T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Fransa'nın yaptığı - Atı değil de paldımını dövmek

Anadolu'da bir söz vardır: "Atını dövemeyen, onun paldımını döver." Fransa'nın, Türkiye'nin NATO'ya ilettiği isteklerine karşı veto hakkını kullanması, bu atasözünü anımsatan tipik bir misaldir.

Tarihimize bakacak olursak, Kanuni Sultan Süleyman'ın, Fransa Kralı Fransuva'yı esaretten kurtaran mektubu ile başlayan, dostluk temeline dayalı, 500 yıllık ilişkisi vardır.

Bu ilişkilerin devamında, satırbaşları şunlardır; Osmanlılar, ilk kapitülasyon hakkını Fransızlar'a vermişlerdir. Ancak bu haklara dayanarak, Fransız tüccarları asırlar boyu, Türk ekonomisini adeta sömürmüşlerdir.

Osmanlı saraylarında Fransızca, asaletin simgesi olarak el üstünde tutulmuştur. Osmanlılar, Batılılaşma'yı, Fransızlaşma olarak algılamışlardır. Bu sebeptendir ki, "A la turka" karşısında "alafranga" deyimini lügatlerine geçirmişlerdir.

Türk idare sistemi, Fransız idare sisteminin bir kopyasıdır.

Milli eğitim sistemimiz Fransa'dan örnek alınarak kurulmuştur. 1940'lı yıllara kadar, orta öğretim müfredatımız, imtihan sistemlerimiz tamamen Fransa kökenlidir. Hatta, Fransızlar'ın, köhneleşmiş Bakalorya imtihanları, Türk eğitim sisteminde 50'li yıllara kadar uygulanmıştır.

Osmanlılar tarafından kurulan ilk yabancı dil öğreten lise Galatasaray Lisesi'dir ve bu müessese halen devam etmektedir.

Fransa'nın yıllarca sömürge halinde tuttuğu ülkelerde dahi, Fransız kültürünün böylesine aşılandığı, Fransız kültüründen bu denli etkilenen bir başka ülke yoktur. Bütün bunlara karşılık, Fransa'nın Türkiye'ye karşı tutumu, tarihten gelen bu etkilerin gerektirdiği ölçüde dostane midir?

Yukarıda sıralanan tarihî gerçeklerin sonucunda, Türkiye ile Fransa'nın ayrılmaz birer dost olması beklenir. Oysa son elli yıla baktığımız zaman, Avrupa yolunda attığımız her adım karşısında Fransa'yı bulmuşuzdur. Buna ait çok çarpıcı misaller vermek mümkündür.

Bunun çok tipik bir örneği, Avrupa Konseyi'nin 1980 yılı Eylül ayı toplantısında yaşanmıştır. Bu toplantıya Fransız Başbakanı Reymond Barre konuşmacı olarak katılmıştır. Toplantı sırasında kendisine, Portekizli bir parlamenter ve Türk delegasyonu üyelerinden Prof. Besim Üstünel tarafından, Fransa'da çalışan Portekiz ve Türk işçilerinin sosyal hakları hakkındaki düşünceleri sorulmuştur.

Başbakan Barre, Portekizli işçilerin, Fransa ekonomisine katkılarını övmüş ve onlara, Fransız işçilerine verilen hakların aynısının verildiğini söylemiştir. Ancak, Besim Üstünel'in sorusuna cevaben:

-"Türk işçilerine gelince, Fransa'da ne kadar suç işleniyorsa, ne kadar kirli işler varsa bunlar tarafından yapılmaktadır." diye bir genelleme yapmıştır. Fransız Başbakanı'nın bu sözleri, tüm üyeler tarafından protesto edilmiş ve genel kurul salonu adeta boşaltılmıştır. O tarihte Türk delegasyonu bir deklarasyonla bu beyanatı protesto etmiştir.

Aslında, Reymond Barre'ın bu talihsiz açıklaması sadece kendi görüşü olmayıp, Fransa'nın, Fransız devlet adamlarının Türkiye'ye bakışlarının tipik bir örneğidir. Bu örneğe, Gisard d'Estaing'in Türkiye hakkındaki söylediklerini, Fransa'daki Ermeni soykırım abidelerini ve soykırım kanunlarını kabul etmekteki tavırlarını da ilave ederseniz, asıl tablo açıkça ortaya çıkmaktadır.

Maalesef Türkiye, bu Başbakan'a "Türk dostu " diyerek "fahri doktora" unvanı vermek suretiyle taltif etmiştir.

Bütün bu tarihi olayları değerlendirdiğimizde varılan sonuç şudur; Türk-Fransız dostluğu, sadece Türkiye'nin Fransa'ya karşı duyduğu tek taraflı dostluktan ibarettir.

Türkiye ile Fransa arasındaki ikili ilişkilerin niteliği, tarih boyunca incelendiğinde, bu son NATO toplantısında da Türkiye'ye karşı veto kullanmasını yadırgamamak gerekir. Daha önceki makalelerimizde de belirttiğimiz gibi, Fransa, Almanya ve Rusya'yı da yanına alarak, Amerika'ya karşı bir savaş açmış olmakla beraber, ona karşı açıkça tavır almaktan çekinmektedir. Ancak, bu husumetini Amerika'nın yakın dostu olan Türkiye'ye karşı gösterebilmektedir. Yani bu durumda, halk arasında yaygın olan, atasözünün ifade ettiği şekilde, "atı dövemediği için, hıncını onun paldımından yani eğerinden almaya çalışmaktadır."


17 Şubat 2003
Pazartesi
 
CEVDET AKÇALI


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED