T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Erbakan'ın çağrısı

Bir hafta sonra (23 Şubat) siyasi yasağı dolacak olan ve Saadet'in başına geçmesi beklenen, ondan bir hafta sonra da hükümetin ilk üç ayını değerlendirmek üzere bir tv mülakatına hazırlanan Erbakan, (bir dosya dolusu tv daveti olduğunu ifade ediyor) Cumartesi akşamı gazetecilerle mutad buluşmalarından birini daha gerçekleştirdi. Amacı "bayramlaşma" vesilesi ile üç konuda kamuoyuna düşüncelerini ulaştırmaktı.

Birinci konu, AİHM'nin RP ile ilgili kararı idi. Erbakan kararın RP ile ilgili olmadığını, gerçekte "İslam'ın yargılandığı"nı ifade ediyor, bunun "hukukla bağdaşmadığı"nı vurguluyordu. Kaldı ki dava 4 yıl sürmüş, siyasi yasağın kalkmasına şunun surasında bir hafta kalmıştı. Yani yasak fiilen uygulanmıştı. Erbakan AİHM'nin misyonunu dikkate alarak "İnsanlık adına üzüntülerini açıklama gereği duymakta" idi.

İkinci konu, "hükümetin performansı"na ilişkindi. Mart sonunda hükümetin ilk üç ayı dolacaktı ve Erbakan'a göre ekonomideki yangın başta olmak üzere, dış politika ve insan hakları gibi ana alanlarda "hiçbir şey çözülmüyor, her şey kötüye gidiyor"du.

Bu buluşmanın en acil gerekçesi Irak konusu idi. Erbakan, daha söze başlarken "hükümetin en büyük hatası ABD'ye yardımcı olmaktır" diyordu. "ABD ise, Arz-i Mevud'a ulaşmak isteyen İsrail tarafından kullanılmakta" idi. "İsrail bölgede bir büyük İslam ülkesi istememekteydi. Irak'tan sonra sıra İran'a, Suudi Arabistan'a, Mısır'a, Suriye'ye ve Türkiye'ye gelecekti. Amerika bölgeye yerleştikten sonra bir daha çıkmayacaktı. Çünkü İsrail'in bölgede sürekli bir bekçiye ihtiyacı vardı. ABD Afganistan'a karşı Pakistan'ı kullanmış, hiçbir vaadini yerine getirmemişti. Şimdi de Irak'a karşı Türkiye'yi kullanacaktı."

Böyle devam ediyordu Erbakan...

Şunlar da Erbakan'ın Irak-Türkiye-ABD ekseninde tartışılan konular hakkında en net vurgu ile dile getirdiği his ve düşünceler:

-Mehmetçiğin kanına karşılık ABD bütçesi verilse yetinmeyiz.

-Savaştan sonra masada yer almak çocuk masalı.

-ABD'ye yardım etmek değil, engelleme görevimiz var.

-TBMM'den üslerin ve limanların kullanılmasına ilişkin çıkan karar vahim bir hatadır.

-Biz müstemleke değiliz. "Çaremiz yok, esiriz, köleyiz" diyerek bir yere varılmaz.

-Amerikalılar'ı sırtımızda Irak'a taşıma anlamına gelecek olan kararı asla Meclis'e getirmemek gerekir. Meclis'e geldiğinde de milletvekilleri buna asla oy vermemelidir. Böyle bir kararı tarih asla affetmez. Ayrıca bu karar karşısında 7 sülalemiz dua etse affolmaz.

-Bu savaşı önlemek mümkündür. Kuzey Kore'nin doların kullanımını yasaklaması örnek bir davranıştır. Türkiye çok daha aktif ve barışı koruyucu bir politika üretmesi lazımdır. Çünkü savaş sadece felaket getirir.

-Türkiye'nin elinde D-8'ler gibi bir imkan var. Bu derhal devreye sokulmalıdır. Yarın D-8'ler toplansa ve ABD mallarına boykot kararı alınsa, bu bile ABD'yi savaş kararından döndürecektir. Çünkü 800 milyonluk bir nüfus söz konusudur. Ayrıca D-8'lerin kararı Çin, Rusya ve Hindistan tarafından da desteklenecek, böylece boykot, 5 milyarlık bir nüfus desteği kazanacaktır. Gandi, İngiliz sömürgeciliğinin önünü, böyle bir boykotla kesmiş ve Hindistan'ın bağımsızlığını kazanmasının yolunu açmıştır.

-TV'lerde gösterilen silahlara kimse kanmasın. ABD aslında dünyanın en zayıf ülkelerindendir. Dünya çapında bir boykot, ABD'nin gücünü kıracaktır.

Erbakan, gazetecilere sesleniyor "Sizlerden rica ediyorum, bu çağrımı millete duyurun" diye... Erbakan, hükümetteki eski dava arkadaşlarına sesleniyor "Gözlerini dört açsınlar, bu büyük bir vebal olur" diye...

Erbakan, "Cumartesi sohbeti"nde bir "misyon adamı" hüviyetindeydi. Akşam saat 19.00'da kabul ettiği gazetecilerden önce, saat 14.00'ten itibaren değişik toplum kesimlerinin temsilcileriyle görüşmeler yapmıştı. Kendisine, uluslararası planda, Çin ile Doğu Türkistan, Rusya ile Çeçenistan, Hindistan-Pakistan ile Keşmir konularında barışçı bir uzlaşmaya ulaşması için arabuluculuk başvurusunda bulunulduğunu bildiriyordu. Buradan Çin, Rusya, Hindistan açılımlı bir ittifak perspektifini gündeme getirmiş olmaktaydı. Irak konusundaki vurgulu çağrısı, İslam coğrafyası konusundaki hassasiyetinin yansıması gibiydi.

Erbakan, hiç şüphe etmemek gerekir ki, hâlâ, bütün heyecanı ile gündemin içinde duruyor. Saadet'in başına geçtiğinde oy planında halkla nasıl iletişim kuracağını kestirmek mümkün olmasa da, tek başına etkin bir muhalefet oluşturacağı ve vurgulu üslubunun mutlaka yankılar oluşturacağı şüphe götürmez.

En azından şu andaki duruşunun hükümetten çok daha rahat olduğu gayet açıktır. "Hükümet olsaydı ne yapabilirdi?" sorusu ayrı ama muhalefette bir "Erbakan sesi"nin çok önemli ve gerekli olduğunu belirtmek durumundayım.


17 Şubat 2003
Pazartesi
 
AHMET TAŞGETİREN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED