|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Batı kültürü, kendi temel probleminin konjonktürel yükselişlerinden biri ile daha karşı karşıyadır: fuhuş, uyuşturucu iptilası, alkolizm, cinayet ve beyaz yaka suçları, hırsızlık, cinsel saldırganlık, çocukların taciz edilmesi ve çocuk suçlarındaki artış, akıl ve ruh hastalıklarındaki yükseliş yanında, son yıllarda daha sık görülmeye başlayan kundaklama ve öldürme olayları, bu ülkeleri bir cinnet toplumu haline getirmiştir. Bütün bu saydığımız olayları yalnızca iktisadî sebebe dayanarak açıklamak ve olayı yalnızca iktisadî sebebe irca etmek kolaya kaçmak olur. Batı kültürü, ırkçı, ayrımcı, sınıflı ve sonuçta iç ve dış sömürüye dayalı sütunlar üzerine bina edilmiştir. Bütün çıkar ilişkileri de aynı sütunların üzerine kurulu mekanizma ile işlemektedir. Bu sütunlardan biri çekilirse bina çöker. Bu yüzden Batı kültürünün kendine dönük iyileştirme çabaları kısır ve sonuçsuz kalmaya hükümlüdür. Nitekim Yeni Dünya Düzeni bahanesi ile yeniden ve aceleyle el attığı liberalizm, demokrasi, insan hakları gibi çareler onun derdine derman olamıyor. Çünkü bu kurumlar da aynı kültürün ürünleridir ve sömürüyü içte ve dışta devam ettirebilmenin aletleri olarak kullanılmaktan başka işe yaramıyor. Tabiî sözün gelip dayandığı bu noktada İslâm'ı çare olarak öne sürmek bazılarımıza kolaycılık gibi görünebilecektir. Fakat bunu sadece ben söylemiyorum ve sadece şimdi değindiğimiz bağlamda da ileri sürmüyorum. ABD'de ırkçılık belâsından en çok etkilenmiş olan insanlar bu belânın İslâm'la bertaraf edileceğini ve yalnızca onunla bertaraf edileceğini söylüyorlar. İngiltere'de Toynbee, alkolizm belâsıyla sadece İslâm'ın başa çıkabileceğini 1940'larda söylemişti. Batı kültürünün dayandığı temeller tabiatı icabı kan, ateş ve ölüm üretmeye istidatlıdır. Bu kültürün temelinde vahşet mevcuttur. Öncelikle onun bu özelliğinin farkına varılması, bu teşhisin yapılması gerekiyor. Zulmü işleyenler, zulümlerine dayanak teşkil edebilecek hiçbir haklı gerekçe göstermeyi başaramıyor. 1990'ların başlarından bu yana, Avrupa'da, özellikle Almanya'da yaşayan Türklere karşı işlenmiş kundaklama ve öldürme olayları tamamen keyfî, sebepsiz hareketler olarak boşlukta kalıyor. Yani bu hareketi meselâ iktisadî sebeple izah imkânı bulunmuyor. Milliyetçilik duygusu, keza bu olayda sadece psikolojik bir faktör olarak duruyor ve olayı açıklamada yakıştırma, yapıştırma, iğreti bir görünüm halinde kalıyor. Aslında, bizim, o ülkelerdeki resmî temsilcilerin yaklaşımı da, meseleyi kökünden çözecek bir kavrayışı sergilemekten uzak duruyor. Onların dedikleri, oralarda yaşayan Türklerin yaşadıkları ülkelerin kültürlerini benimsemeyi, onların hayat şartlarına uyum sağlamayı öngörüyor. Bu öngörünün tercümesi şudur: orada yaşayan insanımız, oranın kültürüne asimile olsun! Aslında bu, o ülkelerin de arzusudur ve bu arzunun temelinde Batı kültürünün sömürgeci karakteri yatar. Kolonici (sömürücü) politikanın ortak özelliği onun asimilasyoncu oluşunda temerküz eder. Güdülen hedef, kolonilerin, işgalci ülkenin sistemiyle özdeşleşmesini sağlamaktır. Bu sonuç, yerli halkın, kendi öz kültüründen vazgeçmesini ve onu terk etmesini sonuçlar. Şimdi aynı durum, Batı ülkelerine yerleşmiş olan Türkler için onları korumakla mükellef kendi temsilcileri tarafından istenmektedir. Buna da kör talih demiyorum, çünkü bu ülkede uygulanan sosyal ve siyasal politikalar ülke dahilinde Batı kültürü ile özdeşleşme temeli üzerinde yürütülüyor. Olayın münhasıran iktisadî sebeplerle izah edilemeyeceğini söylemiştim. Gerçi zaman zaman ortaya çıkan iktisadî durgunluk, enflasyon ve dolayısıyla baş gösteren işsizlik, o ülke insanlarını yabancılara karşı müsamahasız hareket etmeye zorluyor. Olayın temel sebebi ırkçılıktır, ama işsizlik ırkçılığa bahane teşkil ediyor. Nitekim Batı Avrupa ülkelerinde çalışan yabancı işçilerin sayısı aynı kalmakla birlikte, işsizlik gittikçe artmaktadır, yani işsizliğin sebebi yabancı işçiler değildir.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |