T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Hükümet 'Savaşa hayır' diyenleri arkasına alacağına...

Hükümet bir yandan çaresizlik içinde kıvranıyor. Savaşa girmesi demek, normal iktidar süresini tamamlayamadan iktidara veda etmesi anlamını taşıyor.

Bu belki çok iddialı bir laf ama, daha önceki yazımda da belirttiğim gibi, savaşa karşı olsa da, bu hükümetin mecburiyetten de olsa savaşa katılması nedeniyle oluşacak sorunların, hatta felaketlerin faturası esas itibariyle AKP'ye çıkacak.

Bu noktada hükümetin dayanağı ne ABD ne IMF olmalı.

Çünkü, gelinen noktada hem ABD, hem de IMF hükümeti sıkıştırıp duruyor.

Daha önce açılan krediler, sağlanan mali yardımların faturası masaya konuluyor.

Bunların karşılığı isteniyor.

Halkın büyük çoğunluğu savaşa karşı. Hatta Irak'a yönelik ABD saldırısına da karşı.

Bu savaşın haksız bir savaş olacağını anlıyor, görüyor.

Böyle bir savaşın destekçisi olmak istemiyor.

Meydanlara çıkıp bu hislerini, düşüncelerini haykırmak istiyor. Miting, gösteri, yürüyüş ve diğer protesto yöntemleriyle tavrını ortaya koymaya çalışıyor.

Ama bu, çok da kolay bir şey değil. Karşısında polisleri buluyor.

Valiler, kaymakamlar gösterilere ya izin vermiyorlar ya da bin dereden su getiriyorlar. Bu Türkiye'de her zaman olan bir şey, biliyoruz.

Demokratik hakların kullanımı, ifade özgürlüğü denildi mi, iktidarda hangi hükümet olursa olsun idare, yani devlet mekanizmaları baskıcı, kısıtlayıcı, şiddete tapan tavrını ortaya koyuyor.

Hükümetin kuruluşundan hemen sonra yazdığım yazılarda, özellikle İçişleri ve Adalet bakanılıklarına yapılan atamaların dikkati çekici olduğunu belirtmiştim.

Bu isimlerin, özgürlükler ve insan hakları konusundaki kötü sicillerine değinerek sorunların yaşanacağını söylemiştim. Nitekim öyle de oldu. Polis, yine aynı polis. Savaşa karşı gösterileri bile şiddetle bastırmaya çalışıyor.

Güvenlik güçlerinin savaşa karşı çıkanlara karşı öylesine bir nefreti var ki, sanırsınız hükümet ve devlet savaştan yana.

Oysa şu sıralarda savaş kararı alması için büyük bir baskı altında olan hükümetin en büyük desteği, bu savaşa karşı kamuoyu olabilir.

Kamuoyunun büyük desteğini arkasına alan hükümet kendisine baskı yapan ABD'ye ve IMF'ye dönüp, "Kamuoyunun baskısı altındayım, her istediğinizi yapamam" diyebilir.

ABD'de Bush yönetimi, İngiltere'de Blair kamuoyunun savaş karşıtı tepkilerini dikkate almaz görünüyorlar.

Bush, elindeki kitle iletişim araçlarına güvenerek halka nasılsa her yalanı kabul ettirebileceğine inanıyor.

Blair de buna inanıyor ama birçok insan olup bitenin farkında.

Dünyanın bir savaş tuzağına doğru adım adım sürüklendiğini görüyor.

Mesele sadece bir diktatörün devrilmesi, bir ülkeye demokrasinin gelmesi meselesi değil. Kamuoyuna bütün gerçeklerin anlatılması gerekir.

Meclis'te gizli oturum yaparak AKP, gerçekleri halktan kaçırabileceğinin sinyalini verdi.

Oysa kaçırılacak, gizlenecek bir şey yok.

Baskıysa, baskı anlatılmalı. Şantajsa şantaj açıklanmalı.

Halktan destek istenmeli. Barış için sokağa dökülen insanlara insan gibi muamele yapılmalı.

Savaşa karşı olup da içerde savaş hükümleri uyguladınız mı, size dışarda da kimse inanmaz.

Halkı hesaba katmayan, adam yerine koymayan tepeden inmecilerin yaklaşımlarını bir tarafa bırakıp özellikle dışa karşı vatandaşın savaş karşıtı tavrına sığının.

Çünkü savaşın asıl faturasını ödeyecek olan onlar.

Elbet size de bu faturayı ilk fırsatta çiro ederler.

Barış gösterilerini engellemek savaş kışkırtıcılığından başka bir şey değildir.


13 Şubat 2003
Perşembe
 
KORAY DÜZGÖREN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED