin kitabın diye. Yok. Yok da diyemiyo yani, aklı kesiyor çocuğun ağlıyor. Gücüme gidiyor anne dedi, ben artık okula gitmeyeceğim dedi. Hani öğretmen de insafsız, ne üstüne gidiyorsun çocuğun, anla işte, yok, yok. Peki ne olacak bu işin sonu? Ne bileyim, çaresiz kalmışız, devletten de bi yardım gelmiyo, bi iş falan. Bazen düşünüyorum da keşke evlenmeseydim diyorum. Evimde de fakirlik vardı, ama çocuk yoktu, yani sorumlu değildim bir bakıma. Neden evlendin? Cahillik her işin başı bu. Bir yoksulluk, bir de cahillik. Zaten yoksul adam cahil kalır. Mahkum gibi yani. On altı yaşında evlendim ben. Verdiler beni. Yazın neyse de kışın çok zor oluyo. Odun, kömür. İnanmazsın belki naylon yakıyoz, çör-çöp topluyom onu yakıyoz, pılı-pırtı. İnan sabah olsun istemiyom ben. Sabah olunca çocuklara ne yedirecem diye dertleniyom. Hani depremzedelere falan yardım gidiyo ya, görüyom işte Deniz Feneri diye bir şey var. Oraya mı yazayım, bir mektup hani, bir umut. Valla şaşırmışık işte. Yaşın kaç? Yaşım otuz. Ama sen gel içime sor. Belki yetmiş, belki seksen yaşındayım. Çok çektim ben çok. Gasteler yazsa bitiremez yani. Hangi birini anlatayım. Bak geçen kıştı bebe hastalandı. Böyle göğsü hırlıyor, boğulacak gibi öksürüyor, bronşit. Yeşil kart ile götürdüm, baktı doktor iğne yazdı. E, iğne paraylan. İlaçlar on milyon tutuyo. Allah'ım ben nerden bulayım bu on milyonu. İnanmazsınız ama böyle. Çırpınıyorum, dövünüyorum. Önümüz bayram, yani iki gün var bayrama. Yalvardım yakardım, kaynanam bi beş milyon verdi. Çocuğun üç tane iğnesini aldım, üçünü alamadım. Tabii çocuk tam iyi olamadı, çok sürdü hastalığı, doğru dürüst beslenemiyo. Sütüm de kesilmişti zaten, bir şey yiyemiyorum ki süt olsun. Çok çekti çocuk, öldü öldü dirildi, ben de onla beraber. Şimdi kaynanam ne zaman görse beni o beş milyonu istiyo. Olsa vermez miyim? Vicdansız kadın bu senin torunun değil mi, yabancı mı yani." Milyonlardan birinin hikâyesi bu. Uydurma değil, gerçek. Duyup da kulak tıkadığımız, görüp de başımızı çevirdiğimiz. Şu hikâyeyi şu bayram günü aklınızın kalbinizin bir köşesine kazıyın. Nasıl bayram yapacağız biz? Nüfusun yarısı resmen aç, yüzde otuzu yoksulluk sınırında. Savaş gelmiş kapıya dayanmış. Nasıl bayram olacak bu? Not: Hükûmetin memura, emekliye verdiği zammı alkışlıyorum. Kaynak, kaynak diye bağıranlara şunu diyorum: Batan bankaların faturası 60 milyar dolar. Kaynak orada işte. Hükûmete düşen yüreği yetiyorsa hırsızların yakasına yapışmaktır. İkincisi memleketteki fukaranın adresi, sayısı çıkarılıyormuş, onlara da yardım yapılacakmış, bunu da alkışlıyorum. Bu işleri IMF ile makro ekonomi ile, kurla, faizle karıştırmayın. Bu bizim imtihanımızdır. Boynumuzun borcudur. İnsanlığın icabıdır.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |