|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Bilindiği gibi NATO komünizme karşı kurulmuş bir askeri pakt idi. Komünizmin iflasıyla birlikte tek amacı komünizme karşı durmak olan NATO da kuruluş gerekçesini daha doğrusu meşruiyetini yitirmişti. Doğal olarak dağılması gerekiyordu. Lakin öyle olmadı. Yeni bir amaç, yeni bir meşruiyet zemini gerekiyordu. Yeni amacı üyesi bulunan ülkelerde kamuoyuna açıklanma ihtiyacı bile hissedilmeden belirlenmişti. Düşman rengi kızıldan yeşile dönüştürülmüştü. O günden bu yana planlı bir şekilde yeni düşman anlatılmaya çalışıldı. NATO'nun İtalya karargahında alınan gizli kararlarla artık yeni düşman potansiyel güç sahibi İslam Dünyası olacaktı. Ama İslam Dünyası doğrudan doğruya hedef gösterilemezdi. Dikkat edilirse köktendincilik, İslam fundamentalizmi, İslami terör, İslamcı teröristler gibi deyimler o tarihten sonra kamuoyunda sıklıkla gündeme gelmeye başladı. Doksanlı yıllarda Avrupa'nın gündeminde İslam vardı, objektif olarak tartdışılan bir din olarak değil. Tersine şiddetin ve terörün hamisi gibi gösterilen bir İslam olarak gündemde tutuldu/tutuluyor. İtiraf etmek gerekir ki, kimi İslam ülkelerindeki diktatörlerin döktükleri kanlar ve yaktıkları canlar da Batı dünyasını haklı gösterecek nitelikteydi. En son 11 Eylül'de ikiz kulelerin uçaklanmasıyla artık İslam, terörün adresi olarak gösterilmeye başlanmıştı. Hatta Başkan Bush bir ara ağzından "Haçlı Seferleri" kelimesini de kaçıracak, sonra da sürçü lisanını telafi için ülkesindeki İslam merkezlerini ziyaret edecekti. Hatta hatta, komünizmden sonra dünyanın tek hakimi konumuna gelen ABD bazı İslam ülkelerindeki dînî eğitimin müfredatına müdahale edecek kadar işi ileri götürmüştü. Uluslararası kuruluşları amaçları doğrultusunda kullanmayı çok iyi bilen ABD NATO'yu Bosna'da 250 bin Müslüman hayatını kaybetmeden harekete geçirmemişti. Evet akan kanı yine ABD durdurmuştu ama yüzbinler hayatını kaybettikten sonra! NATO'nun büyük ortağı ABD parasını peşin ödediğimiz (mesela fırkateynler) silahları bile vermekte direniyordu. Son olarak Irak krizinde muhtemel(olası) Scud saldırılarına karşı gerekli görülen Patroit füzelerini Türkiye'ye vermekte nazlanıp duruyordu. Türk kamuoyunun tepkisini ve Türk hükümetinin ciddiyetini görünce Hollanda'dan temin yoluna gitmişti ama Türkiye'ye güvenilmiyor (Kuzey Irak'ta Türk askerinin ABD komutası altına girmesini teklif etmesi son örnek), Türkriye'nin talepleri karşısında ne hikmetse hep ayak diretiliyordu hâlâ da diretiliyor. Şimdi de Almanya Fransa ve Belçika 4. madde konusunda Türkiye'yi yok sayacak bir yaklaşım içine giriyorlar. Ben Avrupa ile ittifaklardan ve hele AB ile bütünleşmekten yana olan biriyim ama bu ittifak ve bütünleşmelerde ülkemiz bu şekilde sürekli dışlanacak, üvey evlat muamelesine tâbi tutulacak ve adaletsiz bir ortaklık gündeme gelecekse bu birliktelikleri sorgulamamız gerektiğine de inanıyorum. Bu bağlamda kuruluş gerekçe ve meşruiyetini kaybetmiş bir NATO'nun neye yaradığını da sorgulamamız gerektiğine inanıyorum. Üstelik bu sorgulamanın kamuoyu huzurunda şeffaf biçimde yapılmasından yanayım. Bu düşüncelerle bütün okurlarımızın Kurban Bayramı'nı tebrik ediyorum.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |