T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Pandora'nın kutusu

"Irak savaşı Pandora'nın kutusunu açmak demektir" demişti Başbakan Abdullah Gül. Ondan sonra ortaya çıkacak kötülüklerin önünü almak mümkün olmayacaktı.

Savaş henüz çıkmadı ama Pandora'nın kutusunun açılmaya başladığını görmekteyiz.

Olay daha şimdiden Irak savaşından öte bir mahiyet kazanmakta, "küresel çatlak" hüviyetine bürünmektedir.

Başrollerde Amerika vardır. Amerika, kötü bir dünya liderliği sergilemektedir. Bush'un ideolojik dokularını biçimlendiren fundamentalist siyonist Hristiyanlık çizgisi ile Yahudi lobiciliği elele vermiş, çılgın bir stratejinin uygulamasına başlamış bulunmaktadır. Hiçbir adalet duygusu ihtiva etmeyen bir stratejik serüvendir sergilenen... Gücü kutsayan bir çizgidir takip edilen. "Savaş gücümüz var , vururuz ve dilediğimiz alanı nizama sokarız" mantığıdır egemen olan... Herkesi, her yeri kendi politikaları istikametinde kullanabileceğini düşünen bir azman yapıdır bu. Ve bu yapı, sağa sola toslaya toslaya ilerleyebileceğini düşünmektedir.

Ama işte, her adımda dünyanın gidişini daha olumsuz etkileyen bir gelişme olmaktadır.

Fransa-Almanya ile girdiği ihtilaf, Avrupa Birliği'nin iç düzenini torpillemiş, şimdi olay NATO gerilimine dönüşmüştür. Muhtemel ki NATO gerilimini Avrupa-Türkiye gerilimine dönüştürme arayışındadır. Ancak Türkiye, dikkatli bir politika ile, süreci Amerika'nın başlattığını vurgulayarak, NATO geriliminden bir Türkiye-Avrupa gerilimi çıkmasına imkan vermemeye çalışmakta, aksine, Avrupa basiretli davranırsa, bu gelişmenin Amerika'nın savaş histerisini dizginleyen bir motif olabilmesine zemin hazırlamaktadır. Öyle ki gelinen noktada, Avrupa'yı feda etmek, Amerika için NATO'yu da feda etmek gibi bir sonuca doğru seyretmektedir.

Ancak Avrupa'nın (Fransa ve Almanya'nın) sürdüregeldiği tavrın uzak görüşlü bir stratejinin ürünü olup olmadığı hususu çok net değildir. Avrupa, belki de Kopenhag'da, Türkiye'ye karşı takındığı savsaklayıcı tavırla, bugün Türkiye'nin Amerika karşısında zora giren durumunun hazırlayıcısı olmuştur. Yani Türkiye'yi bir anlamda Amerika ile baş başa bırakmış, buna karşılık kendileri de Amerika karşısında oyun alanı daralmış bir dünya haline gelmişlerdir. Herhalde Avrupa, şu anda Türkiye'nin stratejik değerini çok daha iyi anlamış olmaktadır. Ama bu, Pandora'nın kutusunun açılmasından sonra neyi ne kadar düzene sokabilir, söylemek zor. Avrupa bir kere daha küresel çatlağın en derin fay hatlarının üzerinden geçtiği bir kıta olmaktadır. Atlantik ötesi fanatik fundamentalist liderlerin boy hedefi olan bir Fransa-Almanya söz konusu ki, bundan hangi kötülük çıkar dikkatle beklemek gerekiyor.

Bölgede Irak liderliğinin tavrı Pandora'nın kutusunu besleyen bir başka odak durumundadır. Evet, hiçbir ülkenin liderliği, aşağılayıcı bir dayatmanın mahkûmu olmayı gönül rızası ile kabul etmez. Saddam ve çevresinin de "Git ve ülkeni kurtar" çağrılarına boyun eğmesi imkansızın talep edilmesi gibi bir şeydir. Ancak Türkiye'nin belki bir süper gücün azmanca duygularını dikkate alacak çerçevede, ancak Irak'ın onurunu da gözeten bir arayışla, "İstanbul Deklarasyonu" istikametinde bazı gelişmeler sağlanması için yaptığı girişimler, Irak liderliği nezdinde zamanında sonuç verse, Amerika'nın saldırganlığının BM tarafından dizginlenmesi daha kolay olabilecek,Türkiye'nin etkinliği de daha çok artabilecektir. Ankara Taha Yasin Ramazan'la yapılan olağanüstü görüşmede, bu yöndeki dileklerini iletmiş, hatta Iraklı bilim adamlarının sorgulanmasında Türkiye'nin ev sahipliği yapabileceğini bildirmiştir Bağdat'a. Bu yönde bazı gelişmeler de olmuştur ama sınırlı ölçüde ve 10 gün arayla... Ankara'dan zaman zaman Saddam yönetimine yönelen sitemlerde, Irak'ın savaş hedefi olmaması için gösterilen çabanın yeterli karşılığı görmemesinin bulunduğu ifade edilmektedir.

Ve Arap dünyası...

Ne yazık ki, olayın ciddiyetini yeterince görememiş, Ankara'nın iyi niyetine yeterli karşılığı vermeyerek, konuyu "Arap meselesi" haline dönüştürmek gibi sorunun sağlıklı çözümü açısından kıymet-i harbiyesi olmayan bir tavır sergilemiştir. İstanbul'da yapılan toplantıda da Türkiye, "liderlik, inisiyatif alma" gibi konuları ısrarla dışlayarak, çözüme odaklanan bir gayret sergilemiş, ve İstanbul Buluşması, herhangi bir bölge ülkesinde yapılacak bir "liderler zirvesi" ile çok daha olumlu sonuçlar üretebilecekken, konu "Arap Ligi" ne aktarılarak bir anlamda kadük edilmiş ve Amerika'nın önü açılmıştır.

Türkiye'nin bölgenin savaşa sürüklenmemesi için samimi bir gayret sergilediği söylenebilir. Denebilir ki Ankara bütün kapıları çalmakta, herkesi basirete davet etmektedir. Belki Ankara'nın en çok endişe ettiği şeyin bölgeye uzun vadeli olarak yerleşecek olan bir Amerika ile komşu olmak olduğu söylenebilir. Bunun, IMF ile ilişkilerdeki sancıdan öte bir olumsuzluk olduğu da (bu alandaki ciddiyet bir yana) Ankara'da tedavül eden düşüncelerdendir.

Bu Amerika açısından da, Pandora'nın kutusu içinde bir eleman haline gelmek demektir. Bölgede İsrail'le yer alan bir kriz elemanı halindeki Amerika'nın Irak'ta ikinci bir kriz odağı haline dönüşeceği açıktır.

Soru gerçekten çetindir: Acaba Bush ve fanatik (ya da şahin) ekibi, Amerika gibi bir dev gücün tüm dünya ile onu felakete sürüklemeyecek bir basiret çerçevesinde ilişki kurabilecek bir liderlik kıvamında mıdır? Yoksa insanlık, kucağında dünyayı ateşe verecek silahlar taşıyan bir muhteris kadronun tehdidi ile karşı karşıya mıdır?


13 Şubat 2003
Perşembe
 
AHMET TAŞGETİREN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED