|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Arnavutluk'ta oynanan kirli oyunun vahametini bir önceki yazımda genişçe ele almıştım. "Avrupalı" Müslüman iki etnik gruptan biri olarak, Osmanlı medeniyetinin Avrupa içlerine taşınmasında önemli rol üstlenmiş bir halk olarak Müslüman Arnavutlar kültürel, ekonomik ve siyasi olarak teslim alınmaya çalışılmaktalar. Siyasi ve ekonomik olarak Yunan nüfuzuna terkedilen Arnavutluk'ta, kültürel olarak yoğun biçimde İslam karşıtlığı ve kimliksizleştirilme kampanyası yürütülüyor. Başta, ülkenin kilit mevkilerine yerleşen Ortadoks azınlık, kültürel olarak 'İslam'ı Arnavutluk'un geleceği için en büyük tehdit' göstermeye yönelik kampanyayı körüklüyor. Bu durum, uzun süre dinin yasaklandığı Enver Hoca yönetiminden sonra kültürel kimliğini aramaya başlayan Arnavutlar'dan tarihin intikamını almaya yönelen bir 'küresel toplum mühendisliği'ne dönüşmüş bulunuyor. Açlık ve siyasi kaosun pençesindeki Müslüman Arnavutlar'a neredeyse, 'başınıza ne geldiyse şu Müslümanlığınızdan geldi' mesajını işleyen sistematik bir kampanya yürütülüyor. Tarih literatüründe kullanıldığı kadarıyla Balkanlaşma, deyimi siyasi parçalanmışlığa, kaosa işaret eder. Ve Osmanlı sonrası Balkan çelişkisini en iyi açıklayan ifadelerden biridir. Soğuk savaş sonrası dondurulan bölgenin görece Balkanlaşması, özellikle Yugoslavya'nın parçalanması sürecinde yeniden gündeme geldi. Şimdilik AB ve ABD arasında (daha doğrusu ABD ile Almanya ) görece bir denge sağlanmış görünüyor. Buna karşılık küresel toplum mühendisliği uygulaması olarak kültürel Balkanlaşma dönemi başlamış görünüyor. Kültürel Balkanlaşma yoğun olarak Balkanlar'daki Osmanlı bakiyesi unsurlara yönelik olsa da benzer durumda olan. ABD ya da AB'nin nüfuz mücadelesinin aktörleri durumunda olan Kürtler gibi Ortadoğulu Müslüman unsurlar da aynı kimlik ve kültürel parçalanmışlığının boy hedefi durumundalar. Modernleşmenin taşıyıcı aygıtları olarak kullanılan ideolojilerin (çoğunlukla Marksist/milliyetçi/sekuler) çökmesinden sonra doğrudan sekulerleştirme, hatta dine dayalı kimliklerin silinmesi mümkünse Hristiyanlaştırılması süreci gözardı edilemeyecek boyutlardadır. Balkanlar'dan Ortadoğu'ya kadar Osmanlı bakiyesi ve mirascısı unsurlara yönelik uygulanan küresel toplum mühendisliğinin ortak paydası Müslüman halkların 'din-dışılaştırılması'dır. Bu projenin siyasi tarihi, siyasi boyutları ile modernite-din-modern ulus ilişkilerini irdelemek bu yazının boyutunu aşıyor. Örneğin, Türkiye'de geleneksel dini hayatın en yoğun olarak yaşandığı Kürtler adına Marksist-milliyetçi bir örgütün öne çıkarılmasıyla, Müslüman bir halkın İslami kimliğinden uzaklaştırılması, hatta dinsizleştirilmesi gibi bir toplum mühendisliği en kanlı ve kirli tarafından uygulanması projenin ne boyutlu olmadığını göstermek için yeterli. Ancak gerek Balkanlar'da gerekse diğer bölgelerdeki gruplara yönelik bu toplum mühendisliğinin uygulamada öne çıkan ve kimliğin ve 'otantik ben idraki'nin parçalanmasını hızlandıran kimi hususları belirtmeliyim Tarihsizleştirme: Özellikle Balkanlar'daki Müslüman etnik grupların tarihi bilincini hedef alan Osmanlı karşıtı batılı sömürgeci retorik sistematik olarak işlenmeye devam ediyor. Örneğin, Müslüman Arnavutlar için, Fatih'e başkaldıran murted İskender Bey Marksist dönemden beri ulusal kahraman olarak modern Arnavut kimliğinin/milliyetçiliğinin inşasına temel oluşturuyor. Müslüman Arnavutlar için İslam kimliği ile Osmanlı kimliği özdeştir, bu tarih bilinci inşa edilmeden o toplum için tutarlı bir kimlik inşa etmek mümkün değildir. Bu retorik Batılı sömürge dönemlerinin Osmanlı karşıtlığından mirastır ve çoğunlukla Bulgar örneğinde olduğu gibi (Ruslaşma) kendilerini kışkırtan devletlerin etkisine girmektir. Tarih bilinci yoksunluğunun doğurdu sonuç, sadece Balkanlar için değil Kürtler, Araplar gibi Ortadoğudaki Müslüman halklar için de geçerlidir. Osmanlı geçmişi silinmiş bir Arap ulus bilincinin dünü ve bugünü saglıklı değerlendirmesi mümkün değildir. İskender Bey'i ulusal kahraman sayan bir Arnavut kimliği ile İslam öncesi tarihe dayalı bir Türk kimliğinin ortaya çıkaracağı sorunlar farklı değildir. Din-dışılık: Tarih bilinci elinden alınmış bir toplumda Müslümanlığın çekilip alınması daha kolay olacaktır. Bu nedenle son on yılda Arap ülkelerinden Balkanlar'a gelen İslami hayatı canlandırmaya yönelik çalışmalar sadece din anlayışlarının uyuşmamasından değil aynı zamanda tarihi bilincin eksik olması nedeniyle tutmamış bir projedir. Bu topraklardaki insanların hafızasından Osmanlı geçmişini silmekle dini kimliği bastırmak enredeyse aynı anlama gelmektedir. Bu tarih ve dini kimlik olmadan bu ne Boşnaklar'ın ne de Arnavutlar'ın ne de Bulgaristan'daki Türkler'in kendi ayakları üstünde durabilmelerinin imkan ve ihtimali yoktur. Kültürel Balkanlaştırma'nın ikinci adımı sömürgeci Osmanlı ve onun getirdiği/zorla kabul ettirdiği din yüküne (İslam) dönüşmektedir. Din zalim bir yönetimin kamburu sayıldıktan sonra ilk fırsatta bu yükten kurtulmayı düşünmemek mümkün değildir. Balkanlar'da İslam, Afrika'daki sömürgecilerin/beyaz adamın dini durumuna düşürülmektedir. Bu anlamda Balkan Müslümanları'nın Batılı kurtarıcılar eliyle din-dışına itilmeleri, dinin sekülerleştirilmesi sorunuyla karşı karşıyadırlar. Kitlesel olarak din hele hele Müslümanlığın kolay kolay silinmeyeceği açıktır. Batıcı elitler kanalıyla dinin sekülerleştirilmesi, kamusal alandan tümüyle çıkarılması yüz yüze gelinen yeni sorunlardır. Küresel toplum mühendisliği Balkanla'da siyasi bir engelle karşılaşmadan devam ediyor. Soğuk savaş sonrası Balkan deneyimi, ABD'nin saldırısı sonucunda Irak bakiyesi unsur ve bölgelerde ne türden bir toplum mühendisiliğinin uygulanacağı hakkında yeterince ip ucu veriyor. Bu küresel projeye destek veren en azından sessiz kalan Türkiye'nin bölgede siyasi, askeri ve ekonomik olarak köşeye kıstırılması arasında doğrudan ilişki olduğu da bir gerçek.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |