|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Ölümlerden ölüm beğenin: Amerika bunu önceden planlayarak yapmadıysa başına büyük iş açıyor demektir; yok, her şey Washington'un hesaplarına uygun gelişiyorsa, ABD'nin niyeti en keskin öngörülerden bile daha ileride olmalı... George W. Bush ve yanındaki 'şahinler' dünyaya yeniden çeki-düzen vermek niyetindeler; milyonlarca insanın ölümüne yol açan İkinci Dünya Savaşı sonrası oluşan sistemi, 11 Eylül'ün sağladığı fırsat aralığıyla kendilerine yontma arzusu bu. Gizlisi, saklısı da yok Bush ekibinin; 2000 yılının eylül ayında (11 Eylül'den tam bir yıl önce) yayımlanan, Rumsfeld ve Wolfowitz gibi 'şahinler'in de imzasını taşıyan bir raporda anlatılan, bugünkü ABD'den çok eskinin Roma İmparatorluğu gibi bir ülke... Bush ve ekibi 'emperyal düşler' görüyorlar... Böyle bir niyetin hayata geçirilmesi ABD'nin konumu sayesinde zor değil. Kendisine kolaylık sağlayacak birkaç 'vasal' ülke ile tam teçhizatlı bir savaş makinasına dönüşmüş ordusu Washington'a yetiyor. Savaş makinası için hem insangücü, hem de kaynakları var ABD'nin; gönüllü veya kolunun bükülmesi yeterli pek çok ülke de bulunuyor dünyanın dört köşesinde. Afganistan bir 'şablon' olarak kabul edildiğinde, benzer bir operasyonun Irak'ta da tekrarı mümkün görünüyor. Afganistan'da ne yaptığı belli ABD'nin: Ülke yönetimini el-Kaide terör örgütü ile irtibatlaması operasyonuna BM'den 'evrensel meşruiyet' sağlamaya yetti. Saldırmadan önce, Filipinler'den başlayarak, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Gürcistan'da yeni üsler kurdu, Pakistan'daki üslerini genişletti ABD... Amerikan ve İngiliz uçakları Afganistan üzerine bomba yağdırdılar, rejim düştü, istedikleri birini devlet başkanı olarak ilân ettiler... Şablon bu. Aynı şablonu Irak için de uygulamakta ABD. Hedef ülkenin etrafındaki üslerini tahkim etti, ülkeleri yeni üsler açmaya zorladı. Irak'ın etrafında yüzbinlerce askeri var ABD'nin; İngiliz askerleri de yanında. Kendisine göre 'evrensel meşruiyeti' de bulunuyor girişeceği operasyonun; denetçilerin "Irak bizimle tam işbirliğine yanaşmadı" dediği bir ortamda, BM'nin Irak'ı silâh denetçilerine azami kolaylığa zorlayan 1441 sayılı kararını, Irak'a saldırmak için yeterli bulacaktır Washington... Zaten bu yüzden, Irak'a vurmak için gün sayıyor ve Bağdat'ta işbaşına getireceği kişi ve adamlarını el altında tutuyor... Böyle bir ortamda, Almanya ile Fransa'nın başını çektiği, Çin ile Rusya'nın da katıldığı itirazcılar cephesi, muhtemel Irak operasyonunu daha önce gerçekleştirilen Afganistan şablonundan koparıyor. İtirazcılar ABD'nin 2001 ekiminde giriştiği Afganistan operasyonuna karşı çıkmamışlardı. Şimdi ise, yılların NATO'su ile genişleme sürecinin sonuna gelmiş Avrupa Birliği'ni çatlatmayı göze alan ciddi bir direniş söz konusu... ABD, İkinci Dünya Savaşı sonrası oluşmuş ve genel hatlarını bugün de koruyan dünya sistemini bütünüyle çökertmeyi göze almadan Irak'a saldıramaz... Acaba, Washington'da ipleri tutanlar işin bu noktaya varacağını hesaplamışlar mıydı? Dünya dengelerini altüst etmeyi göze alarak (hatta onu amaçlayarak) mı yola çıkmışlardı? Yoksa, bu denli bir direnişle karşılaşacaklarını baştan hesaplamamışlar mıydı? AB ve NATO'nun çatlaması endişe kaynağı mı Bush ve etrafı için? Konu Türkiye'yi ilgilendirmese yukarıdaki soruları önemsemeyebilirdik. Hatta, Türkiye, Almanya, Fransa, Rusya veya Çin'in yerinde olsa, olan-biteni umursamayabilirdik de. Oysa, NATO ve AB'nin geleceği, ABD'nin Ortadoğu hesapları, dünyaya vermek istediği biçim, hemen her ülkeden daha fazla olarak Türkiye'yi ilgilendiriyor. Tarafların hamleleri, Ankara'da alınan ve alınacak kararlarla irtibatlı olarak, Türkiye'nin de geleceğini belirleyecek... Bu yüzden, Ankara, gelişmelerin pasif bir izleyicisi olarak kalamaz; devler çekişirken o da bu çekişmede taraf tutmak zorunda. Umarım, bayram, devlette stratejik planlama boşluğuna yol açmamıştır.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |